İçeriğe atla

Emîrü'l-Mü'minîn Ömer (r.a.) zamânında şehre ateş düşmesi

47. bölüm / 54 · 517 kelime · ~3 dk okuma

3748. Hz. Ömer ahdinde bir yangın vaki' oldu; o taşı, kuru ağaç gibi yer idi.

3749. Binalara ve evlere düştü; nihayet kuşların kanadlarına ve yuvalarına vurdu.

O ateş ve yangın binalara ve evleri yaktıktan sonra, kuşların kanadlarına ve yuvalarına da sirâyet etti.

3750. Şehrin yarısı alevlerden ateş doldu; su ondan korktu ve müteaccib oldu.

Şehrin yarısı alevler içinde kalıp yandı; o ateşe su te'sîr etmez oldu; ve suyun ateşi söndürmek hâssası kalmayınca, bu hâl taaccübe sebeb oldu.

3751. Akıllı olan kimseler, ateşin başı üzerine su ve sirke tulumlarını döktüler.

3752. Ateş inadından ziyade olur idi; ona bir bî-hadden imdad erişirdi.

“Bî-had”den murâd vücûdu hadden münezzeh olan Hak Teâlâ’dır. Ya’nî ateş üzerine o kadar su döküldüğü halde sâkin olmaz, bil’akis ziyâdeleşir idi. Bu hâle nazaran o ateşe vücûdu hadden münezzeh olan Hak Teâlâ’dan yardım gelirdi.

3753. Halk: Bizim ateşimiz asla sudan sönmüyor? diyerek, acele Hz. Ömer cânibine geldi.

3754. (Hz. Ömer) dedi: O ateş, Hakk’ın alâmetlerindendir; sizin ateş-i buhlünüzden bir şu’ledir.

3755. Suyu bırakınız ve ekmek taksîm ediniz; eğer benim ehlim iseniz buhlü bırakınız.

Ateşe su dökmekten vazgeçiniz de, fukarâya ekmek dağıtınız; eğer bana tâbi’ iseniz cimrilikten vaz geçiniz.

3756. Halk ona dediler ki: Biz kapıyı açmışız; biz sahî ve fütüvvet ehli olmuşuz.

"Fütüvvet" cömertlik ve kerem ma'nâsınadır. Ya'nî halk Hz. Ömer'e cevâben dediler ki: Biz kerem kapısını açmışız, fukarâya tasadduk ederiz ve cömertiz.

3757. (Hz. Ömer) dedi: Siz ekmeği resim ve âdet tarafından vermişsiniz; elinizi Allah için açmamışsınız.

Siz sadakayı, halk arasında bir âdet olduğu için, birbirinize gösteriş olmak üzere verdiniz; kerem elini Allah Teâlâ'nın rızâ-yı şerîfi için açmadınız. Halk bana cimri demesinler ve beni sahîdir diye medh etsinler fikriyle açdınız.

3758. Havf ve takva ve niyaz için değil, fahr ve hod-nümâlık ve kibarlık için.

Ya'nî sadakalarınızı ve ihsânlarınızı Allah korkusundan ve takvâ ve Vâhibü'l-atâyâ olan Hakk'a niyâzınız cihetinden vermediniz; halk arasında cömertlik ile iftihâr etmek üzere kendinizi göstermek ve kibarlık ızhâr etmek için verdiniz.

3759. Mal tohumdur ve her çorak yere vaz' etme; kılıcı her yol kesiciye verme!

Mal, amel-i sâlihin tohumudur; onu bu gibi noksânî fikirler ile bezl etmenin fâidesi yoktur; bil'akis zararı vardır, ve tohumu çorak yere ekmektir. Bu hâl, kılıcı yol kesici olan bir şakînin eline vermeğe benzer.

3760. Ehl-i dîni ehl-i kînden açık bil; Hakk'ın hem-nişînini iste; onunla otur! [3719]

Ehl-i dîn ile ehl-i kînin farkları vardır; bunları açık olarak tefrík et ve ehl-i nefs olan ehl-i kîn ile musâhabeden vaz geç; dâimâ Hak'la oturup kalkan evliyâyı iste ve onunla musahib ol!

3761. Her bir kimse kendi kavmine îsar etti; ahmak zanneder ki, o muhakkak iş yaptı.

Halkın çoğunun îsârı ve sehâsı nefsine fâidesi olacağı mülâhazasıyla, kendine mensûb olan tâifeye vâki' olur. Halbuki o nefsin iğvâsıyla vâki' olan bir sehâdır; ve böyle yapan kimse ahmaktır. Îsâr ve sehâda bulunduğunu zanneder. Rızâ-yı Bârî için sehâ, kavmiyyet ve karâbet mülâhazasından ârî ve âmmeye şamil olur.. Erbâb-ı hükûmetten olan zenginlerin îsârı ekseriyâ bu kabîldendir. Binâenaleyh gerek karîbe ve gerek baîde vâki' olan îsârda, fâide-i nefs mülâhazası bulunmamak ve hâlisan li-vechillâh olmak iktizâ eder. Nitekim âtîdeki kıssa amelde ihlâsın ne demek olduğu tavzîhan Cenâb-ı Pîr efendimiz tarafından beyan buyrulur: