İçeriğe atla

Bir kâfirin hikâyesidir ki, ona Ebâ Yezîd'in zamânında "Müslüman ol!" diye söylediler ve onun onlara cevabı

29. bölüm / 51 · 508 kelime · ~3 dk okuma

3352. Bâyezîd zamanında bir kâfir var idi. Saîd olan bir müslüman ona dedi.

3353. Ki: "Eğer sen yüz necât ve sürûrluk bulmak için islâm getirsen ne olur?"

Ya'ni, Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerinin zamânında bir kâfir var idi. Bir müslüman ona dedi ki: "Eğer dîn-i İslâm'ın hak olduğuna, hayât-ı dünyeviyyede ve uhreviyyede necât ve saâdet ve izzet bulmak için îman getirsen ne olur ve ne zarar edersin?"

3354. Dedi: "Ey mürîd, bu îman eğer şeyh-i âlem olan Bâyezîd'in tuttuğu ise;"

3355. "Ben onun o şu'lesine tâkat tutmam! Zîrâ o canın çalışmalarından ziyâde geldi."

Hz. Bâyezîd'in müridlerinden olan o müslümanın tekliflerine cevâben o kâfir dedi: "Ey mürîd, eğer bana teklif ettiğin îman halkın şeyhi olan Hz. Bâ- yezîd'in tuttuğu îmân ise, ben o îmânın harâretine tâkat getiremem! Zîrâ o îmânın harâreti cismin değil canın bile çalışmalarından ve mücâhedelerinden daha ileride olan bir tâkat ister. Binâenaleyh o îman kolay kolay elde edilecek bir îman değildir.

3356. Gerçi îmanda ve dînde mûkin değilim. Fakat onun îmânında çok mü'minim.

Gerçi kendi îmânımda ve dînimde mûkin değilim ve şübheliyim. Fakat Hz. Bâyezîd'in kendi dînindeki îmân-ı yakîni gibi bir îmânın vücuduna inanmışımdır ve bilmişimdir ki, Hak hakkında Hz. Bâyezîd'in îmân-ı yakîni gibi bir îman vardır.

3357. Onun cümleden daha yüksek olduğuna îmânım vardır. Çok latîf ve ziyalı ve revnaklıdır.

Cenâb-ı Bâyezîd'in îmânının, cümlenin îmânından daha yüksek olduğuna îmânım vardır ve o îmân çok latîf ve ziyalı ve revnaklıdır.

3358. Her ne kadar ağzım üzerinde muhkem mühür var ise de, gizlide onun îmânının mü'miniyim!

Her ne kadar Hz. Bâyezîd'in îmânı hak olduğuna dair zâhirde lafzen bir ikrârım yok ve ağzım kapalı ise de, kalbimden gizlice onun îmânının doğru olduğuna inanmışımdır.

3359. Yine îmân sizin îmânınız ise, benim ona ne meylim ve ne iştihâm vardır!

Ya'ni, "Ey mürîd, eğer îman dedikleri şey sizin îmânınız ise, o îman Hz. Bâyezîd'in îmânından uzak olduğu için, benim öyle bir îmâna meyil ve muhabbetim ve hevesim yoktur ve ben öyle bir îmânı asla beğenmem!"

3360. O kimsenin ki îman tarafına yüz meyli olur, sizi gördüğü vakit ondan fütur getirici olur.

Dîn-i İslâm'ın münkiri olan bir kimsenin eğer dîn-i İslâm'a îman etmek tarafına şedîd bir meyli ve muhabbeti olsa sizin hâlinizi ve ef'âlinizi ve müslümanlığınızı gördüğü vakit onun o meyline ve muhabbetine gevşeklik gelir.

3361. “Zîra ki bir nâm görür ve onun ma'nasını değil! Beyâbâna mefâze dedikleri gibi!”

Zîrâ o Müslümanlığa meyleden bir kimse sizin ahvâlinize ve ef'âlinize ve ahlâkınıza bakar. Müslümanlığın ancak bir adını görür ve onun ma'nâsı olan fezâil-i insâniyyeyi görmez. Ahlâkınız ve ef'âliniz ahlâk ve ef'âl-i hayvaniyye olduğu hâlde kendinize "müslüman" adını takmışsınız. Nitekim susuz ve çorak sahrâlar helâk mahalli iken Arablar bu gibi sahrâlara mahall-i fevz ve necât ma'nâsına olan "mefâze" ta'bîr ederler; ve ters ve zıd bir isim koyarlar. Sizin "müslüman" adınız da böyle ters ve zıd olarak konulmuştur.

3362. "O sizin îmânınıza baktığı vakit onun aşkı îman getirmekten donar."

O müslüman olmak isteyen kâfir sizin îmanınıza baktığı ve sizde Müslümanlığın ma'nâsından eser görmediği vakit onun Müslümanlığa olan aşkı donar ve soğur.