Şeyh Hasan-ı Harakānî (k.A.s.) nun mürîdinin hikâyesidir
6. bölüm / 31 · 546 kelime · ~3 dk okuma
2062. Bir dervîş Bü'l-Hasan'ın sıytından dolayı Talkān şehrinden Harakān'a kadar gitti.
"Tâlkān", Belh ile Merv ve Kazvîn ile Ebher arasındaki şehirlerin ismidir (Şemsü'l-Lügat). "Hârakān", Bistâm kurbunda Horasân'dan bir köyün adıdır. "Harakan" dahi derler. Bir dervîş Ebu'l-Hasan-ı Harakānî hazretlerinin şöhret-i kemâlini işitti. Sohbetine vâsıl olmak için Tâlkān'dan Hârakan'a kadar gitti.
2063. Şeyhi görmek için sıdk u niyaz ile dağları ve uzun vadīleri kať etti.
2064. O şeyi ki, renc ve sitemden yolda gördü, gerçi zikre lâyıktır, kısa yapıyorum.
Ebu'l-Hasan hazretlerini görmek aşkı ile esnâ-yı seferde dervîşin gördüğü zahmet ve meşakkat zikre şâyân ise de burada bunlardan bahsetmeyip sözü kısa kesiyorum.
2065. O delikanlı vaktāki yoldan maksada geldi, o şahın hanesini ve nişanını aradı.
“Maksad”, ism-i mekân olup “murâd ve teveccüh ve azim mahalli” demektir. Ya'nî, o delikanlı dervîş vaktaki yoldan mahall-i teveccühü olan Harakān köyüne geldi, o şâhın ya'nî Ebu'l-Hasan hazretlerinin evini ve bulunduğu semtin nişânını ba'zı kimselerden sordu.
2066. Vaktaki yüz hürmetle onun kapısının halkasını çaldı, kadın haneden başını dışarıya çıkardı.
Dervîş verilen nişân ve ta'rîf üzerine o hazretin evini buldu ve yüz hürmet ile kapısının halkasını çaldı. O hazretin haremi olan hanım evden başını dışarıya çıkardı.
2067. Dedi ki: "Ey Bü'l-Kerem! Ne istiyorsun?" Dedi: Ziyaret kasdı üzere geldim."
“Bü'l-kerem”, kerem sâhibi demektir. Burada insân-ı kâmili arayan kimselerin bü'l-kerem olduklarına işâret buyurulur. Ya'nî, kadın dedi ki: "Ey kimse, ne istiyorsun ve kimi arıyorsun?" Dervîş cevâben: "Ebu'l-Hasan hazretlerini ziyâret kasdiyle geldim," dedi.
2068. Kadın güldü. Dedi ki: "Ne acib şey, ne acib şey! Sakala bak! Bu sefer tutuculuğu ve bu teşvîşi gör!"
"Hah hah", ne güzel, ne güzel! Peh peh ve bârekallâh ve acîb şey demek olup ba'zan tahsîn ve ba'zan istihzâ makāmında kullanılır (Burhân). Burada istihzâ içindir. Ya'nî, kadın güldü de dedi ki: "Oh ne güzel, ne güzel! Ne acîb, ne acîb! Şu sakala bak! Ya'nî şu koca sakal ile beraber hamâkatinin derecesine bak ve bu ihtiyâr-ı sefer edişi ve bu fikir teşvîşini ve karışıklığını gör!"
2069. "Muhakkak o mahalde senin bir işin olmadı ki, bu azm-i râhı boş yaparsın."
"Muhakkak senin o bulunduğun memlekette bir işin yoktu ki böyle boşu boşuna azm-i râh eder ve sefer ihtiyâr edersin."
2070. Sana "gul-gerdlik" iştihâsı geldi. Yahud sana vatan bıkkınlığı galib oldu. [2052]
"Gûl-gerd", vasf-ı terkîbîdir. Ahirindeki "yâ" masdariyet içindir. "Ahmakça dolaşıcılık" demek olur. Ya'nî, "Sana ahmakça dolaşıcılık ve maksadsız gezicilik iştihâsı ve arzûsu geldi. Yahud sana vatanından usanmak duygusu gālib geldi ki, işini gücünü bırakıp buraya geldin."
2071. "Yahud galiba sana şeytan boyunduruk koydu. Senin üzerinde sefer vesvesesine kapı açtı."
“Dû şâha", mücrimlere koydukları boyunduruk demektir (Burhân). “Yâhud gälibâ şeytan sana boyunduruk koydu. Senin üzerinde bu boş sefer vesvesesine kapı açtı."
2072. Sonsuz ve fuhșa mensub demdeme söyledi. Ben onun hepsini tekrar söyleyemem.
"Nâ-fercâm", sonu gelmeyen demek olup boş sözden kinâyedir. "Fuhş", çirkin ve lâyıksız söz. "Demdeme", müteaddid ma'nâsı vardır. Burada mekr ve fitne demektir. Ya'nî, kadın o yolcuya o kadar boş ve çirkin ve mekr-âmiz sözler söyledi ki, ben onların hepsini burada birer birer tekrar edemem.
2073. O mürid hesabsız meselden ve istihzâdan dolayı, gamdan aşağıya düştü.
"Rîş hand", istihzâ; "hisîb", "hisâb" kelimesinin imâle olunmasıdır, "bî-hesâb" demektir. Ya'nî, o ziyarete gelen mürid kadının böyle hesabsız mesel getirmesinden ve istihzâsından kederlendi ve gamından nâşî sürür-i kalbîsi sukūt etti.
"Vârid", hâzır ve nâzil ma'nâsına olup, burada yolcu ve misafir murâd buyurulur.