O fakîrin hikâyesidir ki, o evden her ne istedi ise "Yoktur!" dediler
21. bölüm / 40 · 939 kelime · ~5 dk okuma
1267. Bir dilenci bir ev tarafına geldi. Bir mikdar kuru yahud tâze ekmek istedi.
"Nân", ekmek, nihâyetindeki "hâ" mikdar içindir. "Nâne", "bir mikdâr ekmek" demek olur.
1268. Ev sahibi dedi: "Burada ekmek nerededir? Sersem misin, bu ne vakit ekmekçi dükkânıdır?"
Ya'ni, "Burada ekmek bulunmaz. Sersem misin, burası ekmekçi dükkânı mıdır ki, ekmek bulunsun?" "Nânba", ekmekçi demektir.
1269. Dedi: "Bâri, bana biraz iç yağı bul!" Dedi: "Nihayet, kasap dükkânı değildir!"
"Pîh", iç yağı ma'nâsınadır. Ya'ni, dilenci ev sahibine dedi: "Mâdemki ekmek yoktur, hiç olmazsa bana biraz iç yağı bul!" Ev sahibi cevâben dedi: "Burası kasap dükkânı değildir ki, iç yağı bulunsun!"
1270. Dedi: "Ey ev sahibi! Bir parça un ver!" Dedi: "Zaneder misin ki, bu-[1253] rası değirmendir?"
1271. Dedi: "Bâri, bardaktan su ver!" Dedi: "Nihayet ırmak yahud su oluğu değildir!"
1272. O, ekmekten kepeğe kadar her ne diledi ise, istihzalı söz söyledi ve ona latîfe etti.
"Çurbek", müteaddid ma'nâları vardır. Burada "zarâfet ve istihzâ ile söylenen söz" demektir; "ya" vahdet içindir. "Füsûs", burada "oyun ve zarâfet ve istihzâ ve latîfe" demektir. "Füsûs kerden," "istihzâ ve latîfe etmek" demek olur. Ya'ni, dilenci, ekmekten kepeğe varıncaya kadar her ne istedi ise, ev sahibi ona istihzâlı söz söyledi ve ona latîfe etti.
1273. O dilenci içeriye gitti ve eteğini yukarı çekti, o ev içine tedbîr ile pislemek istedi.
"Rîd," "rîden" masdarından masdar-ı tahfifidir; "kazâ-yı hâcet etmek ve tegavvut etmek" demektir. "Hisbet", saygı ve tedbîr demektir. Ba'zı nüshalarda ikinci mısra اندر آن خانه بجست و خواست رید sûretinde vâki'dir ve "O ev içine sıçradı ve pislemek istedi" demek olur. Ya'ni, dilenci, istediği şeylerden hiçbirisinin evde bulunmadığı cevabını alınca, hemen evden içeriye girdi ve eteklerini kaldırıp çömeldi ve kazâ-yı hâcet etmek vaz'iyeti aldı.
1274. Dedi: "Hey hey!" Dedi: "Ey müncemid, sus, tâ ki, bu vîrânede kendimi fâriğ edeyim!"
"Hey hey!" zecr ve tevbîh kelimesidir; "dijem", donmuş, müncemid, gamlı, hasta, sersem, sarhoş, mahmûr, düşünceli, kara, bulanık ve karanlık ma'nâlarına gelir (Burhân). Burada ev sahibinin hiçbir hareketi ve menfaati vâki' olmadığı için "müncemid" ta'bîri münasibdir. Ya'ni, dilencinin kazâ-yı hâcete hazırlandığını gören ev sahibi, dilenciye hitâben: "Hey hey! Ne yapıyorsun? Kendine gel!" diye hitâb etti. Dilenci de, cevâben: "Sus, ey müncemid! Burası bomboş bir yerdir. Bırak ki, def-i hâcet edip kendimi sıkıntıdan fâriğ edeyim!" dedi. "Mekraa", "kür" ve "kürû'"dan müştakdır ve ism-i âlettir. Kadeh ve bardak ve onun emsâli olan şeylerdir ki, içindeki su ağız temâs ettirilerek içilir. "Meşraa", "su akan oluk" demektir.
1275. "Mâdemki burada yaşamak vechi yoktur, böyle bir eve çiş etmek gerektir!"
Dilenci dedi ki: "Mâdemki bu evde yaşamak vechi ve vâsıtası olan gıdâ nâmına hiçbir şey yoktur, binâenaleyh böyle bir eve çiş etmek lâzım gelir!" "Rîsten" dahi, "rîden" gibi "tegavvut etmek" ma'nâsınadır.
