İçeriğe atla

Eşeğin sakınması üzerine tilki mekrinin gālib olması

21. bölüm / 51 · 1100 kelime · ~6 dk okuma

2816. Eşek birçok çalıştı ve ona def' söyledi. Fakat eşek ile cûu'l-kelb çift idi.

Ya'ni, hakîkat-i zühdden bî-haber olan zâhid, mürid-i hîlekâra karşı çok çalıştı ve ona karşı delîller getirip sözünü cerh etti. Fakat kendinde son derecede bir açlık var idi. Ma'lûm olsun ki, bu arslan ve tilki ve eşek kıssasında iki vecih olduğu yukarıda sırası düşdükçe îzâh edilmiş idi. Bir vechi bu idi ki; "arslan"dan murâd, kutubdur. Nitekim 2339 numaraya müsâdif olan : قطب شير و صید کردن کار او باقیان این خلق باقی خوار او ["Kutub arslandır ve sayd etmek onun işidir. Bu halkın bâkîleri onun bâkîsini yiyicidir."] beytinde tasrîh buyrulmuştur. Ve "tilki"den murâd, nefsânî olan mürîd ve "eşek"ten murâd dahi, hakîkat-i zühdden bî-haber bulunduğu hâlde tarîk-ı zühdü ihtiyâr ettiğini zanneden bir ahmak mukalliddir. İkinci vecih dahi, "arslan"dan murâd, intifa'-ı nefsi için halkı birtakım hîlekâr olan mensûbları vasıtasıyla avlamağa sa'yeden yalancı mürşidlerdir. Nitekim 2480 numaraya müsadif olan آن مقلد صد دليل و صد بیان در زبان آرد ندارد هیچ جان ["O mukallid yüz delîli ve yüz beyânı dile getirir, hiç can tutmaz."] beytinde bunların hâli beyân ve 2484 numaralı beytin üstündeki sürh-ı şerîfde de kâmil şeyhin da'vetiyle nâkısların da'veti arasındaki farkı îzâh buyurmuşlardır. Binâenaleyh bu kıssada irşâd-ı sâlikîn için iki veche de işâret vardır. Bu sürh-ı şerîfde de bu ikinci vechin fenâ netîcesini beyân buyururlar.

2817. Hırs galib geldi ve onun sabrı zayıf oldu. Çok boğazlar vardır ki ragîfin aşkı götürür.

"Ragîf", ince pide ma'nâsınadır, burada mutlak "gıdâ" murâd buyrulur. Ya'ni, eşeğe gıda bulmak ve yemek hırsı galib geldi ve açlığa karşı sabrı zayıf oldu. Çok boğazlar vardır ki, yiyecek ve içecek aşkı ve hırsı onları helâke sevk eder.

2818. O bir resûlden ki, ona hakāyık el verdi, fakr küfr olmaya yakın geldi, buyurdu.

Kendisine hakāyık-ı eşya münkeşif olan Resûl-i zîşan hazretleri كاد الفقر ان يكون كفراً ya'ni "Fakr, küfr olmaya yakın oldu" buyurdu; ve fakrın küfre yakın olmasında birçok vecihler vardır. Ezcümle fakîr ve tedarik-i nafakadan âciz kalan kimsenin kalbi ıztırâba düşüp Hakk'ın Rezzaklığı hakkında sû'-i zanna mübtelâ olur ve eline geçen nafakanın helâl ve harâm olmasına i'tinâ etmez. Bu haller ise küfre yakın olan hallerdir. Çok kimseler vardır, îmanlarıyla beraber tedarik-i nafaka husûsunda günahı mürtekib olurlar ve ba'zan intihar da ederler.

2819. O eşek açlığa esir olmuş idi. Dedi: "Eğer mekr ise de bir yol olmuş tut!"

"Yek-reh", "bir yol, bir mertebe, bir uğurdan" ma'nâsınadır. Eşek açlığa mübtelâ olduğundan kendi kendine dedi ki: "Eğer tilkinin söylediği sözler hîle ve mekr olsa bile bu açlık içinde her dakika ölmekten ise bir uğurdan kendini ölmüş farzet!"

2820. "Bâri bu açlık azabından kurtulurum. Eğer hayat bu ise ben ölmüş ola-[2821]rak iyiyim!"

Ya'ni, "Eğer tilki benim helâkime kasdetmiş ise bile giderim ve hiç olmaz-sa dâimâ dûçâr olduğum bu açlık azabından kurtulurum. Eğer hayat bu açlıkise benim ölmem daha hayırlıdır!"

2821. Gerçi eşek evvelâ tövbe ve yemîn etti, akıbet yine eşeklikten bir habt etti.

"Habt", sehvetmek ve unutmak ve vurup ağacın yaprağını dökmek ve fe-sâda vermek ma'nâlarına gelir. Burada "unutmak" ma'nâsı münasibdir. Vâ-kıa eşek evvelâ gördüğü heybet ve dehşetten dolayı tövbe etti ve bir daha hî-lekârların sözüne kanmayacağına dair ahd ve yemîn etti. Fakat akıbet eşek-likten ve hamâkatten dolayı evvelce aldandığını ve gördüğü heybeti unuttu.

