Getirdiğimiz olmuş ve seçilmiş meyveleri, o yemiştir diye Lokman'ı, kölelerin ve kapı yoldaşlarının müttehem kılması
42. bölüm / 54 · 824 kelime · ~5 dk okuma
3625. Lokmân efendisinin indinde, onun köleleri arasında, cismen hakîr idi.
Hz. Lokmân esîr olup, birisine köle olmuş idi; ve efendisinin başka, güçlü ve kuvvetli köleleri arasında Hz. Lokman cismen çelimsiz ve hakîr ve rengi de Habeş idi.
Hz. Lokman peygamber midir, yoksa velî midir, bunda ihtilaf vardır. Ba'zıları nebî ve ba'zıları velîdir dediler. Hz. Şeyh-i Ekber efendimiz, emr-i Ri- sâlet-penâhîye tebean yazdığı Fusûsu'l-Hikem'in bir fassını Hz. Lokmân'a tahsîs buyurup, burada Hikmet-i İhsâniyye'yi beyân buyurmuş olduklarından, nübüvvetine kāildirler. Bu kıssa, yukarıdaki (.....) numaralı beytin ma'nâsına merbûttur.
3626. O kölelerini bağa gönderdi; tâ ki ferağ için ona meyve getireler.
Lokman'ın efendisi, diğer kölelerini telezzüz etmek için, kendisine meyve getirmeleri için bağa gönderdi.
3627. Lokman, köleler içinde tufeyl gibi, pür-maânî gece gibi sûreti kara idi.
Ya'nî Lokman köleler içinde, kuvve-i cismâniyye ile görülecek işlerde, o kölelerin tufeyli ve tâbii gibi idi; ve sûreti gece gibi muzlim olmakla beraber kalb-i şerîfi, gecelerde mündemic olan esrâr-ı ilâhiyye gibi ulûm-ı ledünniyye ile dolu idi.
3628. O köleler toplanmış meyveleri, tama' galebesinden nâşî güzelce yediler.
3629. Efendiye, onları Lokman yedi, dediler. Efendi Lokman'a ekşi ve sakîl oldu.
Ya'nî efendi Lokman'a yüzünü ekşitti ve öfkelendi.
3630. Vaktâki Lokman sebebden tefahhus etti, efendisinin itabında dudak açtı. [3589]
Hz. Lokman efendisinin kendisine i'birârı sebebini araştırdı ve efendisine karşı bir itâb olarak; veyâhud efendisinin itâbına karşı müdafaaten ağzını açtı.
3631. Lokman dedi: Ey benim efendim, hâin kul Hak Teâlâ indinde makbûl olmaz.
3632. Ey kerîm, bizim hepimizi imtihan et; bizim tokumuza sen sıcak su ver.
Meyveleri kimin yediği anlaşılmak için bizi imtihân et; tok karnımıza bize sıcak su ver, içelim.
3633. Ondan sonra sen râkib ve biz piyâde koşucu olarak, bizi sahrâya sür!
3634. Ondan sonra sen kötü amelliye, sırları keşf edicinin san'atlarına bak!
3635. Efendi kölelerine sıcak suyun sâkîsi oldu; ve onu korkudan içtiler.
3636. Ondan sonra onları sahrâlara sürdü; o tâife aşağıya, yukarıya koştular.
3637. Onlar zahmetten kay etmeğe başladılar; su onlardan meyveleri çıkardı.
3638. Vaktaki Lokman'ın göbeğinden kay geldi, onun içinden sâf olan su zâhir oldu.
3639. Mâdemki Lokman'ın hikmeti bu keşfi bilir, imdi vücud sahibinin hikmeti ne olur?
Hz. Lokman'ın hikmeti neticesinde yalan da'vâların hakikatı münkeşif olursa, vücûd sahibi olan Hak Teâlâ hazretlerinin, halkın bâtınlarında gizli olan hıyânet ve rezâilin keşfi husûsundaki hikmetin azametini kıyâs et!
