Esmâ 76
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 238 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
EZ-ZÂHİR
Bütün varlıkların zâhiri, dışı olan demektir.
Bunu bilince olursun tahir,
Kendim bilmeği eyleme tehir,
Bütün gördüklerin ZÂHİR'dir ancak.
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.
Mesnevî-i Şerîf'te ez-Zâhir
Mevlânâ, Zâhir ismini "Hû've'l-evvelü ve'l-âhirü ve'z-zâhirü ve'l-bâtın" (Hadîd, 57/3) âyeti üzerinden açar; Konuk'un şerhi, Hakk'ın nasıl olup da hem görünen hem gizli olduğunu işler.
Zâhir olan da O'dur, bâtın olan da. Şerhin esas teması, Hadîd Sûresi'nin âyetidir. Cilt 12, âlimin itirazını öne koyar:
"Hak Teâlâ 'Evvel O'dur, Âhir O'dur, Zâhir O'dur, Bâtın O'dur' (Hadîd, 57/3) buyurmuştur. Ey âlim efendi! Sen dersin ki: 'Hak nasıl Zâhir olur? Çünkü Zâhir dediğimiz şey bu eşyâdır; ve bu eşyâ ise hâdistir (sonradan yaratılmıştır).'" (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 12)
Akıl sahibi âlimin takıldığı yer budur: görünen eşyâ sonradan yaratılmışsa, kadîm olan Hak nasıl Zâhir olur? Mevlânâ bu soruyu kuru ilimle değil, "tazarru ve niyâz ile hakikat altınını istemekle" çözülecek bir hâl olarak koyar. Zâhir ismi, eşyâda görünenin aslında Hak olduğunu söyler; eşyâ ise o zuhûrun perdesidir.
Esmâ inişte zuhûra çıkar. Cilt 11, Zâhir ismini varlığın tenezzülüyle (inişiyle) açıklar: "Vücûdun mertebe-i ıtlâkında (mutlaklık mertebesinde) sıfât, esmâ ve ef'âl yoktur. Mertebe-i şehâdette taayyünât-ı kesîfe libâsına büründüğü vakit, sıfât, esmâ ve ef'âl en açık (azhar) hâle gelir." Demek isimler ve fiiller, Hakk'ın zâtında gizliyken, âlem-i şehâdete (görünen âleme) inince açığa çıkar. Zuhûr, inişin son basamağında olur.
Mazhar ile zâhir olmak. Cilt 2, Hakk'ın isimlerinin ancak mazharlarıyla zâhir olduğunu koyar:
"Kul merzûk (rızıklandırılan), Allah Teâlâ ise Rezzâk'tır; merzûkıyet, rezzâkıyetin eseri olup kul üzerinde tahakkuk etmiştir. Eğer merzûk olmasaydı, Hak Teâlâ Rezzâk olmazdı. Kul âbid olunca, Hak Teâlâ da Mâbud olmuş olur." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 2)
Demek bir isim, ancak eserini taşıyan bir mazhar bulunca zâhir olur: rızıklanan olmadan Rezzâk, kul olmadan Mâbud görünmez. Zâhir ismi, isimlerin görünür hâle geldiği bu karşılıklı bağı kurar.
Füsûsu'l-Hikem'de ez-Zâhir
İbn Arabî, Zâhir ile Bâtın'ı bir çift olarak işler; Kelime-i Âdemiyye ile Kelime-i Şuaybiyye bu ismi çekirdek-ağaç misaliyle ve Hakk'ın kendini vasıflandırmasıyla açar.
Hak kendini zâhir ve bâtın olarak vasıflandırdı. Kelime-i Âdemiyye, ismin kaynağını koyar:
"Hak Teâlâ kendisini zâhir ve bâtın olarak vasıflandırdı; çünkü âlemi yarattı. Bâtını gaybımızla, zâhiri şehâdetimizle idrâk etmemiz için gayb ve şehâdetle kendisini vasıflandırdı." (Kelime-i Âdemiyye)
Demek Hak, âlemi yaratırken kendini iki yüzle gösterdi: bâtın yüzünü gayb âlemiyle, zâhir yüzünü görünen âlemle. İnsan da bu yüzden iki yönlü idrâk eder — gizliyi sezgisiyle, görüneni gözüyle.
