İçeriğe atla

Orada su kıtlığı vardır zannı üzerine, Arab'ın bâdiye ortasından yağmur suyu testisini Bağdad tarafına Emîrü'l-mü'minîne hediye götürmesi

16. bölüm / 54 · 1322 kelime · ~7 dk okuma

2743. Kadın dedi: Sıdk o olur ki, kendi vücudundan pak olarak kendi mecdan kalkasın.

Kadın dedi ki: Sen sıdktan bahsediyorsun; sıdk budur ki, kendi varlığından ve kendi kudret ve sa'yinden tecerrüd edip, hediyesiz ve hizmetsiz şâhın huzûruna gidesin; fakat mâdemki nazarın sebebe ve vesîleyedir, bu da mevcûddur.

2744. Bizim için testide yağmur suyu vardır; senin mülkün ve sermayen ve esbabındır.

2745. Bu su testisini kaldır ve git; hediye yap ve şâhenşâhın huzuruna git!

2746. De ki: Bizim bundan başka esbabımız yoktur; sahrâda hiç bundan iyi su yoktur.

2747. Gerçi onun hazînesi meta'-ı fahir ile doludur; onun böyle suyu olamaz, nadirdir.

O şâhın hazînesinde şâyân-ı iftihâr eşyâ çoktur; fakat onun böyle latîf suyu yoktur; zîrâ bu su her vakit ele geçmez, nâdirdir.

2748. O testi nedir? Bizim mahsûr olan tenimizdir. Onun içinde bizim şûr olan havassimizin suyu vardır.

O bâdiye-nişîn Arab'ın "testi"sinden murâd, bizim ahkâm-ı tabîiyye içinde mahsûr kalmış olan ten-i unsurîmizdir; bizim havâss-i hamsemiz dahi testi içindeki suya mümâsildir.

2749. Ey efendim, bu benim küpümü ve testimi الله اشترى fazlından kabul et!

Bu beyt-i şerîfde, sûre-i Tevbe'de olan إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالُهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ (Tevbe, 9/111) ya'nî “Allah Teâlâ mü'minlerden, nefislerini ve mallarını, cennet mukābilinde satın aldı" âyet-i kerîmesine işaret buyrulur. Ya'nî “Yâ Rab, küpe ve testiye müşâbih olan bu topraktan mahlûk, vücûd-i unsurîmizde müterâkim olup ahkâm-ı tabîiyye levsiyle mülevves olan i'tikād ve inkâr suyunu mahza ان الله اشتري [İnnallâhe'ş-terâ] âyet-i kerîmesiyle va'd buyurduğun fazlın cihetinden huzûr-ı kudsüne kabûl buyur" demek olur.

Bu âyet-i kerîme, Hak yolunda fedâ-yı nefse ve bezl-i emvâle teşviktir; zîrâ nefis şerr ü şûrun mâyesi ve mal, tuğyân ve gurûrun sebebidir. Ya'nî bu iki nâkıs ve ma'yûb olan şeyleri bizim yolumuzda fedâ et ve mergûb olan cennet-i bâkîyi al, demektir. Nazım: "Taşı at, cevheri al; toprağı zemîne saç! Altını al, zelil ve hakîr olan fânîye mukābil, bâkî olan ni'met-i tâhireyi al!"

Hakikat-i hâl budur ki, Allah Teâlâ kullarına enfüs ve emvâli evvelen ihsân buyurdu ve kullar ona mâlik oldular. Bundan sonra onları mü'minlerden satın aldı; ya'nî bedava verdi, ivaz mukābilinde aldı. Binâenaleyh المُلْكُ يَوْمَعَدُ لله (Hac, 22/56) [O gün mülk Allah'ındır] âyet-i kerîmesinde işaret buyrulduğu üzere, mülk hakikatte Hakk'ındır ve mü'minlerin elinde âriyettir. Böyle olunca mü'min, nefsinde ve malında âriyet tarîkıyle tasarruf eder; mülkiyet tarîkıyla tasarruf etmez. Binâenaleyh mü'min bu hakîkati zihnine yerleştirirse Allah yolunda sarf ettiği şey, kendi elinde âriyet olan Hakk'ın mülkü olduğunu bilir ve nefsin ve malın sarfı bu zihniyyet ile kendisine kolay gelir.

