en-Nâfi'
en-Nâfi' (Nafi') (Fayda veren). Üç kaynak Nâfi'yi daima Dârr ile bir çift olarak, "karşılıklı isimler" (esmâ-i mütekābile) düzeni içinde okur. Mesnevî onu, zarardan sonra mutlaka gelen lütuf-fayda tecellîsi olarak açar; isimler hiç durmadığı için Dârr'ı her zaman Nâfi' takip eder. Füsûs, Nâfi'yi Hakk'ın büt
en-Nâfi' — Fayda veren, hayırlı olanı yaratan
Mânâ. en-Nâfi', Allah'ın esmâ-i hüsnâsından olup "fayda veren" demektir. Bu isim, "dilediği varlığa hayırlı ve faydalı olanı yaratan ve ulaştıran" şeklinde tanımlanır. Âlimler, isme ayrıca "zararlı gibi görünen bir durumu, hikmetiyle ve sezilmez yollarla faydalı hâle getiren", "çaresizlerin imdadına yetişen" ve "ihtiyaçtan fazlasını lütfeden" gibi daha geniş anlamlar da yüklemişlerdir.
Etimoloji. İsim, Arapça ن-ف-ع (n-f-ʿa) kökünden gelen ve "fayda vermek" anlamındaki nef‘ mastarına dayanır. Nâfi‘, bu kökün ism-i fâil (etken ortaç) formunda olup doğrudan "fayda veren" mânâsındadır.
Kur'an-ı Kerîm'de en-Nâfi'. Nâfi‘ ismi, Kur'an-ı Kerîm'de bu şekliyle doğrudan Allah'a nisbet edilerek geçmez. Ancak Tirmizî ve İbn Mâce'nin rivayet ettiği esmâ-i hüsnâ listelerinde yer alır. Kur'an'da ise "fayda" (nef‘) ve "zarar" (darr) kavramları pek çok âyette Allah'ın irade ve kudretine bağlanır. Örneğin Fetih sûresinde, "Allah size bir zarar gelmesini diler veya bir fayda elde etmenizi murat ederse O’na karşı kimin bir şey yapmaya gücü yetebilir?" (Fetih 48/11) buyrularak her iki durumun da yegâne fâilinin Allah olduğu belirtilir. Nef‘ ve darr kavramları yedi âyette fiil kalıplarıyla Allah'a izâfe edilirken, beş âyette putların fayda veya zarar veremeyeceği vurgulanarak bu sıfatların yalnızca Allah'a ait olduğu dolaylı olarak ifade edilir. Ayrıca ondan fazla âyette, zararın (durr, ricz, azap) kaldırılması bağlamında fayda verme eylemi Allah'a nisbet edilir.
Anlamca yakın isimler. Cebbâr, Latîf, Muğnî, Muiz, Mukīt, Rezzâk.
İtikadî çerçeve ve kula yansıması. Nâfi‘ ismi, genellikle zıddı olan Dâr (zarar veren) ismiyle birlikte anılır. Âlimler, kâinatı yöneten kudretin tam olarak idrak edilebilmesi için bu iki ismin bir arada zikredilmesinin önemini vurgular. Zira hayır ve şer, fayda ve zarar dahil her şey Allah'ın iradesi ve kudreti altındadır. Fahreddin er-Râzî'nin belirttiği gibi, bu isimler bir eksiklik değil, tam aksine mutlak kudreti ifade eden övgü sıfatlarıdır; çünkü bu güce sahip olmayan bir varlığın yaratıcı olması düşünülemez. Bu ismi idrak eden bir mü'min, hayatın iniş ve çıkışları karşısında sarsılmaz bir dayanağa sahip olur. Karşılaştığı zorlukları aşmak için elinden geleni yapar, ancak sonucun Allah'tan olduğunu bilir. Bu bilinç, kişiye hem mücadele gücü verir hem de başarısızlık durumunda onu ümitsizlikten ve ruhsal çöküntüden korur. Zira mü'min, nihai fayda ve zararın yalnızca Allah'ın elinde olduğuna, O'nun takdirine rıza göstermenin en büyük huzur kaynağı olduğuna inanır. Hz. Peygamber'in, "Allahım! Öğrettiğin şeylerden beni faydalandır, bana fayda verecek şeyleri öğret ve bilgimi arttır!" şeklindeki duası, bu ismin tecellisini hayata yansıtmanın en güzel örneğidir.
Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi — "Nâfi'" maddesi · Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât · Fahreddin er-Râzî, Levâmiʿu’l-beyyinât.