Velîahdlık husûsunda ümerânın münâzaa etmesi ve yekdîğerine kılıç çekmesi
16. bölüm / 56 · 1325 kelime · ~7 dk okuma
704. O beylerden bir bey öne geçti; o vefâ düşünen kavmin önüne geçti.
705. Dedi ki: Ey işte ben o adamın naibiyim; zamanda Isa'nın naibi benim.
706. İşte bu risale, ondan sonra bu niyabet benim zamanımın olduğuna burhandır.
Ya'ni vezîrin vefatından sonra, dîn-i Îsevî'nin reîs-i rûhânîsi ben olacağıma dâir şu elimde bulunan risale bir hüccettir.
707. Pusudan, başka bir bey de çıktı; hilâfetde onun da'vâsı da ancak bu idi.
708. O da koltuğundan bir risale gösterdi; nihâyet her ikisinin çıfıt öfkesi zâhir oldu.
709. O diğer beyler de birer birer katar olup, keskin kılıçları çekmiş idiler.
710. Her birinin elinde kılıç ve bir risale, kudurmuş filler gibi birbirine düştüler.
711. Kesilmiş başlardan tepe oluncaya kadar, yüz binlerce İsevî adam ölmüş oldu.
712. Soldan sağdan sel gibi kan aktı; bundan havaya dağ dağ toz kalktı.
Ya'ni muhâribler ellerindeki kılıçlar ile sağlarına sollarına tesadüf edeni kestiler biçtiler; seller gibi kan aktı ve bu izdihamdan havaya yığın yığın dağlar gibi tozlar kalktı.
713. Onun ekmiş olduğu fitnelerin tohumları, onların başlarının âfeti oldu.
Ya'ni yahûdi vezîrin hîlesi ve tezvîrâtı semeredâr oldu ve millet-i Îsevî'nin başlarının belâsı oldu.
714. Cevizler kırıldı ve içi olan, öldükten sonra temîz ve latîf rûha malik oldu.
Ya'ni bu harb esnasında Îsevîlerin, cevizin kabuğu gibi olan cesetleri kırıldı, kesildi, biçildi. Bunlardan içi, din ve îmân ve ihlâs ile dolu olanlar, öldükten sonra, temîz ve latîf rûha mâlik olup, âlem-i berzahda zâhir oldular.
715. Ten nakşına öldürülmek ve ölmek, narın ve elmanın yarılması gibidir.
Ya'ni cesed-i insânînin öldürülmesi veyâhut bir maraz neticesinde ölmesi, narın ve elmanın yarılıp, içinin çıkması gibidir.
716. Onun tatlı olanı, nardenk şerbeti olur; onun çürümüş olanı ancak sadâ olur.
717. Ma'nalı olan, güzel zahir olur; çürümüş olan zelîl ve hakîr olur.
Ya'ni cesed, ölüm ile harâb olunca, içinde îmân ve irfan ve îkān ma'nâları olanın rûhu, âlem-i berzahda güzel zâhir olur; bu ma'nâlardan hâlî olan da hayât-ı berzahiyyede çirkin sûretle zâhir olup, müflis ve zelîl ve hakîr olur.
718. Ey sûrete tapan, git ma'naya çalış; zîrâ ma'na sûret başı üzerinde kanaddır.
Ey sûret-i zâhiresi güzel ve tenâsüb-i endâma ve fesâhat-ı kelâma mâlik olanlara ve temiz giyinip kuşananlara meclûb olan ve onlara hürmet edip tapan kimse; bu sûretler ölüm ile mahv olur. Ma'nâya çalış ve ma'nâ erbâbına meftûn ol! Zîrâ îmân, irfân ve îkān, sûret başındaki dimâğ içinde âlem-i letâfete uçmak için kanaddır. Nitekim âyet-i kerîmede Hak Teâlâ buyurur: وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ وَإِنْ يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌ (Münâfikûn, 63/4) Ya'ni "Ey Peygamberim, sen o münafıkları gördüğün vakit, cisimlerini beğenirsin; ve eğer söylerlerse, fesâhatlarından dolayı sözlerini dinlersin; onlar gûyâ duvara dayanmış odun gibidir."
