İçeriğe atla

Hz. Mustafa (s.a.v.)e Hz. Aişe'nin diğer suâli

3. bölüm / 54 · 854 kelime · ~5 dk okuma

2091. Sıddîka dedi ki: Ey vücudun zübdesi, bugünkü yağmurun hikmeti ne idi?

2092. Bu, rahmet yağmurlarından mı idi, yahud tehdîd ve Kibriya'nın adli için midir?

Benim bu gördüğüm âlem-i gaybın yağmuru, kullara lutuf ve rahmet mi getirdi, yoksa kulların ma'sıyetlerine ve serkeşliklerine karşı, âdil-i Kibriyâ olan Hak Teâlâ Hazretleri'nden bir kahır ve cezâ mı getirdi?

2093. Bu o bahariyatın lutfundan mı idi; yahud afetler ile dolu olan bir hazândan mı idi?

Bu gayb yağmuru, bahar-ı maʼnevîye mensûb olan eltâf-ı ilâhiyyeden mi, yoksa kahırlar ve azâblar ile dolu olan hazân-ı ma'nevîden mi idi?

2094. Buyurdu ki: Bu, musibetden âdemin tab'ı üzerinde olan gamın teskîni içindir.

Ya'nî bu gayb yağmurunun nüzûlü, senin sorduğun her iki sebebden başka bir sebebe mebnîdir. O yağmur, bu dâr-ı dünyanın kıyâmı içindir ve dünyanın nizâmı kāim oldukça taayyün-i unsurî sâhibi olan insan bu in-tizamdan ve kendi hayâtının devamından münşerih olur ve ölüm gamı gi-der. Zîrâ nizâm-ı âlemin fesâdı ve ölüm tab'-1 âdeme musíbetdir. Meselâ pek fazla sıcak veyâ pek fazla soğuk ve ölüm, tab'-ı beşer için musíbetdir ve bu musíbetler gönüllere gam verir. İşte bu yağmur dünyanın muhafa-za-i intizâmı için olduğundan dünyaya rahmetdir. Ve bunun netîcesi ola-rak bu musíbetler yüzünden tab'-ı beşer üzerindeki gamın teskîni içindir. Fakat dünyanın kıyâmı, iki tâife hakkında başka başka netîceler verir. Arif-i esrâr olan kalbler hakkında da rahmet olduğu için, bahar yağmuru addedilse câizdir. Ve avâm hakkında gaflet getirdiği ve hırsı artırdığı için muzırdır; zîrâ huzûzât-ı nefsâniyyenin kesbine sebebdir. Bu cihetden son-bahar yağmuru derlerse yine câizdir. Maahâzâ bu gayb yağmurunun inzâ-linden garaz ne tehdîd-i ilâhîdir ve ne de kalblere ifâza-i kemâldir; belki dünyanın kıyâmı içindir ve halka musíbet-i mevtden hâsıl olacak gamı unutdurmak içindir.

2095. Eğer âdem o ateş üzerinde kala idi, çok harablık ve noksanlık vâki' olurdu.

Eğer âdem büyük kıyâmet olan dünyanın bozulmasını ve küçük kıyâmet olan kendisinin ölümünü düşünse ve dâimâ o musibetlerin âteş-i gamı üzerinde kalsa idi, âlem aslâ ma'mûr olmaz ve çok harâblıklar ve noksân zâhir olur idi.

2096. Bu cihân derhal vîrân olurdu; ademlerden hırslar dışarı giderdi.

Musîbet-i kıyamet ve musîbet-i mevt gamı âdemde dâim olsa, kimse âlemi ma'mûr etmeğe iltifat etmezdi; ve kâr ve kesbe ve ticarete sebeb olan hırs, âdemlerin gönüllerinden çıkardı.

2097. Ey can, bu âlemin direği gafletdir. Ayıklık bu cihan için âfetdir.

Gaflet odur ki, avâkıb-ı umûru düşünmek istemeyip dünyanın ma'mûriyetine hasr-ı himmet etmek ve kişi yaşadığı kadar, nefsinin huzûzâtından meşrû' ve gayr-i meşrû' istifadeye kanâat eylemek ve her husûsda ancak nefsini düşünmek ve tamâmiyle Hak'dan gâfil olmaktır. Bu tâife hem Allah indinde ve hem de nâs indinde mezmûm ve cem'iyyet-i beşeriyye için muzırdır. Bunlar "hodbîn" dedikleri adamlardır. لولا الحمقاء لخربت الدنيا Ya'ni "Eğer ahmaklar olmasa idi, dünyâ harâb olurdu" hadis-i şerîfi bu tâife hakkındadır.

