İçeriğe atla

O şahsın hikâyesidir ki, hırsızlar onun koçunu çaldılar. Bununla kanâat etmediler, hîle ile elbiselerini de çaldılar

9. bölüm / 53 · 525 kelime · ~3 dk okuma

471. O bir kimse koç tutardı, arkadan çekerdi. Hırsız koçu götürdü ve onun ipini kesti.

"Koç", beslenmiş, boynuzlu erkek koyun demektir ki, tos vuruştururlar (Burhân).

Bir kimsenin koç koyunu var idi. Sokakta koyunun ipi olduğu hâlde, koyun o adamın arkasından gelirdi. O adam dalgın bir hâlde yürürken bir hırsız ipi kesip koyunu çaldı ve götürdü.

472. Vaktaki âgâh oldu, götürülmüş, koç nerededir? diye, bulmak için sola ve sağa koşucu oldu.

Vaktâki koç sahibi koçun çalındığını anladı, onu bulmak için sağa ve sola koşarak aramaya başladı.

473. O hırsızı bir koyunun başında gördü ki, "Vâveyleta" diye feryad ederdi.

"Vâveyletâ", hüzün ve tahassür için vâki' olan nidâdır. Ya'ni, koç sahibi koyunu ararken bir koyunun başında "Eyvah, eyvah!" diye feryad eden bir adama rast geldi ki, bu adam koçun hırsızı idi.

474. Dedi: "Ey üstad! Neden nalânsın?" Dedi: "Altın kesem kuyuya düştü."

Koç sahibi o adamın hırsız olduğunu bilmediğinden, onun feryâdına aldanıp dedi: "Ey üstâd! Niçin böyle feryâd ediyorsun?" Hırsız dahi cevâben dedi ki: "İçinde altın dolu olan kesem kuyuya düştü."

475. "Eğer içine gitmeye, dışarı çekmeye kadir isen, gönül hoşluğu ile sana muhakkak beşte birini veririm."

Ya'ni, "Kuyuya inip kesemi çıkarmaya kādir olur isen, sana gönül rızâsıyla kesemdeki altının beşte birini veririm."

476. "Yüz dînârın beşte birini el ile alırsın." O dedi: "Muhakkak bu on koçun bahasıdır." Ya'ni, "Kesemde yüz altın vardır. Bunun beşte biri olan yirmi altını kese- nin içinden kendi elin ile alırsın." Koçu çalınan adam, bunu işitince dedi: "Bu yirmi altın on koçun bahasıdır."

477. "Eğer bir kapı bağlandı ise, on kapı açıldı. Eğer bir koç gitti ise, Hak be- del olarak deve verdi."

478. Elbiselerini soyundu ve kuyuya gitti. O hırsız acele elbiseleri de götürdü.

479. Bir hâzım gerektir ki, yolu köye kadar götürsün. Hazm olmazsa tama' tâûn getirir.

"Hazm"in târîfi III. cildin 2831 numarasına musâdif olan حزم چه بود از دو تدبیر احتیاط از دو آن گیری که دور است از خباط ya'ni "Hazm ne olur? İki tedbîrle ihti- yâttır, o ikiden hubâttan uzak olanı tutasın!"] beytinde geçti. "Tâûn", vebâ dedikleri hastalıktır. Burada belâ-yı mühlikten kinâyedir. "Yolu köye kadar götürmek", maksûda vusûlden kinâyedir. Ya'ni, bir hâzım ve ihtiyatkâr kim- se lâzımdır ki, menzil-i maksûda vâsıl olabilsin. Eğer bir kimsede ihtiyât ol- mazsa sâika-i tama' ile atıldığı her bir işte bir belâ-yı mühlike uğrar.

480. O bir fitne tabiatli bir hırsızdır. Hayal gibi, onun her dem bir sûreti vardır.

"Fitne tabîatli olan hırsız"dan murâd, nefis ve şeytandır. Zîrâ nefis kendi- nin hazzına ve zevkine âid şeylerin hayâlini her dem kalbde tasvîr eder; ve şeytan dahi o hayâlî sûretleri süsler ve fiilen zuhûruna teşvik eder.

481. Huda'dan gayrı onun mekrini kimse bilmez. Huda'ya kaç ve o degādan kurtul!

Ya'ni, nefis ve şeytanın o kadar acîb ve gizli hîleleri vardır ki, onlan Hak Teâlâ'dan başka kimse bilmez. Alime ilim sûretinde ve zâhide zühd sûretin- de ve âbide ibâdet sûretinde ve fâsıka fiskın envâ'ı sûretinde ve kâfire küf- rün muhtelif sıfatında ve zâlime envâ'-i mezâlimde zâhir olur. Binâenaleyh فَفَرُوا إِلَى اللهِ (Zâriyât, 51/50) ya'ni "Allah'a kaçınız" âyet-i kerîmesi mûcibince onların hîlelerinden ve fitnelerinden Hak Teâlâ'ya kaç ve yalvar da kurtul!