Ümerânın Ayaz'a "Böyle bir cevheri niçin kırdın?" diye teşnî' etmesi ve Ayaz'ın onlara cevab vermesi
50. bölüm / 51 · 638 kelime · ~4 dk okuma
4070. Ayaz dedi: “Ey namlı olan büyükler, şahın emri mi yahud cevher mi kıymette daha iyidir?"
Mecliste bulunan erkânın teşnî' ve i'tirâzı üzerine Ayaz onlara cevâben dedi: "Ey ulu sanlı olan büyük beyler, kıymetçe şâhın emri mi, yoksa kırdığım cevher mi daha iyidir?"
4071. "Sizin indinizde sultanın emri mi yahud bu iyi cevher mi iyidir? Allah için söyleyin!"
4072. "Ey kimseler, sizin nazarlarınız cevheredir, şaha değil! Sizin kıbleniz güldür, yolun caddesi değildir!"
“Gul”, lügatte ıssız sahrâlarda muhtelif şekillerde zahir olup yolcuların yollarını şaşırtıp tehlikeli mahallere sevk ederek onların helâkine sebeb olan cin ve şeytanın bir nev'idir. "Câdde", büyük ana yolu. Ya'ni, "Ey beyler, sizin nazarınız size lütuflarını ibzâl eden şâha değil, cevheredir! Binâenaleyh sizin kıbleniz ve mahall-i teveccühünüz doğru ana yolu değil, yolunuzu şaşırtıp sizi helâk-i ma'nevîye sevk eden gülyabânîyedir.
4073. Ben nazarı şâhdan döndürmem, ben müşrik gibi taş üzerine yüz getirmem!
4074. Cevhersiz bir candır ki, renkli taşı ihtiyar eder, benim şâhımı arkaya koyar.
Yukarılarda dahi îzah olunduğu üzere "şâh"dan murâd, Hak ve "Ayaz"dan murâd, insân-ı kâmil ve "erkân-ı devlet"ten murâd, kalbleri kadın ve evlâd ve altın ve gümüş ve mal ve mülk muhabbetleriyle dolu olan nâkıs insanlardır. İnsân-ı kâmilin nazarı bilcümle umûr ve muâmelâtında Hakk'a, onun gayrı olan insanların nazarı ise halka ve halk arasında nâm ve şân iktisabınadır.
4075. Gül renkli olan oyuncak tarafına arka çevir! Aklı renk getiricide hayrân et!
Gül renkli oyuncak mesâbesinde olan bu dünyâ sûretleri tarafına arkanı dön, aklını ve idrâkini bunlar ile meşgül etme! Bunlar mezâhir-i ilâhiyyedir; ve bu renkler esmâ-i muhtelife âsârıdır. Binâenaleyh aklını bunların müsemmâsı ve bu renkleri getirici olan Hak'ta hayrân et! Nitekim Server-i âlem Efendimiz رب زدنى فيك تحيرا ya'ni "Ya Rab, benim senin hakkındaki tahayyürümü ziyâde et!" buyurmuşlardır.
4076. Irmağın içine gel, testiyi taşa vur! Kokuya ve renge ateş vur!
"Irmak"tan murâd, rûhâniyet âlemidir. "Testi"den murâd, cisimdir. Ya'ni, rûhâniyet ırmağı içine gel ve cisim testisini riyâzet ve mücâhede taşına vur! O vücûd kırılsın ve ona taalluku olan rûh-i cüz'î suyu o rûhâniyet ırmağına gark olsun! Ve bu keserât âleminin kokusuna ve rengine aşk-ı ilâhî ateşini vur!
4077. Eğer dîn yolunda yol vuruculardan değil isen, kadınlar gibi renge ve kokuya tapma!
Beyt-i şerîfde âlâyiş-i dünyâya muhabbet eden ulemâya ve meşâyih-i rüsûma işâret vardır. Ya'ni, ey âlim-i zâhirî ve ey mürşidlik da'vâsında bulunan kimse! Eğer dîn yolunda mü'minlerin yolunu vurucu değil isen, mesleğinde doğru yürü ve Hakk'ın emirlerini nazarında tut! Kadınlar gibi bu âlem-i sûretin renklerine ve kokularına meftûn olup tapma!
4078. O serverler başlarını eğdiler. O nisyandan can ile özür dileyici olmuşlardır.
Ayaz'ın cevabı üzerine o erkân-ı devlet başlarını önlerine eğdiler ve bu inceliği unuttuklarından dolayı candan özür dileyici oldular. Nitekim kıyâmet gününde hakāyık zahir olduğu vakit, dünyânın renkli sûretlerine muhabbet edip Hakk'ın emrini bir tarafa bırakanlar böyle rezil ve rüsvây olurlar.
4079. O zaman her birinin gönlünden iki yüz âh duman gibi göğe kadar gitti.
4080. Şâh eski cellâda işaret etti, dedi ki: "Sadrımdan bu alçakları temizle!"
4081. "Bu alçaklar sadrıma ne lâyıktırlar? Zîrâ taş için bizim emrimizi kırarlar!"
4082. "Bizim emrimiz böyle ehl-i fesâdın önünde renkli taş için hakîr ve kesâd oldu."
Bu beyitlerde lezzât ve huzûzât-ı dünyeviyyeye teveccüh edip Hakk'ın emir ve nehyini arkalarına atan milletler hakkındaki hükm-i ilâhîye işaret buyrulur. "Eski cellâd"dan murâd, mevt-i tabîî ve helâk-i cismânîdir. Nitekim Benî-İsrâîl sûre-i şerîfesinde şöyle buyurulur: وَإِذَا أَرَدْنَا أَن نَّهْلِكَ قَرْيَةً أَمَرْنَا مُتَرَفِيهَا فَفَسَقُواْ فيها فَحَق عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَرْنَاهَا تَدْمِيرًا (İsrâ, 17/16) ya'ni "Bir şehrin halkını helâk etmek istediğimiz vakit, onların re's-i kârda bulunanlarına itâat emrederiz. Onlar o emrin hâricine çıkarlar. Hükm-i ezelî mûcibince onlar aleyhine cezâ vâcib olur. Binâenaleyh biz onları kökünden koparıp harâb ederiz!" Ve kezâ sûre-i Enbiyâ'da dahi şöyle buyrulur: كُمْ قَصَمْنَا مِن قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وأَنشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا آخَرِينَ (Enbiyâ, 21/11) ya'ni "Zâlim olan şehir halkından çoklarını helâk edip onlardan sonra başka kavim peydâ ettik".