Yahûdî pâdişâhın ateş yakıp "Her kim bu puta secde ederse ateşten kurtulur" diyerek, ateşin yanına put koyması beyânındadır
19. bölüm / 56 · 1130 kelime · ~6 dk okuma
778. O köpek çıfıtın ne düşündüğünü gör; ateş yanına bir put ikāme etti.
779. Dedi ki: Bu puta secde eden ateşten kurtulur; ve eğer etmezse ateşin içine oturur.
Yahûdî pâdişâhı, o vaktin müslümanları olan Îsevîler'in vücûdunu kaldırmak için, mü'minlere karşı biri ma'nevî ve diğeri maddî, iki türlü ihanet ve hıyânete teşebbüs etmiştir. Îsevîler'in puta taptırılması ihanet-i ma'neviyyedir; zîrâ onlar ehl-i kitâb olup putperest değildirler. Bu ma'nevî hıyânete teslîm-i nefs etmeyenler için, maddî hıyânet olmak üzere, ateş içinde ölüm gösterilmiştir. Binâenaleyh yahûdînin, mü'minleri Mûseviyyet'e da'vet etmemesindeki sebeb, onlara karşı bu iki hıyânetin icrâsıdır; bu da şâhın denâet-i fitnyyesini gösterir.
780. Vaktaki o nefsinin putunun layıkını verdi, onun nefsinin putundan başka bir put doğdu.
Ya'ni o şâh nefsini kendisine put yapmış ve huzûzât-ı nefsâniyyesinin gölgesi olmuş idi. Binâenaleyh kölesi olduğu nefsi, ona bir put daha îcâd etti, o da zikr olunan hazz-ı zâlimâne idi.
781. Putların anası, sizin nefsinizin putudur; zîrâ ki bu put yılan ve o put ejderhadır.
Ya'ni, nefs-i emmâre birçok putlar doğuran bir anadır. Bu doğan putlar yılandır; fakat nefs-i emmâre ejderhâdır. Yılanlar gibi nefs-i emmârenin doğurduğu huzûzâta mukābele etmek ve onları terk etmek kolay olabilir; fakat ejderhâ mesâbesinde olan bu nefs-i emmâreyi mağlûb etmek gâyet güçtür.
782. Nefis, demir ve çakmak taşıdır ve put kıvılcımıdır; o kıvılcım sudan karar tutar.
783. Çakmak taşı ve demir ne vakit sudan sakin olur; bir adam bu iki ile ne vakit salim olur?
Nefs-i emmâre demir ve onun hazzı çakmak taşı gibidir. Her an demir gibi olan nefis, çakmak taşı gibi olan hazlarından birisine çarpar. Hayâl-i insânîde emr-i ilâhîye muhâlif âteşîn bir sûret peyda olur. Fitil gibi olan kalb-i insânî, bu hayâl ile yanmağa başlar ve o hayâle tapar. Binâenaleyh bu sûret-i hayâliyye kıvılcımı onun putu olur. Demir ve çakmak taşından sıçrayıp fitili tutuşturan kıvılcım, ancak sudan söner. "Su"dan murâd, havf-ı ilâhî veyâ aşk-ı ilâhîdir. Zîrâ kalbi tutuşturan fenâ hayal, a'zâ ve cevârîhden sâdır olmadıkça, bir hükm-i şer'î terettüb etmez. Eğer bir kimsede Allah korkusu veyâ Allah muhabbeti varsa, o fenâ hâli işleyemez. Binâenaleyh bu duygular o fenâ hayal kıvılcımını söndürmüş olur. Velâkin su gibi olan bu duygular, demir ve çakmak taşı gibi olan nefsin ve huzûzâtının çâresi olamaz. Şu halde bir adam, bu iki belâyı hâmil iken ne vakit putperestlikten sâlim ve emîn olabilir?
784. Çakmak taşı ile demir, ateşi içinde tutarlar; onların ateşi üzerinde suyun geçidi yoktur.
785. Mâdemki ırmağın suyu, hâricî ateşi söndürüyor, taşın ve demirin içine gider mi?
"Irmağın suyu"ndan maksad, vahy-i ilâhî tarîkıyla gelen ahkâm-ı şer'iyye ve hudûd-ı ilâhiyyedir. Hudûd-ı şer'iyye, nefs-i emmâre ve onun hazları çakmağından sıçrayıp, yedi a'zâdan zuhûr eden ef'âl-i memnûa ateşini söndürür. Meselâ cem'iyyet-i beşeriyye arasındaki ateş, katli men' için kısâs icrâ ettirir; velâkin ahkâm-ı şer'iyye, gizli olan havâtır-ı nefsâniyyeyi söndüremez, izâle edemez.
786. Taş ve demir, ateşin ve dumanın menba'ıdır; onların katraları nasrânînin ve yahûdînin küfrüdür.
Nefsin hazlarından birisi de tekebbür, tekebbürün netîcesi de Hakk'ı kabûl etmemek ve adem-i insâfdır. Yahûdîler cenâb-ı Îsâ'nın bu kadar mu'cizâtını görmüş iken, adem-i insafları sebebiyle, onu inkâr ettiler ve salbe tasaddî ettiler. Ve Îsevîler kezâ müşrikler gibi, Hâtem-i enbiyâ Efendimiz'in mu'cizâtını gördüler ve elyevm mu'cize-i kāime olan Kur'ân'ın azamet-i maânîsini gördüler, adem-i insafları sebebiyle inkâr ettiler. Binâenaleyh bu küfür ve inkâr, ateş ve duman çeşmesinin katraları oldu.
