İçeriğe atla

Vaktaki Bilal'in evsafının ba'zısını işittin, şimdi de Hilal'in za'fının kıssasını dinle!

14. bölüm / 40 · 617 kelime · ~4 dk okuma

1128. O revişde Bilal'den ziyade idi. Kötü huy için kötü öldürmeyi ziyade etmiş idi.

İkinci mısra'daki "râ" edât-ı tahsîsdir. "Küşiş", "küşten" masdarından ism-i masdardır, "öldürme ve öldürüş" demektir. Ya'ni, Hz. Hilal Hak yolu- Ta'rîfât-ı Seyyid'de “muhlas”, Allâhu Teâlâ'nın şirkten ve maâsîden sâfî kıldığı kimseler diye ta'rîf olunmuştur. Bu ta'rîfe göre “muhlas”, taklidsiz ve sâhib-i basîret olan kimse, şirk-i hafî ve celîden sâf olduğu için Hz. Hilâl (r.a.) hakkında bu kelime isti'mâl buyurulmuştur. Hz. Lokmân hakkındaki ma'lûmât Ravzatü's-Safâ'da mufassalan yazılı olduğu gibi Yûsuf (a.s.)ın kıssası dahi tefsîr kitablarında ve Kısas-ı Enbiyâ'da münderiç ve meşhûrdur. Burada zikri uzun olur. داند اعمى كه مادرى دارد [ya'ni “Kör de bilir ki, bir anası var...”] ilh. Beyt-i şe-rîfi Hakîm Senâî hazretlerinin Hadîka'sından muktebesdir. Ma'lûm olsun ki, mü'minler iki nevi'dir: Birinin kalbinin iki gözü açık ve diğerinin kapalıdır. Kalbinin iki gözü açık olanlar bir gözüyle zâhiri ve bir gözüyle bâtını görürler. Ya'ni Hakk'ı halkta ve halkı da Hak'ta görürler. Binâ-enaleyh mahlûka kul olmayı Hakk'a kul olma bilirler. Fakat bu gözleri kapalı, yalnız his gözü açık olanlar ne bâtını ne de zâhiri görürler. Onların gerçi his gözleri açıktır, eşyâyı görürler, fakat eşyânın ne olduğunu bilmezler. Binâenaleyh onların bu görüşü zâhiri görmek değildir. Hayvanlar gibi karaltıyı görmekten ibârettir. Zîrâ cehl içinde hayvanlar gibi yaşamaktadırlar. Nitekim İmâm Ali (k.A.v.) efendimiz buyururlar: حياة القلب علم فاغتنمـه وموت القلب جهل فاجتنبه “Kalbin hayâtı ilimdir, onu ganîmet bil! Ve kalbin ölümü cehildir, ondan sakın!” İmdi bu körler iki kısımdır: Bir kısmı kalb gözü açık olanlara hürmet edip onların ulûm ve maârifini birtakım te'vîlât ile inkâr etmez. Bir kısmı da onlara muhâlif olup inkâr ederler. Evvelki körler hürmetkârâne olan taklîdlerinin fâidesini görürler. Sonrakiler inkârlarının ve hürmetsizliklerinin cezâsını hem hayât-ı dünyeviyyelerinde ve hem de hayât-ı uhreviyyelerinde çekerler.

1129. Senin gibi geri gidici değil ki, her dem daha gerisin. Bir gevherden bir taş tarafına gidersin.

Ey idrāki nâkıs olan sâlik! Hz. Hilal'in Hak yolundaki gidişi senin gidişin gibi değildi. Zîrâ sen her dem geri gidersin ve gevher mesâbesinde olan in- sân-ı kâmilin sohbetinden kaçıp bir taş ve cemâd mesâbesinde olan bir gāfi- lin sohbetini ihtiyâr edersin. Binâenaleyh rûhâniyetten kaçıp cemâd mesâbe- sinde olan cismâniyet tarafına geri gidersin.

1130. Nitekim o efendiye misafir erişti. Efendi onun günlerinden ve senesin- [1114] den sordu.

Birinci mısra'daki "resîd", "erişti"; ikinci mısra'daki "ber-resîd", "sordu" ma'nâsınadır. Zîrâ fiillere lâhık olan "ber" ve "der" gibi edevât ba'zan zâid ve ba'zan dahi o fiilin ma'nâsını tebdîl eder. Nitekim Burhân'da "ber-res" hak- kında şöyle denir: "Ber-vâresîden ve pursîden masdarından emirdir, vâres ve be-purs demektir." Ma'nâları muhtelif olduğundan "resîd" ile "ber-resîd" kāfi- ye olur. Bu ve âtîdeki beyt-i şerîfler geri giden sâlike misal olarak îrâd buyu- rulmuştur. Ya'ni, ey geri giden sâlik! Senin hâlin ona benzer ki: Bir efendiye bir misafir geldi. Efendi de ona kaç yaşında olduğunu sordu.

1131. Dedi: "Ey oğul! Ömrün kaç yıldır? Açık söyle ve çalma ve say!"

Ev sahibi olan efendi misafir olan gence dedi: "Ey oğul! Yaşın kaçtır? Açık söyle ve yaşını eksiltme ve seneleri doğru say!"

1132. Dedi: "Ey birâder! On sekiz, on yedi, yahud on altı, yahud on beş! den- miştir."

na gidişte Bilâl'den ziyâde çalışır idi. Ziyâdeliği bu idi ki: Kötü huya mahsûs olmak üzere kötü öldürmeyi ziyâde etmiş idi, ya'ni kötüyü öldürür idi. Fa- kat bu öldürdüğü kötü ancak nefsinin kötü huyları idi. Binâenaleyh nefsinin fenâ sıfatlarını birer birer öldürmeye kasdı ve himmeti Bilal'den daha ziyâde idi. Zîrâ Hakk'a vusûl ancak nefsin bu fenâ sıfatlarını öldürmekle olur.

1133. Dedi: "Ey başı dönmüş olan sen! Daha geri, daha geri.. Tekrar ananın fercine kadar git!"

Ev sahibi olan efendi misafirin bu cevabına karşı: "Ey başı dönmüş ve sersemleşmiş olan efendi! Biraz daha gayret edip seneleri saymak hususunda tekrâr ananın fercine kadar geri git!"