719. Hem atâ bulmak ve hem feta, ya'ni delikanlı olmak için ma'na ehlinin musahibi ol!
Ya'ni atâ-yı ilâhîye nâil olmak ve âlem-i ma'nâda çocukluktan kurtulup, bâliğ bir delikanlı olmak istersen; ya'ni ehli olan insân-ı kâmile mülâkî olup, onunla otur kalk! Nitekim ayet-i kerîmede de يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ (Tevbe, 9/119) Ya'ni "Ey mü'minler, Allah'dan korkun ve sâdıklar ile beraber olunuz!" buyrulur.
720. Ma'nâsız can, bu cisim içinde şübhesiz, kın içinde tahta kılıç gibidir.
721. Kın içinde bulundukça kıymetlidir; dışarıya çıkınca, yakmak için âlettir.
722. Evvelen bak, işin efgân olmamak için, cenge tahta kılıcı götürme!
Ya'ni bu dünyâ âleminde cânını ilim ve irfân-ı ilâhî ile, çelik ve keskin bir kılıç hâline koy! Ten kılıfı içinde böyle bir kılıç hâsıl edip, kıyâmet ma'reke sine git! Eğer canın irfân-serâ olursa, vâkıâ cesedin sağ oldukça, kıymetli gibi görünür; fakat böyle bir can tahta kılıç mesâbesindedir. Böyle tahta bir kılıç ile ma'reke-i kıyâmete gidenin hâli berbâddır.
723. Eğer tahta ise, git başkasını taleb et; ve eğer elmas ise, sevinç ile ileriye gel!
Ya'ni eğer cismindeki rûh, tahta kılıç mesâbesinde ise, kıyâmetin muhârebe meydanı için bir başka kılıç tedarik et; ve eğer rûhun maârif-i rabbâniyye ile elmas gibi parlak ise, sevinerek meydana çık!
724. Kılıç, evliyânın silâhhanelerindedir; onları görmek sizin için kîmyâdır.
Ya'ni ma'reke-i kıyamet için tedarik olunacak elmas kılıç, evliyânın silâhhâne mesâbesinde olan kalblerindedir. Ya'ni evliyânın kalbi, bu parlak kılıcın deposudur. Bu parlak rûhu, onların kulûb-ı nûrânîlerinden tedarik edebilirsiniz. Binâenaleyh o zevât-ı kirâmı inâyet-i Hak'la görüp tanımak, ey sâlikler sizin için kîmyâdır. İksîr nasıl maâdin-i nâkısayı altına kalb ederse, onlar da sizin tahta kılıç gibi olan rûhlarınızı, parlak elmas kılıca kalb ederler.
725. Ulemânın hepsi ancak ve ancak bunu demişlerdir ki, âlim, âlemlere rahmettir.
“Ulemâ”dan murâd ulûm-ı ledünniyyeye vakıf olan zevât-ı kiramdır. Bunlar bu ulûmda peygamberlerin vârisidir. Hâtem-i enbiyâ hakkında Allah Teâlâ Hazretleri وَ مَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ (Enbiyâ, 21/107) Ya'ni “Biz seni âlemlere rahmet olmak üzere gönderdik” buyurmuş olduğundan, onun vârisleri de bu hükm-i ilâhî tahtına dâhil olur.
726. Eğer bir nar satın alır isen, gülücü olanı al; tâ ki gülüş onun dânesinden haber versin.
Ya'ni narın olmuş ve çatlamış olanını al ki, içindeki dâneler küçük mü, büyük mü, olmuş mu, ham mı, çürük mü, sağlam mı? Göresin ve aldanmayasın. Nar"dan murâd, ulûm-i ledünniyye sahibi olan mürşid-i kâmildir. "Dâne" den murâd, ulûm-i zâhiriyye ve bâtıniyyesidir. "Hande"sinden ve "çatlaması"ndan murâd, onun Kur'ân'a ve ehâdîs-i nebevîyeye mutâbık olan kelâmı ve efâlidir. Mürîd onun kelâmından ve efâlinden ahvâl ve akāid-i bâtıniyyesini anlar.
727. Ey kimse, onun mübarek handesidir ki, can çekmecesinden, inci gibi olan dili ağızdan görünür.
Ya'ni, mürşid-i kâmilin ağzından sâdır olan kelâmı, canın çekmecesine saklanmış inci gibi olan gönlünün ve içinin mâhiyyetini gösterir. Nitekim "Kelâmından olur ma'lûm kişînin kendi mikdârı" demişlerdir.
