İçeriğe atla

O yolcunun şeyhin hareminden: "Şeyh nerededir, nerede arayayım?" diye sorması ve haremin boş cevâb söylemesi

7. bölüm / 31 · 893 kelime · ~5 dk okuma

2074. Onun göz yaşı gözünden sıçradı ve o bu cümle ile beraber "O şîrîn adlı şâh hani?" dedi.

Ya'nî, kadından Ebu'l-Hasan hazretleri hakkında bu çirkin sözler ve ta'rîzleri dinlediği vakit, o yolcu olan mürîd ağlamaya başladı ve kadının bu ta'n ve i'tirazlarına kulak asmayarak "O adı güzel ve latîf olan, hakîkat âleminin şâhı hani nerededir?" dedi.

2075. Dedi: “O sâlûs ve boş zerrâk ahmakların tuzağı ve dalâlet kemendidir."

"Sâlûs", aldatıcı ve tatlı dilli ve hîlekâr ve mekr edici. "Zerrâk", nifâk ve riyâ sâhibi demektir. Ya'nî, kadın cevâben dedi: “O tatlı dilli, hîlekâr ve esrâr-ı hakîkatten boş olan riyâkâr, ahmakların tuzağı ve dalâlet kemendidir. Ahmakları avlar ve dalâlete düşürür."

2076. Senin gibi yüz binlerce akılsızlar ondan dolayı yüz tuğyana düşmüşlerdir.

"Hâm rîş”, ham sakallı demek olup, akılsız ve maskaradan kinâyedir. "Utû", gulüv etmek ve haddi aşmak ve serkeşlik etmek ve kendini büyük görmek ma'nâlarınadır. Ya'nî, "Senin gibi yüz binlerce akılsız maskaralar ona mürid olup onun yüzünden şerîat haddini birçok tecavüz etmişlerdir."

2077. Eğer sen onu görmezsen ve selâmetle geri gidersen, senin hayrın olur, ondan dolayı azgın olmazsın.

Ya'nî, "Eğer sen onu görmez ve selâmetle tekrâr vatanına gidersen, senin için hayırlı olur. Onun yüzünden ona tâbi' olanlar gibi sen de azgın ve gavî olmazsın."

2078. Bir lâf mezhebli, bir dalkavuk, bir lüpçüdür. Onun davulunun sesi etraf-ı diyâra gitmiştir.

"Lâf-kîş", vasf-ı terkîbîdir. "Kendini övücü mezhebli" demektir. "Kâse-lîs", çanak yalayıcı demek olup dalkavuktan kinâyedir. "Tabl-hâr", lüpçü, bedava yiyici ma'nâsınadır. Ya'nî, "Bu adam bir kendini övücü mezhebli, bir dalkavuk, lüpçüdür. Onun çaldığı kemâl davulunun sesi etrâf-ı diyâra gitmiştir."

2079. Bu buzağıya tapıcı olan kavim Sıbtî dirler. Böyle bir öküze ne acîb el sürerler?

“Sıbtî", Mûsâ (a.s.)ın kavmi olan Benî İsrâîl demektir. İkinci mısra'daki "çi" taaccüb içindir. Ya'nî, “Ona tâbi' olanlar, Mûsâ (a.s.)ın buzağıya tapan kavmi Benî İsrâîl cinsindendir. Ne acîbdir ki, bu tâife buzağıyı bırakıp böyle bir öküze el sürerler ve onun elini ve ayağını öpüp ona taparlar."

2080. Her kim bu lüpçünün mağrûru oldu ise, gecenin cîfesi ve gündüzün battalıdır.

"Cîfe", leş ve murdâr. "Battâl", hiç işi olmayan ve yalan söyleyen kimse. "Garre", aldanmış olmak. Ya'nî, "Her kim bu lüpçünün aldanmışı oldu ise, gece leş gibi uyur ve gündüz dahi hiçbir iş sahibi olmayıp eli boş gezer."

2081. "Bu kavim yüz ilim ve kemâli bırakmışlar, “Hâl budur" diye mekr ve tezvîri tutmuşlardır."

"İlim ve kemâl"den murâd, burada ulemâ-i zâhirenin medreselerde tahsîliyle meşgül olduğu ulûm-i akliyye ve nakliyyedir. "Bu tâife ya'nî şeyhin mürîdleri birçok ilim ve kemâli bırakmışlar ve "Hâl ilmi budur" diye mekr ve tezvîr yolunu tutmuşlardır".

2082. "Dirīga! Al-i Mûsâ nerede? Tâ ki, imdi buzağıya tapanların kanını döksünler!"

