Tirmiz'in Seyyid şâhını Delkak'in mat etmesi hikâyesidir
34. bölüm / 51 · 530 kelime · ~3 dk okuma
3502. Şah, Delkak ile satranç oynar idi. Çabuk onu mat etti. Şahın öfkesi koştu.
Tirmiz şâhı kendi musahibi olan Delkak ile satranç oyununu oynadı. Delkak oyunda mâhir olduğu için çabuk şâhı mat etti ve yendi. Bu yenilmek şâhın azametine dokundu, Delkak'e öfkelendi.
3503. "Tuh, tuh!" dedi. Ve onun kibir getirici olan tühü o satrancı birer birer onun başına vurdu.
"Şüh", nefret ve kerâhiyet makāmında kullanılan bir kelimedir. Türk-çe'de mukābili "Tuh!"dır. Ya'ni şâh Delkak'e mağlûb olunca ona "Tuh, tuh!" demeğe başladı; ve onun kibir ve azametinden mütevellid olan tuhu o satranç oyununda şimşir ağacından veyâ kemikten ma'mûl olan âletleri birer birer Delkak'in başına vurmasına sebeb oldu. Ya'ni, şâh bir taraftan tuh tuh derdi, bir taraftan da satranç âletlerini Delkak'in başına atardı ve derdi:
3504. "Ey pezevenk, al işte senin tuhun!" O Delkak sabretti ve el-aman dedi.
3505. Bey diğer el oynamak emretti. O zemherîde çıplak gibi öyle titreyici idi.
Ya'ni, bey Delkak'e "Gel, bir el daha oynayalım!" diye emretti. Delkak evvelki turlari ve satranç âletlerinin başına atıldığını tahattur ederek oyundan sonra tekrar o hâle ma'rûz kalacağından korkup zemherîde soğuktan titreyen bir adam gibi titreyici oldu.
3506. Diğer el oynadı ve şâh, mat oldu. Tuh, tuh demek vakti ve mîkat oldu.
Delkak, şâhın emri üzerine bir el daha satranç oynadı ve şâh yine mat ve mağlûb oldu. Şâhın Delkak'e evvelki gibi tuh, tuh demek vakti ve satranç taşlarını başına vurmak mîkātı oldu.
3507. O Delkak sıçradı ve köşeye gitti. Harâretli aceleden altı kilimi kendi üzerine bıraktı.
Delkak şâhı mağlûb ve mat eder etmez hemen sıçradı ve odanın bir köşesine kaçtı. Acele acele altı kat kilimi üstüne örttü ve saklandı.
3508. Şahın tuh darbesinden kurtulmak için yastıkların altında ve altı kilimin altında gizli yattı.
3509. Şah dedi: "Hey, hey! Ne yaptın, bu nedir?" Dedi: “Ey şah-ı güzîn, tuh tuh, tuh tuhdur!"
Ya'ni, Delkak ikinci def'a vâki' olan oyunda mağlûb ettiği için tuh tuh demek nöbeti kendisine gelmiş idi. Fakat bunu şâhın yüzüne karşı söyleyemedi de yastıkların ve altı kat kilimin altına saklandıktan sonra diyebildi. Şâh "Ne yapıyorsun, bu hareketin nedir?" diye sorunca, "Ey şâh-ı güzîn, benim bu hareketim senin mağlûbiyetine karşı tuh tuh tuh tuh demektir!" demek istedi.
3510. "Ey ateş perdeli, hışm edici, sana hakkı söylemek örtünün altından gayrından ne vakit mümkin olur?"
“Lihâf”, örtü ve yorgan ma'nâlarınadır. “Sicâf”, perde demektir. “Ateşperde”den murâd, nefsin sıfatıdır. Zîrâ gazab ve şehvet sıfât-ı nefsâniyyedendir. “Ey ateş-perdeli hışm getirici!” demek, “Ey nefsinin ateş gibi olan sıfâtından dolayı öfkelenici!” demek olur. Ve sıfât-ı nefsâniyesinde müstağrak olan kimselere karşı doğruyu söylemek ve nasîhat etmek onları kızdırır. Binâenaleyh onlara edilecek nasîhatleri kinâye tarîkıyla ve işaretle söylenmek îcâb eder. Nitekim yukarıda 3490 numaralı beyitte Fihi Mâ Fih'den naklen îzâh olundu.
3511. "Ey sen ki matsın ve ben darbelerin korkusundan eşya altında tuh tuh derim!"
“Ey şâh, sen ki satranç oyununda mat ve mağlûb oldun ve sana tuh tuh demek hakkım var iken, satranç taşlarının darbelerinin te'sîrinden korktum ve yastık ve kilim gibi eşyânın altına saklandım. Binâenaleyh sana karşı diyeceğim tuh tuhları ancak eşyâ altından söyleyebilirim.” Bu beyt-i şerîfde kuvvet-i zâhire erbâbına karşı ulemâ-i kirâm tarafından yapılacak nasîhatlerin onların sıfât-ı nefsâniyyeleri tahrîk edilerek öfkelendirmeyecek bir tarzda idâre-i kelâm edilip söylenmek lâzım geleceğine işâret buyrulur.