Ali (k.v.) hazretlerinden o kâfirin, "Vaktâki benim üzerime muzaffer oldun, niçin kılıcı elinden attın?" diye suâl etmesi
49. bölüm / 54 · 582 kelime · ~3 dk okuma
3814. İmdi dost olan yeni müslüman, sarhoşluk ve zevk cihetinden dedi ki: yâ Ali!
3815. Açık buyur ya Emîre'l-mü'minîn; tâ ki can tende cenîn gibi kımıldasın. Ey mü'minlerin beyi olan Aliyyü'l-Murtazâ, aramızda vâki' olan muâmelenin sırrını açık buyur, tâ ki senin güneş gibi nûrlu ve harâretli olan sözünden, canım cismimin içinde rahm-i mâderdeki cenîn gibi kımıldamağa başlasın.
3816. Yedi yıldız her cenîne, ey cân bir müddet nöbetle bir hizmet ederler.
Ilm-i nücûm ile meşgül olan hükemânın fikirlerine nazaran nutfe, rahm-i mâdere düşünce, ilk ayda Zühal ve ikinci ayda Müşterî ve üçüncü ayda Merîh, dördüncü ayda Güneş, beşinci ayda Zühre, altıncı ayda Utârid, yedinci ayda Ay, sekizinci ayda yine Zühal terbiye eder. Cenîn, rahm-i mâderde Güneş'in terbiyesinde iken hayât bulur; Ay'ın terbiyesinde iken doğarsa muammer olması câizdir; fakat Zühal'in terbiyesinde iken doğarsa, muammer olmaz; zîrâ Zühal'in tabîatı bârid ve yâbisdir ve hem Zühal nahs-ı ekberdir. Dokuzuncu ayda yine Müşteri terbiye eder. Bu ay vilâdet zamânıdır. Ve bu ayda doğanların çok yaşamaları ümîd olunur; zîrâ Müşteri'nin tabîatı sıcak ve yaştır ki, hayât-ı tabîînin hâlidir ve hem sa'ddır. Hükemânın bu kavli, âmme-i şuarâ arasında meşhûr olduğundan, Cenâb-ı Pîr efendimiz bu şöhrete binâen kavl-i mezkûru temsil tarîkıyle almışlardır. Ve "yedi yıldız"dan murâd dahi zikr olunan ecrâmdır.
3817. Çünki cenînin can tutması vakti gele, o zaman ona Güneş muîn olur.
3818. Bu cenîn Güneş'ten harekete gelir; zîrâ Güneş ona acele cân bağışlar.
3819. Ona Güneş parlamadıkça bu cenîn diğer yıldızlardan bir nakıştan gayri bulmadı.
Rahm-i mâderdeki cenîni Güneş terbiye etmeğe başlamadıkça, diğer yıldızların terbiyesi onun üzerine müessir olmadı.
3820. O, rahimde, güzel yüzlü Güneş'e hangi yoldan taalluk buldu?
3821. Bizim hissimizden uzak olan gizli yoldan, çerhin güneşinin çok yolları vardır.
3822. O bir yol ki, altın ondan gıda bulur ve o bir yol ki, taş ondan yakūt olur.
Güneşin, küre-i arz üzerindeki eşyâ-yı muhtelife üzerine hissimizin idrâk edemediği gizli yoldan türlü türlü te'sîrleri ve terbiyeleri vardır. Rahm-ı mâderde de cenîn o gizli yoldan gelen te'sîr ile hayât bulur. Topraktaki ma'deniyât tedrîc ile kemâle gelip, güneşin te'sîriyle altın olur, taşlar yâkūt hâline gelir.
3823. O bir yol ki, la'li kırmızı yapar; ve o bir yol ki, çakmak demirine kıvılcım bahş eder.
3824. O bir yol ki, meyveyi olmuş yapar; ve o bir yol ki korkağa şecâat verir.
Güneşin gizli bir yolda te'sîriyle meyveler kemâle erer ve karanlıkta korkan evhâm sâhibleri, güneşin tulû'u ile, kuvvet-i kalb ve cesâret sahibi olurlar.
3825. Açık söyle ey kanadı parlamış olan doğan, şâha ve onun bileğine alışmış!
Pâdişâhlar doğan kuşunu besleyip ava çıktıkları vakit istihdâm ederler. Bu av için beslenen doğan kuşu, pâdişâha ve onun bileğine gelip konmağa alışmış olur. Pehlivân lisânından Cenâb-ı Pîr, Şâh-ı velâyet hazretlerini, şâh-ı hakîkî olan Cenâb-ı Hakk'ın beslediği doğan kuşuna teşbîh buyurmuştur.
3826. Açık söyle, ey Şah'ın ankā tutucu olan doğanı? Ey kendi kendine askerleri mağlub eden, asker ile değil!
Ey şâh-ı hakîkî olan Hakk'ın, ankā gibi olan düşmanlarını yakalayıcı olan doğan; sen askerleri tek başına mağlûb edersin; galebede askerlerin yardımına muhtaç olmazsın.
3827. Bir ümmetsin, birsin; halbuki yüz binsin; açık söyle ey kimse, bende senin bâzına şikârdır.
Sen öyle bir kahramansın ki, başlı başına bir ümmetsin. Sûretde birsin; velâkin ma'nâda yüz binsin. Açık söyle ey âlî zât ki, bu bende-i âciz senin himmetinin doğanına şikâr olmuştur.
3828. Kahır mahallinde bu rahmet nedendir? Ejderhaya fırsat vermek kimin yoludur?
Beni öldüreceğin vakit, niçin merhamet edip bıraktın? Ben senin ejderhâ gibi bir düşmanın idim. Halbuki ejderhâya fırsat vermek hiç kimse tarafından câiz görülmez.