"Buzağı"dan murâd, kadının fikrince Şeyh Ebu'l-Hasan hazretleridir. "Al-i Mûsâ"dan murâd, ehl-i şerîattir. Ya'nî, "Ah, elleri kılıçlı olan ehl-i şerîat nerededir ki, Âl-i Mûsâ gibi buzağıya tapanların kanını döksünler!"

2083. "Şer' u takvâyı arka tarafa bırakmıştır. Hani Ömer? Hani sert olan emr-i ma'ruf!"

Ya'nî, "Bu tâife şerîati ve takvâyı arkalarına atıp terk etmişlerdir. Hz. Ömer (r.a.) nerededir ki bu şerîat dâiresinden çıkan tâifeyi ıslah etsin!"

2084. “Zîra bu ibâhat bu cemaatten fâş oldu. Her müfsid ve kallaşa ruhsat oldu."

"İbâhat", harâm olan şeyleri mübâh ve câiz kılmak. "Kallâş”, baldırı çıplak demektir. Burada zikrullâh esnasında nağamât-i mûsîkiyye icrâsıyla raks ve semâ' etmek gibi hâller murâd olunur. Ya'nî, “Bu ibâhat bu şeyhin mürîdlerinden etrâfa yayıldı. Her ilimden müflis ve baldırı çıplak kimselere de bu ibâhat ruhsat ve icâzet oldu." Ma'lum olsun ki Hayâtü'l-Hayevân ismindeki kitâbta şöyle yazılmıştır: الرقص والدور والتواجد حرام اول من احدثه اصحاب السامري فانهم يرقصون حول العجل ويتواجدون بذلك فهو دين الكفار وعباد العجل فينبغي للسلطان ان يمنعوهم ولا يحل لاحد يؤمن بالله واليوم الآخر يحضر معهم على باطلهم Ya'nî "Raks ve semâ' etmek ve dönmek ve tevâcüd harâmdır. En evvel bunu îcâd eden kimseler Sâmirî'nin ashâbıdır. Onlar buzağı etrafında raks ederler ve bununla tevâcüd ederler idi. İmdi bu, kâfirlerin ve buzağıya tapanların dînidir. Hükümdâr onları men' etmek lâzım gelir; ve Allah'a ve âhiret gününe inanan kimselere onların bâtılları üzerinde onlar ile beraber hâzır olmak helâl olmaz." İşte ulemâ-i zâhirin bu gibi kıyâsât ve hükümlerine işâreten kadının lisânından, Ebu'l-Hasan hazretlerinin mürîdânına "buzağıya tapanlar" ta'bîr buyurulmuştur. Ve ulemâ-i zâhirin bu yolda birçok sözleri ve fetvâları vardır. Semâ' hakkındaki îzâhât 4. cildin 728 numaralı beytinden i'tibâren geçtiği cihetle burada tekrârı zâiddir. Ve biraz yukarıda 2042 numaralı beyitte Sünbül Sinân hazretlerinin Fâtih Câmi-i şerîfinde toplanan ulemâya verdiği cevablar zikr edilmiş idi.

2085. Hani Peygamber'in ve ashabın yolu? Hani onun namazı ve tesbihi ve âdâbı?

"Hani Peygamber'in ve ashâbının ta'kîb buyurdukları yol? Hani onların namazdaki huzû' ve huşû'ları ve tesbîhler ve ibâdet emrindeki âdâb ve käideleri?" Ma'lûm olsun ki, ehl-i hakîkatin nazarları halka değil, kâmilen Hakk'adır. Onlar halka karşı melâmet tarîkını tutup, tâât ve ibâdetlerini halkın nazarından setr ederler. Ve Hakk'a riyâdan ârî ve hulûs ile gizlice ibâdet ederler. Meselâ câmi'deki cemâate çıkmazlar. Evlerinde âile halkı ile cemâat olup namaz kılarlar. Ehl-i zâhir bunların bu hallerini bilmediklerinden "Sünnet olan cemâati terk ediyor ve hattâ namaz kıldığını bile kimsenin gördüğü yoktur!" diye ta'n ve i'tiraz ederler. Zîrâ ulemâ-i zâhirin nazarlarının yarısı halka ve yarısı da Hakk'adır. Onlar salâh-ı hâl sahibi olduklarını halka gösterip hürmetlerini kazanmak isterler ve halkın medhinden nefisleri haz ve zemminden elem duyar. Fakat ehl-i hakîkat ise, bu duygulardan pek uzaktırlar. Halk ne derse desin, onların nazarları Hakk'adır. Halleri âtîdeki beyte muvâfıktır: "Bâtından âşinâ ve zâhirden yabancı gibi ol! Böyle bir güzel gidiş cihânda az olur."