1276. Mâdemki sen, şehriyârın reviş öğrenici şikârı olan bir doğan değilsin ki, av tutasın!
"Dest-âmûz", vasf-ı terkîbîdir. "Dest", "el" ma'nâsından başka, “kudret, tarz, reviş, kāide" ma'nâlarına da gelir. "Şehriyâr"dan murâd, Hak'tır. Ya'ni, ey kimse: Mâdemki sen şehriyâr-ı hakîkî olan Hakk'ın dest-i kudretinde av tutmak hususunda reviş ve kāide öğrenici şikârı olan ya'ni insân-ı kâmil değilsin ki, av tutasın ve halkı irşad için avlayasın!
1277. Yüz nakşa merhûn tâvus değilsin ki, senin nakşın gözleri rûşen ve aydın etsin!
"Bend" kelimesinin yirmi iki kadar ma'nâsı vardır. Burada "rehin ve hapis" ma'nâsı olmak münasibdir. "Nakş"dan murâd, ulûm-i zâhiriyye ve akliyyedir. Ey kimse! Sen tâvus nakşı gibi olan ulûm-i zâhiriyye ve akliyye dâiresinde dahi mahbûs ve merhûn değilsin ki, senin bu zâhirî olan nukûş-ı ilmiyyen halkı teshîr edip gözlerini aydınlatsın!
1278. Bir tûtî de değilsin ki, sana şeker verdikleri vakit, kulağı senin tatlı sözün tarafına versinler!
Ya'ni, dilinde fesâhat ve belâgat da yoktur ki, ehl-i hakîkat sana şeker mesâbesinde olan ulûm-i ledünniyyeden biraz verdikleri vakit, sen onları fesâhat ve belâgatla halka söyleyesin ve halk dahi senin bu tatlı sözlerinden hoşlanıp senin tarafına kulak tutup dinlesinler!
1279. Aşık gibi zâr olan bülbül dahi değilsin ki, çemende yahud lalezarda latîf feryad edesin!
Ya'ni, Hak yolunun âşığı olan bir sâlik gibi değilsin ki, çemende veyâ lâ-lezârda muhrik sadâ ile kasîdeler okuyarak latîf nâleler edesin!
1280. Hüdhüd de değlsin ki, peyklikler edesin! Leylek gibi değilsin ki, vatanı yukarı yapasın!
[1263] "Peyk", hâdim ve mektûb götürüp getiren demektir. Ya'ni, hüdhüd kuşu Süleymân (a.s.)ın peyki olduğu gibi, sen dahi bir hüdhüd meşrebinde değilsin ki bir insân-ı kâmilin hâdimliği vazîfesini yapasın. Leylek meşrebinde değilsin ki, meskenini âlem-i ulvîde ve âlem-i rûhânîde yapasın!
1281. Ne iştesin, seni niçin satın alsınlar? Sen ne kuşsun, seni niye yesinler?
Ya'ni, ey kimse! Yukarıda zikrolunan meziyetlerin hiçbirisi sende yoktur. Binâenaleyh ne iştesin ve neye yararsın ki sana rağbet etsinler? Ve senin metâ' mesâbesindeki cismine halk bakmaz ve iltifat etmeyip yüz çevirir. Kerîm olan Hak Teâlâ hazretleri yukarıda zikrolunan âyet-i kerîme mûcibince onu, bahâ değmez bir derecede kıymetli olan cennet mukābilinde satın aldı. Nitekim I. cildde ihtiyar çalgı[cı]nın kıssasında bu ma'nânın tafsîli vardır.
1284. Hiçbir kalp onun indinde merdûd değildir. Zîrâ onun maksadı satın al- maktan fâide değildir.
Ya'ni, Kerîm olan Hak Teâlâ hazretlerinin ind-i ilâhîsinde hiçbir kalp ve battâl reddolunmuş değildir. Nitekim sûre-i Zümer'de قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ (Zümer, 39/53) ya'ni "Ey Resûlüm! De ki: Éy nefisleri üzerine israf eden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümîdinizi kesmeyin! Muhakkak Allah günahların hepsini mağfiret eder. Zîrâ o Rahîm olan Gafûr'dur." Binâenaleyh Hak Teâlâ'dan kalp ve battâl kulların bile ümîdlerini kesmemeleri lâzım gelir. Zîrâ eğer Hak Teâlâ hazretlerinin kulların nefislerini ve emvâlini cennet mukābilinde satın almaktan kasdı, fâide ve kâr etmek değildir, mahzâ kerem ve ihsânına vesîle olmak içindir. Hakk'ın satın almasındaki beyânât bu cildin 895 numaralı ve I. cildin 2749 numaralı ve II. cildin 2427 ve kezâ bu cildin 1463 numaralı beytlerinde geçti.