İçeriğe atla

O kocakarının sıfatı beyânındadır

20. bölüm / 40 · 504 kelime · ~3 dk okuma

1260. Haydi, bu sözü rehinden geri al! Kocakarı efsanesi tarafına geri git!

"Bu söz"den murâd, yüksek sözlerin alçak ma'nâlara hamledilmesi bahsidir ki, yukarıda beyân buyuruldu. "Rehinden geri almak", bahisten vazgeçmekten kinâyedir. Hz. Pîr efendimiz zât-ı şerîflerine hitâben buyururlar ki: Ey Mevlâna! Mecliste fihûm-i nâkısa ashâbı bulunması yüzünden yüksek ma'nâlı sözleri alçaltmak bahsinden vazgeç de kocakarı efsanesine ve kocakarıdan maksad ne olduğunun beyânı tarafına geri dön!

1261. Vaktāki yaşlı oldu ve bu yolda erkek değildir, sen onun adını sene yemiş acûze koy!

Hz. Pîr efendimiz bu beyt-i şerîfte "kocakarı"dan maksat ne olduğunu tavzîh buyururlar: Ya'ni, vaktâki bir şahıs yaşlandı ve Hak yolunda kadın gibi kendi huzûzât-ı nefsâniyyesini fedâ etmekten korktu ve onda erkeklik cesâreti bulunmadı, sen o şahsın adını, saçı sakalı olsa da, yıllar yemiş ve geçirmiş kocakarı koy!

1262. Onun [ne] re's-i mâlı ve pâyesi var, ne mâye kabulünün kabul edicisidir!

Onun bu Hak yolunda ne sermâye olan ulüvv-i himmeti ve ne de tâat hakkında bir mertebesi ve ne de mâye-i isti'dâdı kabûl etmesi için, insân-ı kâmil tarafından vâki' olan telkînâtı kabûl edicidir!

1263. Hoşluğu ne verici, ne kabul edicidir! Onda ne ma'nâ ne de ma'nâ çekicilik vardır!

Onun tab'ı, ne zevki ve hoşluğu vericidir ve ne de alıcıdır. Ya'ni onun sohbetinden bir zevk alan olmadığı gibi, o da kâmillerin sohbetinden bir zevk ve hoşluk alıcı değildir. Zîrâ onda ma'nâ yoktur ki, o ma'nâyı başkalarına telkîn edebilsin. Ma'nâ çekicilik dahi yoktur ki, kâmillerin sohbetinden ve kâmillerden istifade edebilsin!

1264. Ne dil, ne kulak, ne akıl, ne basar, ne ayıklık, ne sarhoşluk ve ne düşünce vardır!

"Fiker", "düşünce ve endîşe" demektir. Ya'ni, o kābiliyetsiz şahsın ma'nâsı olmadığı için fâideli sözleri söyleyecek dili yoktur; ve isti'dâdı olmadığı için fâideli sözleri dinleyebilecek bir kulağı da yoktur. Aklı olmadığı için dinlediği nükteli sözleri de anlayamaz. Basar-ı basîreti olmadığı için insân-ı kâmilin kemâlâtını göremez. His gözüyle ancak onun saçını, sakalını görür. Umûr-ı uhreviyyede ayık değildir; ve Hak yolunun sarhoşu da değildir. Bu vâdîlerde bir fikri de yoktur; müncemid bir hâldedir.

1265. Ne niyaz ve ne de nâz için bir cemâl vardır! O soğan gibi kat kat kokmuştur.

Ya'ni böyle bir şahsın kalbi müncemid olduğundan içinden Hakk'a yalvarması ve niyâzı da yoktur; ve bir cemâl-i ma'nevîsi olmadığı için nâz ehli de değildir. Onun sırrı ve rûhu, kalbi ve cismi soğan gibi kat kat kokmuş bir hâldedir.

1266. Ne bir yol kať' etmiş, ne de yola takati vardır! O kahbenin ne harâreti, ne sözü, ne âhı vardır!

"Pây", burada "tâkat" ma'nâsınadır. Ya'ni, nefsin huzûzâtında saplanmış kalmış olduğundan tarîk-ı Hak'ta ne bir mesafe kat' edebilmiştir, ne de bu yolda yürümeye tâkati vardır. Nefis ve şeytanın mef'ûlü olan o kahbenin içinde ne harâret, ne de yanıklık ve ne de ziyân içinde geçen hayât-ı dünyeviyyesine teessüf ederek âh etmek vardır! Onun tab'ı, ne zevki ve hoşluğu vericidir ve ne de alıcıdır. Ya'ni onun sohbetinden bir zevk alan olmadığı gibi, o da kâmillerin sohbetinden bir zevk ve hoşluk alıcı değildir. Zîrâ onda ma'nâ yoktur ki, o ma'nâyı başkalarına telkîn edebilsin. Ma'nâ çekicilik dahi yoktur ki, kâmillerin sohbetinden ve kâmillerden istifade edebilsin!