Tavşanın onları sırdan men' etmesi
30. bölüm / 56 · 756 kelime · ~4 dk okuma
1059. Dedi ki: Her bir sırrı açık söylemek lâyık değildir; zîrâ ba'zan çift tek gelir ve ba'zan da tek çift gelir.
Tasavvur olunan tedbîrin netîcesi meçhûl olduğundan, ifşa etmek câiz değildir. Nitekim tek mi çift mi oyununda, tek desen, ba'zan çift çıkar ve çift desen ba'zan tek çıkar. Ya'ni senin fikrin gâh isabet eder, gâh etmez. Binâenaleyh vukū'undan evvel bir tedbîri ifşa etmek câiz değildir.
1060. Safadan dolayı ayîneye nefes mursan, âyîne hemen bize bulanır. [1046]
Ya'ni âyînenin yüzündeki tozları silip onu musaffâ kılmak için âyînenin sathına "hoh" diye nefesi versen, o satıh nefesin rutûbeti ile bulanır. Ayîne-i tedbîrine cilâ vermek için ifşâ nefesini verirsen o tedbîr aynası mevâni' zuhûruyla bulanır ve içinde senin murâdının sûreti görünmez olur.
1061. Zehabından ve zehebinden ve mezhebinden. Bu üç beyanında dudağını az kımıldat!
Ya'ni insanın ağyârdan saklaması lâzım gelen üç şeyi vardır: Onlar da استر ذهبك و ذهابك و مذهبك ya'ni "Altınını ve zehâbını ve mezhebini sakla!" hadîs-i şerîfi mûcibince "para, fikir ve mezheb"dir. Bu üç şeyin ifşâsı insana türlü türlü zararlar verir.
1062. Zîrâ bu üçe hasım ve düşman çoktur; onu bildiği vakit, senin pusunda durur.
Düşman ve hasım, sende bunlardan birisine vakıf olduğu vakit, husûmet ve adâvetini icrâya fırsat bulmak için pusuya yatar ve seni gizlice ta'kîb eder.
1063. Ve eğer birine söylersen, elveda' de! İkiyi tecavüz eden her bir sır şayi oldu.
Eğer sırrını bir kimseye fâş edersen, artık o sırra elveda' de! Zîrâ iki dudağı geçen her bir sır, etrâfa yayılır. İmdi birisi çıkıp diyebilir ki: Yâ Hz. Mevlâna! Yukarıda مشورت ادراك هشیاری دهد ya'ni "Meşveret idrâk ve akıllılık verir" buyurdunuz; bu beyt-i şerîfde de "Eğer sırrını birine söylersen, o sırra vedâ' et!" buyuruyorsunuz. Halbuki sırrını birisiyle istişare etmek için, mutlaka o sırrı bir kimseye açmak lâzım gelecektir. Şu halde bu beyânâtın tevfikı nasıl olur? Cenâb-ı Pîr âtîde beyt-i şerîfde bu dakîkaya işaret edip buyururlar ki:
1064. İki üç uçucuyu birbirine bağlarsan, yer üstünde elemden mahbûs kalırlar.
Mahrem olan kimseler ile bir mes'eleyi müşâvere edip, herkesin re'yi birbirine bağlanmak, iki üç uçucu kuşu birbirine bağlamağa benzer. Ya'ni eğer bir kimse fikrini birisine açarsa, birisi kendinin ve diğeri mahreminin fikri olmak üzere, iki fikir ortaya konmuş olur. İki mahrem ile istişare ederse, kendisi ile beraber iki kişiden her birisi bir re'y beyân eder. Binâenaleyh yapılacak iş hakkında muhtelif fikirler ortaya konur; bunlardan hangisinin icrâ edileceği belli olmaz. Bunlardan birisini intihâb etmek, iş sahibinin re'yine kalır; ve o da ifşa edilmemiş bir sır hâlinde bulunur. İmdi bu üç re'y, üç uçan kuşa benzer. Bağlı olan kuşlar, zemînde mahbûs kalıp uçamadıkları gibi, işbu muhtelif re'yler dahi, yekdiğerine bağlanıp kaldığı ve hangisinin ihtiyâr olunacağı meçhûl bulunduğu için fâş ve münteşir olamaz.
1065. Galata düşürücü ile karışık kinaye içinde iyice kapalı sûretde meşveret tutunuz!
Ya'ni meşveretin mahrem ve emîn kimse ile yapılması lâzım olmakla beraber, zât-ı mes'eledeki sırrın mestûr ve mahfûz kalması için, o mes'eleyi muhâtabı tereddüdlere düşürecek sözler ile karışık kinâyeler içinde, tamâmiyle kapalı bir sûretde söyleyip meşveret etmelidir. Meselâ tavşanın diğerleriyle meşveret etmesi lâzım gelse: "Telâş etmeyin, ben arslana gideceğim, sizin için cânımı fedâ edeceğim; lâkin bu arslan bu tâifenin başında büyük bir belâdır; bu belâyı başınızdan def' edebilmek için ne düşünebilirsiniz?" demesi lâzım gelir; ve bu sûretde kendi sırrı hîn-i istişârede mestûr kalmış olur.
1066. Peygamber kapalı meşveret ederdi; onlar ona habérsiz olarak cevab vermiş olurlar idi.
Resûl-i Ekrem Efendimiz ashâb-ı kirâmıyla meşveret buyuracakları vakit zât-ı mes'eleyi kapalı bir sûretde söyler ve onlar da, düşmanlar ve ağyâr mes'elenin rûhuna ve künhüne vakıf olmaksızın beyân-ı mütâlaa etmiş olurlar idi. Resûl-i Ekrem Efendimiz'in murâd-ı şerîfleri, münafıklar ve müşriklerden mestûr kalır idi.
1067. Hasım, baştan ayağı bilmemek için, re'yini misal içinde bağlı söylerdi.
Ya'ni Resûl-i Ekrem Efendimiz düşmanlar mes'elesinin mâhiyyetini anlamamak için, emîn ve mahrem olan ashâb-ı kirâmı ile istişare buyurdukları vakit, re'y-i saâdetlerini kapalı bir misâl içinde beyân buyururlar idi. Meselâ bir hadîs-i şerîflerinde خمروا آنيتكم و او کوا اسقيتكم و اغلقوا ابوابكم ya'ni "Kaplarınızın ağzını örtünüz ve su tulumlarınızı bağlayınız ve kapınızı kapayınız!" buyurmuşlardır. Orada hâzır bulunan münafıklar, edeb ta'lîm ediyor deyip, mes'elenin rûhuna vakıf olmamışlardır. Halbuki Risâlet-penâh Efendimiz'in maksad-ı âlîleri, "kalb"leri kaba ve "su"yu maârif ve hakāyık-ı ilâhiyyeye ve "tulum"ları vücûd-ı beşere ve "sükût"u bağlamaya ve "kapı"yı dudaklara teşbîh buyurarak "Aranızda yabancılar vardır; kalblerinize vârid olan hakāyık ve maârif-i ilâhiyyeyi elfâz ile ızhâr etmeyiniz, ağzınızı kapayınız!" demek idi. Ve bunu urefâ-yı ashâb anlarlar idi.
1068. O ondan kendi cevabını tutardı, halbuki onun suâlinden başkası koku alamazdı.
İşte Resûl-i Ekrem Efendimiz ashâb-ı kirâma vâki' olan bu yoldaki suâlden, kendi istediği cevabı almış olduğu halde münafıklar ve ağyâr o cevâbdan hiçbir şey anlıyamazlar idi.