Ayıklık odur ki, avâkıb-ı umûra vâkıf ve Hak'dan âgâh olmakla beraber, hayât-ı beşere lâzım olan umûr-ı dünyeviyyeye de sa'y etmektir. Nitekim رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ (Nûr, 24/37) ya'nî "Ricâl vardır ki, onları ticâret ve alış veriş Allah'ın zikrinden meşgûl etmez" âyet-i kerîmesi bu tâife hakkındadır.

Ve Cenâb-ı Pîr yukarıda 997 numaralı beyitte چیست دنیا از خدا غافل بدن نی قماش و نقره و فرزند و زن ya'ni "Dünya nedir, Hak'dan gâfil olmaktır; yoksa kumaş ve gümüş ve evlâd ve kadın değildir" buyurmuş idi. Bu sınıf insanlar hem Allah indinde ve hem de halk indinde makbûldür; zîrâ Hak'dan gâfil olmadıklarından mesâî-i dünyeviyyelerinde muhîtlerine karşı adl ve insâf dâiresinde muâmele ederler; ve bunlar yalnız nefislerini düşünmediklerinden bunlara "hakbîn" derler. Binâenaleyh bu tâifenin vücûdları cem'iyyet-i beşeriyye için nâfi'dir ve nazarlarında dünyânın hiçbir kıymeti yoktur.

2098. Ayıklık o cihandandır; ve o galib geldiği vakit bu cihan alçak olur.

Ayıklık o rûhâniyet âlemindendir; ve o âlemin hükmü galebe ettiği vakit, nazarda bu cihânın hâl ve şânı alçak ve ehemmiyetsiz kalır.

2099. Ayıklık güneş ve hırs buzdur. Ayıklık su, bu âlem kirdir.

Buzu güneş erittiği gibi, dünyâ hırsını da ayıklık eritir; ve kezâ su kiri ve pis-liği temizlediği gibi, ayıklık da gönüllerde bu âleme olan alâka kirlerini temizler.

2100. O cihandan az tereşşuh erişir; ta ki cihanda hırs ve hased kalkmıya. [2069]

Ankaravî nüshasında "tâ nehîzed" yerine "tâ negurred" vâki' olmuştur. Fakîr, Hind nüshalarını âtîdeki beytin ma'nâsına daha muvafik buldum. Ya'nî "O âlem-i gaybdan bu âlem-i şehadete ayıklık az sızar; tâ ki dünyânın ma'mûriyyetine sebeb olan hırs ve hased gibi sıfât-ı nefsâniyye büsbütün kalkmasın. Eğer çok sızarsa, her ferdin artık dünyâ umûruna alâkaları kal-maz ve nizâm-ı âlem bozulur. Bu da hikmet-i ilâhiyyeye münâfî bir hâl olur; zîrâ dünyaya ehl-i dünyâ da lâzımdır."

Ankaravî nüshasına göre de ma'nâ şöyle olur: “Ayıklık o cihândan az sı-zar, tâ ki cihânda hırs ve hased şiddetli bağırmıya." Zîrâ hırs ve hased, şid-detli olursa, benî âdeme gaflet galebe eder ve tamâmiyle dünyâ umûruna meşgül kılardı; fakat evvelki ma'nâ daha müraccahdır.

2101. Eğer gaybdan pek çok sızarsa, bu âlemde ne hüner kalır; ne de ayb!

Alem-i gaybdan ayıklık pek çok sızarsa, yekdîğerine zıd ve mukābil olan esmâ-i ilâhiyye ahkâmı kalkar ve o vakit dünyâda ne hüner ve ma'rifet ka-lır, ne de ayıp! Ya'nî ne hasenât ve ne de seyyiât kalır; binâenaleyh dünyâ-nın hükmü kalkıp ahvâl-i âhirete mübeddel olmuş olur.

2102. Bunun haddi yoktur; ibtida tarafına yürü; yine çalgıcı adamın kıssası ta-rafına yürü!