Şâhın câriyeyi hîle ile pehlivana bağışlaması
48. bölüm / 51 · 1077 kelime · ~6 dk okuma
4011. Sonra kendi beyini kendi huzuruna çağırdı. Kahır düşünücü olan öfkesini nefsinde öldürdü.
Ya'ni, câriyeye ettiği tenbîhten sonra lalası olan pehlivanı huzûruna çağırdı. Ona karşı kahır düşünücü olan öfkesinin ateşini söndürdü ve nefsinin arzu ettiği kîne ve intikâma muhalefet etti. Ve وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ (Al-i İmrân, 3/134) ya'ni "Öfkesini yutanlar ve nâsın kabahatlerini affedenler" âyet-i kerîmesi mûcibince mahbub-i ilâhî oldu.
4012. Ona gönül kabul edici olan özr etti. Dedi ki: "Ben bu câriyeden nefret edici olmuşum!"
4013. "O sebebden çocuğumun anası, câriyenin gayretinden ve reşkinden yüz ezîz tutar."
"Ezîz", "gök gürlemesi ve tencere kaynaması sesi" ve mutlak "nâle ve feryâd" ma'nâlarınadır. Burada "nâle ve feryâd" ma'nâsı münasibdir. Ya'ni, şâh "Fitne koparan doğrudan maslahat yapan yalan daha iyidir" darb-ı meseli mûcibince pehlivana dedi ki: "Ben bu câriyeden nefret ettim. Çünkü çocuğumun anası bunu pek ziyâde kıskandığı için birçok şikâyet ve feryâd eder." Maahâzâ şâhın bu sözü doğru da olabilir. Zîrâ kadınların kıskançlığı ma'lûmdur.
4014. "Çocuğun anasının çok hakları vardır. O böyle cevr ve cefâya lâyık değildir."
"Çocuğun anasının ya'ni zevcemin benim üzerimde çok haklan vardır. Onun üzerine böyle bir güzel câriye alıp onu üzmek lâyık değildir."
4015. "Reşk ve gayret kötüdür, kan içer. Bu câriyeden pek acılık götürür."
"Reşk", Fârisî ve "gayret" Arabî olup ma'nâda birbirinin mürâdifidir. Türkçe "kıskanma" demektir. "Hûn horden", kan içmek, kendi kendini helâk etmekten kinâyedir. Ya'ni, "Zevcem bu câriyeyi kıskanıyor ve bu kıskançlıktan dolayı kendi kanını içiyor; ve kalbinde bu câriyeden dolayı pek acılık ve elem taşıyor."
4016. "Mâdemki bu câriyeyi bir kimseye vereceğim, binâenaleyh bu sana daha evladır."
"Bu sebeble ben bu câriyeyi mâdemki yanımda tutmayıp birisine nikâh ile vereceğim, binâenaleyh bunu sana nikâh etmem daha münasibdir."
4017. "Zîrâ sen onun için can oyunculuğu gösterdin. Onu senin gayrine vermek hoş olmaz."
"Sen o câriyeyi almak için harb etmek gibi bir tehlikeyi göze aldın ve can oyunculuğu ve fedakârlığı yaptın. Bu güzel ve kıymetli câriyeyi senden başkasına vermek lütuf ve kerem kâidesine nazaran hoş olmaz." Ma'lûm olsun ki, bu kıssa zımnında cenâb-ı Pîr efendimiz ehl-i keşf olan evliyânın hâlini de beyân buyururlar. Zîrâ ehl-i keşf olan evliyâ-i kirâm halkın türlü türlü ayıblarına muttali' olurlar ve Hakk'ın "Settâr" ismine de mazhariyetleri hasebiyle, onu yüzlerine vurmayıp münasib vesîleler bularak onları örterler ve onları o kabahatlerinden vazgeçirmeğe sa'y ederler; ve kendilerine karşı olan ihanete ve hıyânete de tahammül edip o hıyânet sahibinin vâkıf olamayacağı bir tarzda idâre-i maslahat buyururlar. Nitekim cenâb-ı Pîr efendimiz Dîvân-ı Kebîr'lerinde bu ma'nâda şöyle buyurmuşlardır: "Tabîb hastaların renginden nasıl illetten âgâh olursa, görücü olan velî dahi senin yüzünün ve gözünün renginden dînine iz götürür. Senin renginden dîninin hâlini görür ve senin kahrını ve kînini bilir, fakat örter. Seni rüsvay etmez. Nazarını senin kalbinin nâmesine tutar ve fakat dudaklarıyla okuyup lafz ile ızhâr etmez. Bu hâmilden yarın yevm-i kıyâmette ona ne sûret doğup zâhir olacağını bilir." Velhâsıl bu keşif hâlini idare etmek gāyet güç olduğundan Hak Teâlâ hazretleri tahammüle isti'dâdı olmayan velilerine bu keşif hâlini vermez. Keşfi olanlar da setr ederler. Meğer ki keşfinde bir azîm fâide ola ve ona da Hak irâdesi taalluk etmiş ola!
4018. Onu emîre akdetti, tevdî etti; ve öfkeyi ve hırsı o parça parça etti.
“Hurd u murd”, rîze rîze, parça parça demektir. Türkçe'de “un ufak” ta'bîri mukābilidir. Ya'ni, halîfe câriyeyi pehlivana akd-i nikâh etmek sûretiyle tevdî' etti ve pehlivana karşı olan nefsinin öfkesini ve câriyeye karşı olan nefsinin hırs-ı şehvetini parçaladı ve un ufak etti.
