İçeriğe atla

O şahsın hikâyesidir ki, hırsızlar onun koçunu çaldılar. Bununla kanâat etmediler, hîle ile elbiselerini de çaldılar

4. bölüm / 40 · 628 kelime · ~4 dk okuma

471. O bir kimse koç tutardı, arkadan çekerdi. Hırsız koçu götürdü ve onun ipini kesti.

Bir kimsenin koç koyunu var idi. Sokakta koyunun ipi olduğu hâlde, koyun o adamın arkasından gelirdi. O adam dalgın bir hâlde yürürken bir hırsız ipi kesip koyunu çaldı ve götürdü.

472. Vaktaki âgâh oldu, götürülmüş, koç nerededir? diye, bulmak için sola ve sağa koşucu oldu.

Vaktâki koç sahibi koçun çalındığını anladı, onu bulmak için sağa ve sola koşarak aramaya başladı.

473. O hırsızı bir koyunun başında gördü ki, “Vâveyleta” diye feryad ederdi.

"Vâveyletâ", hüzün ve tahassür için vâki' olan nidâdır. Ya'ni, koç sahibi koyunu ararken bir koyunun başında "Eyvah, eyvah!" diye feryad eden bir adama rast geldi ki, bu adam koçun hırsızı idi.

474. Dedi: "Ey üstad! Neden nalânsın?" Dedi: "Altın kesem kuyuya düştü."

Koç sahibi o adamın hırsız olduğunu bilmediğinden, onun feryâdına aldanıp dedi: "Ey üstâd! Niçin böyle feryad ediyorsun?" Hırsız dahi cevâben dedi ki: "İçinde altın dolu olan kesem kuyuya düştü."

475. "Eğer içine gitmeye, dışarı çekmeye kādir isen, gönül hoşluğu ile sana muhakkak beşte birini veririm."

Ya'ni, "Kuyuya inip kesemi çıkarmaya kādir olur isen, sana gönül rızâsıyla kesemdeki altının beşte birini veririm."

476. "Yüz dînârın beşte birini el ile alırsın." O dedi: "Muhakkak bu on koçun bahasıdır."

Ya'ni, "Kesemde yüz altın vardır. Bunun beşte biri olan yirmi altını kesenin içinden kendi elin ile alırsın." Koçu çalınan adam, bunu işitince dedi: "Bu yirmi altın on koçun bahasıdır."

477. "Eğer bir kapı bağlandı ise, on kapı açıldı. Eğer bir koç gitti ise, Hak bedel olarak deve verdi."

478. Elbiselerini soyundu ve kuyuya gitti. O hırsız acele elbiseleri de götürdü.

479. Bir hâzım gerektir ki, yolu köye kadar götürsün. Hazm olmazsa tama' tâûn getirir.

"Hazm”in târîfi III. cildin 2831 numarasına musadif olan حزم چه بود از دو تدبیر احتیاط از دو آن گیری که دور است از خباط [ya'ni "Hazm ne olur? İki tedbîrle ihtiyattır, o ikiden hubâttan uzak olanı tutasın!"] beytinde geçti. "Tâûn”, vebâ dedikleri hastalıktır. Burada belâ-yı mühlikten kinâyedir. "Yolu köye kadar götürmek", maksûda vusûlden kinâyedir. Ya'ni, bir hâzım ve ihtiyatkâr kimse lâzımdır ki, menzil-i maksûda vâsıl olabilsin. Eğer bir kimsede ihtiyât olmazsa sâika-i tama' ile atıldığı her bir işte bir belâ-yı mühlike uğrar.

480. O bir fitne tabîatli bir hırsızdır. Hayal gibi, onun her dem bir sûreti vardır.

[476] "Fitne tabîatli olan hırsız"dan murâd, nefis ve şeytandır. Zîrâ nefis kendinin hazzına ve zevkine âid şeylerin hayalini her dem kalbde tasvîr eder; ve şeytan dahi o hayâlî sûretleri süsler ve fiilen zuhûruna teşvik eder.

481. Huda'dan gayrı onun mekrini kimse bilmez. Huda'ya kaç ve o degādan kurtul!

Ya'ni, nefis ve şeytanın o kadar acîb ve gizli hîleleri vardır ki, onlan Hak Teâlâ'dan başka kimse bilmez. Alime ilim sûretinde ve zâhide zühd sûretinde ve âbide ibâdet sûretinde ve fâsıka fıskın envâ'ı sûretinde ve kâfire küfrün muhtelif sıfatında ve zâlime envâ'-i mezâlimde zâhir olur. Binâenaleyh

"Terehhüb", lügatte, korkmak ve uzak olmak ve zâhidlik göstermek ve ibâdet etmek ma'nâlarınadır. "Rehbâniyet", Îsâ (a.s.)ın dînine mensûb olan âbid ve zâhidlerin mesleğidir ve V. cildin 574 numaralı beytinin başındaki sürh-ı şerîfte de bu hadîs-i şerîf mezkûrdür; ve onu müteâkıb olan ebyât-ı şerîfede dahi ruhbâniyet hakkında îzâhât geçmiştir. Fihi Mâ Fih'in 21. faslında da Hz. Pîr Efendimiz şöyle buyururlar:

"Peygamber (a.s.) “Lâ rehbâniyyete fi'l-İslâm" ["İslâm'da ruhbâniyet yoktur!"] buyurdu. Ruhbânlar için tarîk-ı halvet ve dağlarda sâkin olmak ve kadın almamak ve dünyayı terk eylemek vardır. Hak Teâlâ (azze ve celle) ince bir yolu Peygamber'e gizlice gösterdi. O da nedir? Cevirlerini çekmek ve onların muhâlâtını dinlemek ve onun üzerine sa'y etmek ve kendini mühezzeb kılmak için kadın almaktır. وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظيم (Kalem, 68/4) [ya'ni "Muhakkak ki sen büyük bir ahlâk üzeresin!"] âyet-i kerîmesinde herkesin cevrine katlanmak ve muhâle tahammül etmek husûslarına işâret buyurulur."