2822. Hırs kör ve ahmak ve câhil eder. Ölümü ahmaklar üzerine kolay yapar.

Hırs-ı nefsânî insanı kör eder. Teşebbüsünün vahîm netîcelerini göremezve ahmak eder. Hırsın vehâmetini idrak edemez ve câhil eder, bildikleriniunutturur. Binâenaleyh hırs-ı nefsânîye mübtelâ olan ahmaklara ölüm kolaybir şey görünür ve nihâyet intihar eder. Nitekim intiharların zamânımızda ço-ğalması ahmakların çoğalmasındandır.

2823. Eşeklerin canı üzerine ölüm kolay değildir. Zîrâ bâkî olan canin letafe-tini tutmazlar.

Halbuki ahmakların canına gelen ölüm kolay ve temennî olunur bir ölümdeğildir. Çünkü onlar canlarını sıfât-ı nefsâniyyeleri rengine boyadıkları vekesîf bir hâle getirdikleri cihetle, onlarda o canın letâfet-i asliyyesi yoktur; vebu hâl-i kesâfetle cisimden alâkasını ölüm vâsıtasıyla kesen bir rûh âlem-iberzahda daha büyük belâlara giriftâr olur.

2824. Mâdemki bâkî olan canı tutmaz, o şakîdir. Onun ecel üzerine cür'eti ahmaklıktandır.

“Câvîd”, dâim ve bâkî ma'nâsınadır. “Bâkî olan can"dan murâd, Hakk'avâsıl olan ve Hak'la kendi arasında hiçbir hicab bulunmayan candır. Ya'ni, Hakk'a vâsıl olmayan ve hicâb-ı nefsâniyyet altında kalmış olan canın sâhibi şakîdir ve bedbahttır. Zîrâ böyle bir can sahibi ölümden sonra da Hak'tan hicâb ve azâb içinde bulunacağından hayât-ı dünyeviyyeden sıkılıp da ölüm tarafına meyl cür'eti onun ahmaklığındandır.

2825. Cehd et, tâ ki senin canın muhalled olsun, tâ ki ölüm gününde sana bir azık olsun!

Ey sâlik, mücâhede et ki, senin rûh-ı insânîn rûh-ı hayvânînin şehevâtı ve nefsânî sıfat perde ve hicâblarından kurtulup bâkî olan Hakk'a vâsıl olsun ve hicâbsız dâim ve bâkî bulunsun! Tâ ki ölüm gününde öyle bir ruh hayât-ı uhreviyyede sana azık ve fâideli olsun!

2826. Onun Rezzâk'a dahi i'timâdı olmadı ki, onun üzerine gaybdan cûd saçar.

O mukallid zâhidin hakîkî bir tevekkülü olmadığı gibi, Râzık olan Hak Teâlâ hazretlerine dahi i'timâdı olmadı ki, o Râzık-ı hakîkî onun üzerine vakit vakit gayb hazînesinden cûd ve kerem saçar.

2827. Şimdiye kadar onu fazl rızıksız tutmadı. Gerçi vakit vakit onun cismi üzerine açlık havâle etti.

O mukallid zâhidi şimdiye kadar Hakk'ın fazlı ve keremi rızıksız bırakmadı. Her ne kadar ara sıra onun cismine açlık hâlini havâle ve musallat ettiyse de yine onun mukadder olan gıdâsını verdi.

2828. Eğer açlık olmasa diğer yüz maraz hazımsızlıktan dolayı senden baş çıkarır.

Ya'ni, gerçi açlık cismin bir marazıdır; fakat tokluk, hazımsızlıktan dolayı cisimde diğer birçok marazlar tevlîd eder. Tabâbette mi'de fesâdından vücûdda husûle gelen birçok hastalıklar ta'dâd olunmuş ve çok ve mütenevvi' yemeklerin mazarratları îzâh edilmiştir.

2829. Halbuki açlık marazı hem letafette hem hafiflikte ve hem amelde o illetlerden evlâ olur.

Açlık hastalık ve zahmeti, tokluktan tevellüd eden hastalık ve zahmete birkaç vech ile müraccahdır. Açlıkda letâfet ve necâsetle televvüsden nezâfet vardır. Toklukta ise kesâfet ve em'âda kütle-i necâset vardır; ve açlıkta vücûdda hafiflik ve toklukta ağırlık olur; ve açlıkta kalb rakîk olup şehevât-ı nefsâniyye azalır ve iyi ameller zuhûr eder. Toklukta ise kalbde kasvet olup şehevât-ı nefsâniyye ziyâde ve kötü ameller sâdır olur. Hind şârihlerinden Mîr Eyyüb buyurur: "Bir gün Hz. Mevlânâ şöyle buyurmuşlardır: في قلة الاكل منافع كثيرة منها ان يكون الرجل اصح جسما و اجود حفظا و از کی فهما و اجلی قلبا و اخف نفسا و اقل نوما و احد نظرا و اسلم طبيعة و اقل مؤنة و اكرم خلقا و اوسع مواساة ya'ni "Az yemekte çok faydalar vardır. Onlar da budur ki, insan cismen sıhhatte olur ve kuvve-i hâfızası iyi ve anlayışı temiz ve kalbi parlak ve nefsi hafif ve uykusu az ve nazarı keskin ve tabîatı sağ ve sâlim ve masrafı az ve ahlâkı kerîm müdârâsı ve telattufu geniş olur."

2830. Açlık zahmeti zahmetlerden daha latîftir. Hususiyle açlıkta yüz menfaat ve hüner vardır.