Hak Teâlâ'nın “Nahnü kasemnâ” (Zuhruf, 43/32) ya'ni “Biz taksîm ettik” buyurması beyânındadır ki, birine eşeklerin kuvvet ve şehvetini verir; ve birine kiyâset ve enbiyânın ve meleklerin kuvvetini verir. Beyit: “Hevâdan baş çevirmek, serverliktendir. Hevâyı terk etmek peygambere mensûb olan kuvvettir.” Beyit: “Birtakım tohumlar ki şehvete mensub olmaz, onun meyvesi kıyâmete mensûbun gayri olmaz.”
Ya'ni, Hak Teâlâ sûre-i Zuhruf da buyurur ki: أَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ (Zuhruf, 43/32) ya'ni “Ey resûlüm, Rabbinin rahmetini bunlar mı taksîm ederler? Hayât-ı dünyâda onların maîşetlerini biz taksîm ettik; ve dereceler cihetinden onların ba'zısını ba'zısı üzerine yükselttik”. İmdi bu taksîm-i ilâhî neticesinde ba'zılarının hissesine kuvvet ve şehvet-i hayvaniyye isabet etti; ve ba'zılarının hissesine da sıfat-ı rûhâniyyeden kiyâset ve temyîz ve enbiyânın ve meleklerin kuvveti isabet etti. Sürh-ı şerîfde olan “Ser zi-hevâ tâften ilh...” Hakîm Senâî hazretlerinin Hadîka'sından ve “Tohmhâyî ki ilh...” dahi Mahzen'inden muktebestir.
4019. Gerçi ona eşeklerin erkekliğinden gevşeklik oldu, onun için peygamberlerin mertliği var idi.
Gerçi Mısır halîfesine eşeklere mahsûs olan eşeklikten ve şehvetten gevşeklik oldu ve bu hayvâniyet sıfatının galebesine binâen câriye için harbe kıyâm etti. Fakat onda sıfat-ı rûhâniyyetten olan peygamberlerin mertliği ve insanlığı da var idi ki, nihâyet bu zahir oldu.
4020. Öfkenin ve şehvetin ve hırs getiriciliğin terki Peygamber'e mensub mertlik ve damardır.
4021. De, ona ki onun damarında eşek erliği olmasın. Hak ona "ulu beyler beyi" ta'bîr eder.
"Uluğ", eski Türkçe'de "büyük" ma'nâsındadır. Zamânımızda gayn harfini hazfedip "ulu" derler. Ya'ni o kimseye de ki: Onun damarında ve tabîatında eşek erliği ve şehveti olmasın. Zîrâ böyle kimseye Hak Teâlâ "ulu beyler beyi" ta'bîr buyurur. Nitekim Kur'ân'da إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ (Hucurât, 49/13) ya'ni "Allah indinde en mükerrem olanınız en müttakî olanınızdır" buyrulur.
4022. Ben ölü olayım Hak bana baksın! O uzak ve merdûd olan diriden iyidir!
Ya'ni, ben hayât-ı hayvâniyyeden ölmüş bir hâle geleyim. Tek Hak bana nazar-ı rahmetiyle baksın! Böyle ölmüş olan kimse hayât-ı hayvaniyyesi ile ve şehevât-ı nefsâniyyesi ile diri olup nazar-ı rahmet-i ilâhîden uzak ve dergâh-ı izzetten merdûd olan kimseden iyidir!
4023. Bunu erliğin içi ve onu kabuğu tanı! O cehenneme bu cennetlere götürür.
Bu gazabına ve şehvetine hâkim olmayı erliğin içi ve bu sıfatlara mahkûm yaşamayı erliğin kabuğu bil ve tanı! O nefsin sıfatlarına mahkûmiyet adamı cehenneme ve o sıfatlara hâkimiyet ise adamı cennetlere götürür.
4024. "Huffeti'l-cenneh" mekruhlara erişti. Ve "huffeti'n-nâr" hevadan zâhir oldu.
Bu beyt-i şerîfde حفت الجنة بالمكاره وحفت النار بالشهوات ya'ni "Cennet mekrûhlar ile örtülmüştür; ve cehennem şehvetler ile örtülmüştür" hadîs-i şerîfine işaret buyrulur. Ya'ni, bu hayât-ı dünyeviyyede cennet nefsine çirkin ve kerîh görünen efâl ve ahlâk ile örtülüdür. Binâenaleyh her kim nefsinin çirkin gördüğü amelleri işlerse cennete ve râhat-ı uhreviyyeye nâil olur. Meselâ nefse namaz kılmak ve oruç tutmak ve kîn ve intikāmı ve şehveti terk etmek gibi şeyler kerîh görünür. Bu husûsta nefse muhalefet eden kimse cenneti ve rızâ-yı Hakk'ı kazanır; ve her kim nefsin hoş gördüğü bu gibi ef'âli işlerse cehennemi kazanır. Zîrâ cehennem bu hayât-ı dünyeviyyede nefsin bu gibi şehevât ve huzûzâtı ile örtülmüştür.
Bu sürh dahi Ankaravî nüshasında yoktur. Hind nüshalarında mündericdir. Fihriste fâidesi olduğu için fakîr dahi derc ettim.