3640. Sırların kaffesinin aşikar olduğu günde, zuhuru arzû olunmayan gizli-[3599] ler sizden zâhir olur.
Bu beyt-i şerîf sûre-i Tarık'da vaki يَوْمَ تَبْلَى السَّرَائِرُ فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَ لا ناصر (Tarık, 86/9,10) [Gizlenen işlerin ortaya döküldüğü hesap gününde, insan için Allah'dan başka ne güç veren vardır, ne de yardım eden] âyet-i kerîmesine işâret buyrulur. Ya'nî yevm-i kıyâmette vücûd sahibi olan Hakk'ın hikmeti ile herkesin bâtınında gizli olup zuhûrundan utanacakları sırlar meydana çıkar.
3641. Vaktāki sıcak su içirildiler; onları rüsvay edecek cinsinden bütün perdeleri kat' olundu.
Bu beyt-i şerîfde sûre-i Muhammed'de olan كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِي النَّارِ وَسُقُوا مَاءً حَمِيمًا فَقَطَّعَ أَمْعَاءَهُمْ (Muhammed, 47/15) ya'nî "O kimse cehennemde ebedî olan kimse gibi midir ki, kaynar su içirilirler, barsakları parçalanır" âyet-i kerîmesine işarettir. Cenâb-ı Pîr efendimiz bu âyet-i kerîmedeki kat'-ı em'âyı, lisân-ı işâretle, perdelerin kat'ı ma'nâsına almışlardır.
3642. Ateş, ondan dolayı kâfirlerin azabı geldi; zîrâ taşın imtihanı ateş olur.
Ya'nî kâfirlerin kalbleri taş gibi katı olduğundan, onları enbiyâ ve evliyânın mülayim olan sıcak nefesleri yumuşatmak için kâfi değildir; zîrâ katı taşlar şiddetli ateş ile yumuşatıldığı ve kırıldığı için kâfirlerin azabı da şiddetli ateş ile olur.
Hind şârihlerinden Bahru'l-Ulûm ve İmdâdullah hazretleri buyururlar ki: "Bu beyitte kâfirlerin azabı, onların kalblerindeki pas def' olunmak için vârid olduğuna ve pas zâil olduğu vakit, azabın mürtefi' olacağına işaret vardır."
3643. O taş gibi gönüle, biz nice nice mülayim söyledik; nasihat kabul etmedi.
3644. Kötü yara için damar kötü ilaç buldu; eşeğin başına köpek dişi lâyıktır.
Azgın yaranın damarına, şiddetli ve ağır ilâç münasib olur.
3645. Habîsâtın habîsler için olması hikmettir; çirkine de çirkin eş ve lâyıktır.
Habîsât olan nefislere, habîs olan rûhun taalluku hikmettir; çirkin olan bâtına çirkin zâhir eş ve lâyıktır.
3646. İmdi sen, her bir işi ki istersin, git onun mahvı ve hem şekil ve sıfatı ol!
Ya'nî, sen hangi sınıftan olan halkın işi ve düşü olmak istersen, git onların arasına karış ve onlar ile bir şekilde ve bir sıfatda ol! Meselâ mü'min olmak istersen mü'minlerin şekil ve sıfatına gir; kâfir olmak istersen, onların hâl ve şânlarını kabûl et!
3647. Nûr istersen nûrun müstaiddi ol; uzaklık istersen, hodbîn olup uzak ol!
Eğer nûr-i ilâhîyi istersen, bu nûru kabûl için nefsini mücâhede ve riyâzet ile müstaid kıl; eğer Hak'dan uzaklık istersen, kendi enâniyyetine sarıl ve kendi varlığını Hakk'a hicâb edip uzak ol.
3648. Ve eğer bu vîrân olan hapisten bir yol istersen, dosttan baş çekme ve secde et ve yaklaş!
Eğer bu harâb ve vîrân olan dünyâdan bir yol bulup kurtulmak istersen, dost-ı hakîkî olan Hakk'a karşı serkeş olma; serfürû ve tezelzül et ve yaklaş! وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ (Alak, 96/19) [Secde et ve yaklaş] sûre-i Alak'ın nihâyetinde mezkûr olan bu âyet-i kerîmedir ve secde âyetlerinden biridir.