Mürîdin şeyhin hânesinden geri dönmesi ve adamlardan sorması ve onların "Şeyh filân orman tarafına gitmiştir" diye nişân vermesi
9. bölüm / 31 · 617 kelime · ~4 dk okuma
2133. Ondan sonra o her bir kimseden sorucu oldu. Şeyhi her taraftan birçok aradı.
O yolcu olan mürid, kadına bu sözleri söyledikten sonra, Ebu'l-Hasan hazretlerinin nerede bulunduğunu rast geldiği her bir kimseden sorucu oldu ve Hz. şeyhi her cihetten birçok aradı durdu.
2134. Sonra bir kimse ona: "O diyârın kutbu dağlıktan odun taşımak için gitti," dedi.
"Diyâr", ev, şehir, belde ma'nâlarına olan "dâr"ın cem'idir (Kāmûs). "Kutb-ı diyâr", şehirlerin ve beldelerin kutbu demek olur. Bu beyt-i şerîfte Ebu'l-Hasan hazretlerinin kutbu'l-aktâb olduğuna işaret buyurulur.
2135. O Zülfikar-endîşe olan mürid şeyhin hevâsında acele orman tarafına gitti.
"Zülfikār", kılıç ma'nasında müsta'meldir. "Zülfikar-endîşe", kılıç gibi keskin düşünceli, demektir. Ya'nî, o kat'î fikir sahibi olan mürîd, Hz. şeyhi bulmak hevâ ve aşkı ile acele kendisine ta'rîf olunan orman tarafına gitti. "Teft", müteaddid ma'nâsı vardır. Burada "acele" demektir.
2136. Şeytan adamın aklı önüne ay tozdan gizli kalmak için, vesvese getirdi.
O mürîd orman tarafına giderken yolda şeytan onun aklının önüne ay gibi olan Ebu'l-Hasan hazretlerinin nûrunu toz mesâbesinde olan birtakım i'tirâzlar ile örtmek için ba'zı vesveseler getirdi.
2137. Dedi ki: "Bu şeyh-i dîn böyle kadını niçin evinde yâr ve hemnişîn tutar?"
Bu vesvese-i şeytâniyye üzerine mürîd kendi kendine dedi ki: “Bu dîn şeyhi olan Ebu'l-Hasan hazretleri böyle kötü huylu bir kadını niçin evinde kendisine yâr ittihâz edip beraberce oturur?" Bu zâtın kudsiyetine bakılırsa, böyle bir kadını evinde tutmak câiz değil idi.
2138. "Zıddın zıddıyla înās neredendir? Nâsın imâmı ile nesnâs neredendir?"
"İnâs", alıştırmak, vahşiliğini gidermek. "Nesnâs", avâmmın "yaban adamı" dedikleri maymunun bir nev'idir. Ya'nî, “Bu kadının ahlâkı Hz. şeyhin ahlâkına taban tabana zıddır. Böyle zıddı zıd ile bir yerde cem' edip alıştırmak nereden ve hangi ma'nâdan neş'et ediyor? Nâsın imâmı olan Hz. şeyh ile nesnâs mesâbesinde olan bu kadının beraber yaşaması ne gibi bir sır ve hikmetten nâşîdir?"
2139. O tekrar ateşîn olarak "Lâ havle" ederdi. Derdi ki: "Benim onun üzerine i'tirâzım küfür ve kîndir."
Mürîd bu vesveseler üzerine harâretli bir sûrette "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" okurdu ve derdi ki: "Böyle bir insân-ı kâmil üzerine benim kalbime vârid olan bu i'tirâz tarîkatte küfür ve kîndir."
2140. "Ben kim oluyorum ki, Hakk'ın tasarruflarına benim nefsim işkâl ve ta'n getirsin?"
[2122] "Dakk", vurmak ve ta'n etmek demektir. Ya'nî, “Mâdemki Ebu'l-Hasan hazretleri bir insân-ı kâmildir ve onun kavli ve fiili Hakk'ın sözü ve fiilidir, binâenaleyh ben kim oluyorum ki, Hakk'ın tasarruflarına karşı benim nefsim şübhe ve işkâl getirip ta'n etsin?"
2141. Tekrar onun nefsi çabuk hamle getirdi. Bu taarruftan dolayı onun gönlüne saman ve duman getirdi.
"Taarruf", bir şeyi tekellüf ile bilmeye çabalamak. Ya'nî, mürîd bu vesvese-i şeytâniyyeyi bu süretle kovmaya çabaladığı hâlde, yine onun nefsi çabuk bir hamle ve hücûm daha etti. Hz. şeyh ile kadının ünsiyeti hakkındaki sırrı bilmeye ve anlamaya çabaladığından dolayı onun nefsi onun kalbine saman mesâbesindeki vesvese üzerine bu anlamaya çabalamak ateşini dökerek bir duman peydâ etti.
2142. Dedi ki: "Şeytanın Cebrâîl'e ne nisbeti vardır? Ne vakit onunla sohbette hem-makryl olur?"
"Makıyl", istirahat mahalli demektir (Şemsü'l-Lügāt). "Hem-makıyl", bir yatakta yatmaktan kinâyedir. Ya'nî, mürîd nefsinin tekrar hücûmu üzerine dedi ki: "Bu kadın bir şeytan gibidir ve Hz. Şeyh ise âlem-i sûrete inzâl-i maânîye me'mûr olan Hz. Cibril mesâbesindedir. Binâenaleyh Hz. Cibrîl ile şeytanın ne münasebeti vardır? Ve bu kadın Hz. Şeyh ile sohbete ve bir yatakta yatmaya nasıl lâyık olur?"
2143. "Halil Azer ile nasıl ittihad edebildi? Delil yol vurucu ile nasıl uyuşabildi?"
Ya'nî, İbrâhîm Halîlullâh meşrebinde olan Hz. şeyh, puta tapan Azer mesâbesindeki bu kadın ile nasıl uyuştu ve ittihad etti? Yol gösterici olan bir delîl, bir yol vurucu ile nasıl uyuştu? Bu beyitlerde vârid olan havâtırın def'inde sâlikin çektiği müşkilâta işâret buyurulur. Zîrâ tarîkatte def'-i havâtır gāyet müşkil bir şeydir.