Çekirdek bâtın, ağaç zâhir. Kelime-i Şuaybiyye, zât ile esmânın ilişkisini bir misalle koyar:
"Hak esmâ sûretleriyle tecellî ettiğinde, bu ayn-ı vâhide (zât) ma'kūl, mestûr ve bâtın olur; kesret ise mahsûs, mekşûf ve zâhir olur. Bir çekirdekteki ağacın dalları, yaprakları, çiçekleri zâhir olunca, çekirdek mestûr ve bâtın olur; ağaç ile dalları mahsûs ve zâhir olur." (Kelime-i Şuaybiyye)
Demek Zâhir ve Bâtın aynı hakikatin iki hâlidir: çekirdek (zât) gizlenince ağaç (esmâ ve kesret) görünür. Biri öne çıkınca öteki perdelenir; ama ağaç çekirdeğin ta kendisidir. Zâhir, gizli olanın açılmış sûretidir.
Tecellî tekrar etmez. Aynı fasıl, zuhûrun her an yeni oluşunu koyar: "Tecellî tekrar etmez; esmâ-i ilâhiyye sonsuzdur, Hak bu isimlerle dâimâ mütecellîdir." Demek Zâhir ismi durağan bir görünüş değil; Hak her an yeni bir sûretle zâhir olur, hiçbir tecellî bir öncekinin aynı değildir.
Terzibaba Külliyatında ez-Zâhir
Terzibaba, Zâhir ismini en açık biçimde Bâtın ile çift olarak, âlem-i şehâdet ile berzah arasındaki ilişkide işler.
Zâhir âlem-i şehâdet, Bâtın berzahtır. Ölüm ve Kıyâmet Hakkında dersi, iki ismin mazharlarını net ayırır:
"Zâhir isminin mazharı olan âlem-i şehâdetteki ilâhî tekliflere göre, Bâtın isminin mazharı olan berzahta oluşan amel ve ahlâkının güzel veyâ kötü sûretlerini, insan berzahta kendi yakınları olarak bulur." (Ölüm ve Kıyâmet Hakkında)
Demek Zâhir ismi görünen dünyanın, Bâtın ismi ölümden sonraki berzah âleminin mazharıdır. Bu dünyada zâhirde işlenen amel, öbür âlemde bâtının mazharında bir sûret kazanır. Zâhir ile Bâtın, iki âlemi birbirine bağlayan bir köprüdür.
Cemâl ve Celâl mazharlarına ayrılış. Aynı tema Kâf Sûresi şerhinde sürer: "Sûretin yok olmasından sonra, bütün mevcûdât berzaha nakledilir; Cemâl ismine ait görünme yeri olanlar Cemâl mahallinde, Celâl ismine ait olanlar Celâl mahallinde zâhir olurlar." Zâhirde karışık duran varlıklar, bâtına geçince hangi ismin mazharıysalar oraya ayrışırlar; görünenin ardındaki hakikat böylece açığa çıkar.
Rubûbiyet mertebesinin zâhir oluşu. Bir Ressam Hikâyesi, kulun zuhûrunu isimlerin terkibine bağlar: "Bu esmâ çeşitli terkipler hâlinde ortaya çıktığı anda kul (abd) meydana gelir; Allah isimlerinin bir terkip şekliyle, bir isim altında varlık hâlinde ortaya çıkmasıyla rubûbiyet mertebesi zâhir olur." Demek her kul, belli isimlerin bir araya gelip görünür hâle geldiği bir zuhûr noktasıdır; kulun varlığı, Rabb'inin o kulda zâhir oluşudur.
Değerlendirme
Üç kaynak Zâhir ismini, Bâtın ile bir çift olarak ve "zuhûr" ekseninde birleştirir. Mesnevî onu Hadîd âyetiyle (Evvel-Âhir-Zâhir-Bâtın) açar; eşyâda görünenin aslında Hak olduğunu, isimlerin ancak mazharlarıyla zâhir olduğunu gösterir. Füsûs, Hakk'ın kendini gayb ve şehâdetle, zâhir ve bâtın olarak vasıflandırdığını koyar; çekirdek-ağaç misaliyle zâhirin gizlinin açılmış sûreti olduğunu anlatır. Terzibaba külliyatı Zâhir'i âlem-i şehâdetin, Bâtın'ı berzahın mazharı yapar; bu dünyada görünen amelin öbür âlemde sûret kazandığını gösterir. Hepsinin ortak hükmü şudur: Zâhir, gizli olan Hakk'ın görünen yüzüdür; eşyâ o zuhûrun perdesi, görünen âlem de O'nun açığa çıktığı yerdir. Bu ismi batin, evvel-ve-ahir ve tecelli ile birlikte okumak gerekir.