787. Eğer küpün ve bardağın suyu biterse, çeşmenin suyu tâze ve bâkî olur.
Ya'ni nefis demirine huzûzât çakmakları dâimâ çakar ve ondan kıvılcım- lar çıkar ve kalb fitilini tutuşturup, küfür ve inkâr dumanlarını peydâ eder. Bu hâl devam ettikçe, küp ve bardak mesâbesinde olan kalb-i insânîdeki korku ve aşk sularının bitip, onları söndürememesi de vâki' olur. Zîrâ nefis ve haz çeşmesi her an tâze ve bâkîdir.
788. Put, bardak içinde gizli, bulanık sudur; sen nefsi bulanık suyun çeşmesi bil!
Havâtır-ı nefsâniyye, bardak gibi olan kalb içinde gizlenmiş bulanık su gi- bidir. Sen bu îzâhâta göre nefs-i emmâreyi, bulanık suyun çeşmesi bil!
789. O yontulmuş put, kara sel gibidir; putçu olan nefis cadde üzerinde bir çeş- medir.
O yahûdî şâhın yaptırmış olduğu put heykeli, bulanık suyun seli gibidir; dâimâ putlar yapan nefs-i emmâre ise, cadde-i hayât üzerinde bu kara selin bir çeşmesidir.
790. Bir parça taş, yüz testiyi kırar; ve çeşmenin suyu bila-tevakkuf kapar.
[777] Ya'ni, ey sâlik nefis demiri ile haz çakmağından sıçrayan yüz hâtırayı bir havf-ı ilâhî veyâ hubb-i ilâhî taşı ile kırıp def edebilirsin; fakat bu taş men- ba' ve çeşme suyunu tevkîf edemez, o çeşmenin suyu senin bu taşını kapar ve yutar. Ya'ni, bunların nefs-i emmâreye te'sîri olmaz. Görmez misin, bir peygamber-i zîşân olan Yusuf (a.s.) إِنَّ النَّفْسَ لَأَمَّارَةُ بِالسُّوءِ إِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّي (Yusuf, 12/53) ["Rabb'imin acıyıp koruduğu hâriç, nefis aşırı şekilde kötülüğü emre- dicidir"] buyurmuştur.
791. Bu putu kırmak kolay olur; pek kolay! Nefsi kolay görmek cehildir; cehil!
Hâriçteki bu put heykelini kırmak pek kolaydır; fakat nefsin kırılmasını kolay görmek pek büyük bir cehâlettir.
792. Ey oğul! eğer nefsin sûretini istersen, yedi kapılı cehennemin kıssasını oku!
Bir âlem sûretinde, her ma'nâyı temsîl eden birer sûret bulunur; binâenaleyh ma'nâdan ibaret olan nefis ile, onun huzûzâtını temsil eden sûretler nedir diye sorarsan, ey benim oğlum, cevâben derim ki, nefsin sûretini görmek istersen şu âyet-i kerîmeyi oku: وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ لَهَا سَبْعَةَ أَبْوَابِ لكُلِّ باب منهم جزؤ مقسوم (Hicr, 15/44) Ya'ni "Ve muhakkak cehennem élbette onların hepsinin mev'ididir. Onun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı, cüz'lere taksîm olunmuştur".
Nefis, cehennem tab'ında olup, aslâ huzûzâtına doymak bilmez; o nefsin sûretini yedi a'zâ temsil eder ki, bunlar da göz, kulak, ağız, el, ayak, karın ve âlet-i tenâsüldür. Bu a'zâlar hazlarını şer'in nehy ettiği şeylerden alırsa, her biri cehennemin bir kapısı olur ve menhiyâtın envâ' ve derecâtına göre de, her bir kapı cüz'lere taksîm olunmuştur. Bu âyet-i kerîmenin tefsîri âtîde gelecektir.
793. Her nefisde bir mekri vardır ve her mekr içinde ondan fir'avnîler ile beraber yüz Fir'avn mağrûkdur.
Ya'ni, nefs-i emmâre öyle bir hîlekârdır ki, her nefisde bir hîle îcâd eder ve îcâd ettiği her bir mekrin içinde de tevâbi'iyle beraber yüz Fir'avn boğulur. Binâenaleyh nefis Fir'avn'dan beterdir.
794. Musa'nın Huda'sına ve Musa'ya kaç; îmân suyunu fir'avnlıkdan dökme!
Bu beyt-i şerîfde nefis Fir'avn'a ve rûh Mûsâ'ya ve nefsin ahkâmında istiğrâk ise, Fir'avn'ın âline teşbîh buyrulmuştur. Şu halde ma'nâ-yı beyit böyle olur: Ey sâlik, Fir'avn gibi olan nefsin ahkâmı altında fir'avnîler gibi zebûn olma da, Mûsâ gibi olan rûhun ahkâmına ve rûhun Rabb'ine ilticâ et; ve âb-ı hayât gibi olan îmânı, ahkâm-ı nefse tebaiyyet sebebiyle terk etme; zîrâ nefis menba-1 küfür ve rûh, menba'-1 îmândır.
795. Elini Ahad'a ve Ahmed'e vur! Ey kardeş, ten Ebûcehl'inden kurtul!
Ey birâder! Eğer ben rûhumun ahkâmına ve rûhumun Rabb'ine ne sûretle ilticâ edeyim dersen, elini hâlık-ı rûh ve nefs olan Ahad'ın gönderdiği Kur'ân'a ve O'nun nebiyy-i zîşânı olan Ahmed (a.s.v.)ın şerîatına koy; o vakit Ebûcehil gibi anûd olan ve nefsin sûreti bulunan tenin ahkâmından kurtulursun.