Tilkinin eşeğe cevâb vermesi ve onun eşeği kesb üzerine tahrîz etmesi
9. bölüm / 51 · 596 kelime · ~3 dk okuma
2420. Tilki dedi ki: "Bu tevekkülü bırak, ellerini fakîr kimsenin çalışması sûretiyle kesb üzerine vur!"
"Cühdü'l-mükıll", fakîrin rızkını tedârik için vâki' olan çalışması ma'nâsınadır. Ya'ni, "Hakkıyla tevekkül nâdir ve gayet güç bir iştir. Zahidlerin çoğu bu tevekkülün adını işitmemiş ve hiçbirisi mütevekkil olamamıştır. Binâenaleyh bu taklîdî olan tevekkülü bırak, bir fakir rızkını tedarik için nasıl çalışırsa sen de ellerini öylece kesb üzerine vur!"
2421. "Hudâ sana el vermiştir, iş yap, kesb et, dostun muavenetini yap!"
"Hak Teâlâ hazretleri sana el vermiştir. Bu el vermek çalış ve iş yap demeğe işarettir. Binâenaleyh bir işin sâhibi ol ve kazan ve kazancından dostlarına da yardım et!" Beyt-i Yûnus Emre (k.s.): Derviş, kazan ye, yedir, bir gönül ele getir Bin Kâ'beden yeğrekdir bir gönül imâreti!
2422. Her bir kimse bir meksebe ayak koyar. Diğer dostlarına muâvenet eder.
"Mekseb", masdar-ı mîmîdir. Ya'ni, her bir kimse bir kesbe ayak basar ve kazanır. Kendi intifa' ettikten sonra diğer dostlarına ve muhtaç olan hemcinsine yardım eder.
2423. Zîrâ ki cümle kesb hem dülgerlik, hem sakalık, hem çulhalık bir kimseden gelmez.
Ya'ni, bu âlem-i sûrette esbâb-ı maîşet ve tarz-ı kesb çoktur. Meselâ dülgerliği ve sakalığı ve çulhalığı bir adam kendisinde cem' edip yapamaz. Herkes birbirinin san'atına muhtaçtır. Kunduracı ekmekçiye ve ekmekçi kunduracıya arz-ı ihtiyaç eder. Beşerin hayât-ı dünyeviyyesi teâvün ve tenâsur esâsı üzerine mevzû'dur.
2424. Alem bu ortaklık ile karar üzerinedir. İftikār cihetinden her bir kimse bir iş ihtiyâr eder.
"Enbâz", şerîk ve ortak ve refik ma'nâlarınadır. Ya'ni, nizâm-ı âlem efrâd-ı beşerin kesbde bu ortaklığı ile ve birbirlerine san'atta yardımları ile karar üzerindedir. Mâdemki cenâb-ı Hak tarafından nizâm-ı âlem bu esas üzerine binâ olunmuştur, her bir kimse kendi rızkına iftikār ve ihtiyaç cihetinden bir iş ve bir san'at ihtiyâr etmiştir.
2425. Ortada bedava (bad-ı hava) yiyicilik şart değildir. Sünnet yolu kâr ve kesb etmekliktir.
"Tabl-hâr", bâd-ı hava (bedâva) yiyici ve lüpçü demektir. Ya'ni, efrâd-ı beşerden her birisi bir kesbe ve bir san'ata sarılıp kendi nefsini ve âilesi efrâdını infâk ederken bunların arasında bir kimsenin tembel tembel oturup bedâvaya yiyicilik ve lüpçülük etmesi şart-ı insaf değildir. Hayât-ı dünyeviyyede âdet-i ilâhiyye yolu kâr ve kesb etmektir. Eşeğin tilkiye cevâben demesidir ki: "Tevekkül kesblerin en iyisidir. Zîrâ her bir kimse tevekküle muhtaçtır. Der ki, "Ey Hudâ, benim işimi rast getir!" ve duâ tevekkülü mutazammındır; ve tevekkül bir kesbdir ki hiç başka kesbe muhtaç değildir!" Ya'ni, "Sen kesbin lüzûmundan bahsediyorsun, halbuki tevekkül dahi bir kesbdir. Hem de kesblerin en iyisidir. Zîrâ hakîkatte tevekkül etmeyen hiçbir kimse yoktur. Çünkü bir kimse bir iş tuttuğu vakit, "Ya Rab benim bu tuttuğum işi iyi neticelendir!" diye duâ eder. Ve bu duâ ise Hakk'a tevekkülü ve i'timâdı tazammun eder. Binâenaleyh tevekkül bir kesb-i latîf olur ve bu kesbe tevessül eden kimse hiç başka bir kesbe muhtaç olmaz!"
2426. Dedi ki: "Ben Rabbime tevekkülden iyi iki âlemde bir mekseb bilmiyorum."
Eşek tilkiye cevâben dedi ki: "Ben Rabbime tevekkülden ve i'timâddan daha iyi ve mükemmel dünyâda ve âhirette bir kesb bilmiyorum." "Mekseb", masdar-ı mîmîdir, "kesb" ma'nâsınadır.
2427. "Onun şükrünün kesbine mümâsil biliyorum. Akıbet Huda'nın şükrü mezîd olan rızkı çeker."
"Hakk'a tevekkül ve i'timâd edip onun verdiğine kanâatle şükretmek en büyük kesbdir. Ben bu şükür kesbine benzer bir kesb bilmiyorum. Hakk'ın şükrü nihâyet ziyâde olan rızkı celbeder. Nitekim âyet-i kerîmede لئن شكرتم لأزيدنكم (İbrâhim, 14/7) ya'ni "Eğer şükrederseniz elbette ni'metinizi çoğaltırım" buyrulur." Ba'zı nüshalarda (مزید) yerine (جدید) vâki'dir. "Şükr-i Hak yeni rızkı çeker" demek olur.
2428. Onların bahsi hitabda çok oldu. Suâlden ve cevabdan aciz oldular.
Onların tevekkül ve kesb bahsi, birbirlerine vâki' olan hitâbda çok oldu ve uzadı. Suâlden ve cevâbdan usanıp âciz kaldılar.