728. Mübarek olmayan hande, o lâlenin handesidir ki, onun ağzı gönül karanlığını gösterdi.
Ya'ni, mürşidlik da'vâsında bulunan nâtamam kimsenin ağzından sâdır olan sakîm ve yanlış kelâm da, onun gönlünün ve içinin karanlığını gösterir. Binâenaleyh ey sâlik, öyle bir kimsenin seni Hakk'a îsâl edemiyeceğini anlar ve ona musahib olmazsın.
729. Gülücü olan nar, bağı da gülücü eder. Merdlerin sohbeti, seni merdlerden [721] eder.
Kelâmı, hikemiyyât-ı ilâhiyyeden ibaret olan insân-ı kâmil, insanlık bahçesini hikmetlere müstağrak eder. Hak adamlarının sohbeti, seni çocukluk mertebesinden çıkarıp, insân-ı kâmil zümresine ilhâk eder.
730. Bir dem merdân-ı Huda ile beraber olmak, yüz yıl takvada bulunmaktan daha a'ladır.
Bu beyit Ankaravî nüshasında yoktur; Hind nüshalarında mevcûd olduğu gibi, müteaddid âsâr-ı evliyâda da beyt-i Mesnevî olarak gösterilmiş bulunduğu için buraya yazdım.
731. Eğer sen katı taş ve mermer olsan bile, gönül sahibine eriştiğin vakit gevher olursun.
Ey sâlik, bende Hakk'a vusûle isti'dâd yoktur deme; belki hakîkî bir sâhib-dile vâsıl olamamışsındır da onun için, sende âsâr-ı feyz meşhûd olmuyor. Eğer hakîkî bir gönül sahibine mülâkî olursan, katı bir taş ve mermer gibi ne kadar "vurdum duymaz" ta'bîrine mâsadak olsan bile, mutlakā nefsinde âsâr-ı feyzi müşâhede edersin.
732. Pâklerin muhabbetini can içine dik; ancak gönlü hoş olanların muhabbetine gönül ver.
Ey Allah'ı anlamak isteyen sâlik, nefsânî sıfatlardan temizlenmiş olan evliyânın muhabbetini canının içine dik, yerleştir! لا يسعنى ارضى و لا سمائ و لكن يسعنى قلب عبدى المؤمن التقى النقى Ya'ni "Ben yerime ve göğüme sığmadım, velâkin takî ve nakî olan mü'min kulumun kalbine sığdım" hadîs-i kudsîsi mûcibince kalblerinde Hak olduğu için, kalbleri güzelleşmiş olan kâmillerin muhabbetine gönlünü teslîm et!
733. Ümitsizlik mahallesine gitme; ümitler vardır. Karanlık tarafına gitme, güneşler vardır.
Ey sâlik, ben Hakk'a vâsıl olamadım diye ümitsizlik semtine gitme; Allah Teâlâ'dan ümîd kesilmez. Artık benden hayır yoktur diye âlem-i tabîatın karanlıklarına teslîm-i nefs etme; Allah Teâlâ'nın güneş gibi olan velîleri ve kâmilleri eksik değildir.
734. Gönül seni ehl-i dil mahallesine çeker; ten seni su ve çamur habsine çeker.
Ya'ni rûhun tecellîgâhı olan gönül seni, kâmillerin ve ehl-i dillerin mahallesine çeker. Nefsin tecellîgâhı olan ten ise, seni anâsır-ı kesîfeye çekip, onların içinde habs etmek ister.
735. Uyan, bir hem-dilden gönül gıdâsını ver; git, ikbali bir mukbilden iste!
Ya'ni, kemâl-i teyakkuz ile bir hem-dilden, ya'ni gönlü senin gönlünün meşrebine muvâfık olan bir kâmilden gönül gıdâsını al da gönlüne ver! Git, bir ikbâl-i ma'nevî sâhibinden, devlet ve ikbâl-i ma'nevîyi iste!
"Hem-dil" ta'bîriyle Cenâb-ı Pîr, sâlikin meşrebine muvâfık bir insân-ı kâmile intisâbına işaret buyururlar. Zîrâ sâlik meşreben halîm ve cemâlî ise, meşrebi gazûb ve celâlî olan bir veliyy-i kâmilden lâyıkıyla feyz alamaz. Çünkü kendi meşrebi i'tirâza sevk eder ve i'tirâz ise, mecrâ-yı feyzi kapar; ve kezâ kemâl-i muhabbetle ona teslîm olamaz.