2750. Beş lüleli beş hissin testisini, bu suyu her necisten pâk tut!

[2710] Bu beyt-i şerîf münâcâtın mâba'di i'tibâr olunursa Hakk'a; ve i'tibâr olunmazsa Hz. Pîr tarafından sâlike hitâbdır. "Beş his"den murâd sâmia, bâsıra, şâmme, zâika ve lâmise kuvvetleridir; ve "beş lüle"den murâd, bu hislere mahsûs olan, kulak, göz, burun, ağız, el ve a'zâ-yı sâiredir. İnsanın kuvve-i müfekkire ve hayâliyyesinde toplanan efkâr ve hâlât, hep bu lülelerden bu hislere gelen şeylerin hey'et-i mecmûasıdır ki, “küp"e müşâbih olan vücûd-ı unsurîde su gibi terâküm eder. Muvâfık-ı şer' olan efkâr ve hayâlât sâf ve temiz su ve muhâlif olanlar da mülevves ve münecces olan su gibidir.

2751. Tâ ki bu testiden deniz tarafına menfez ola, tâ ki benim testim denizin huyunu tuta.

Bu beyt-i şerîf dahi münâcâtın mâba'di i'tibâr olunursa “İlâhî, vücudumun testisindeki i'tikād ve efkâr suyumu, şer'ine muhalefetten hifz eyle ki mülevves olmasın; ve bu tahâret sebebiyle benim testimden sâf olan deryâ-yı ıtlâkına menfez hâsıl olsun ve benim bu destim تخلقوا باخلاق الله Allah'ın ahlâkıyla mütehallî olunuz] emri mûcibince, senin deryâ-yı ıtlâkının huyunu tutsun ve sıfât-ı nefsâniyye içinde mahsûr kalmasın" demek olur. Ve eğer münâcâtın mâba'di i'tibâr olunmayıp, sâlike hitâb olursa; "Ey sâlik, hissinden gelen i'tikād ve efkârı temiz tut ki, cisim testisinden deryâ-yı ıtlâka menfez olsun ve atâ-yı ilâhî testisi deryâ-yı ulûhiyyetin huyunu tutsun, bu sûrette "kûze-i men" deki "men" Fârisî zamîr-i mütekellim değil, ihsân ma'nâsına olan kelime-i Arabîdir; ve bu sûrette "kûze-i men" ihsân-ı ilâhî testisi ma'nâsına gelir.

2752. Nihayet sen hediyyeyi sultanın huzûruna götürdüğün vakit, temiz görsün de şah ona müşteri olsun...

Ey sâlik, Allah Teâlâ إِنَّ اللَّهَ اسْتَرَي مِنَ الْمُؤْمِنِينَ (Tevbe, 9/111) [Allah Teâlâ mü'minlerden satın aldı] âyet-i kerîmesinde müşteri olduğunu beyân buyur-duğu nefis, temiz olursa satın alır ve senin nefsin, havâssinin hey'et-i mec-mûasıdır ve bunların her birisi sana ihsân-ı ilâhîdir. Binâenaleyh senin bu unsurî olan cismin ihsân-ı ilâhî testisidir; eğer bu ihsân-ı ilâhînin kadrini bi-lip havâs lülelerini şerîat dâiresinde kullanır isen bu testi, ulûm-ı ilâhiyye su-yu ile dolar.

2753. Ondan sonra onun suyu nihayetsiz olur, atâ testisinden yüz cihan dolar.

Ulûm-ı ilâhiyye suyu dolduktan sonra, artık o testi boşalmak bilmez, sarf ettikçe ziyâdeleşir ve bu atâ-yı ilâhî testisinden, her biri bir cihân mesâbesin-de olan yüzlerce insan istifade eder ve senin bezl ettiğin ulûm-ı ledünniyye ile onlar da dolar.

2754. Lüleleri bağla ve onu küpten dolu tut; basarlarınızı hevadan bağlayın, dedi.

Lüleler mesâbesinde olan havâss-i hamse âletlerini menhiyyâta karşı bağ-la ve kuvâ-yı nefsâniyye bardaklarını ulûm-ı ilâhiyye küpü olan vücûdunun küpünden doldur; ya'nî havâssini hâriçten gelen hevâ ile değil, içeriden ge-len vâridât-ı ilâhiyye ile doldur. Çünkü Hak Teâlâ gözlerinizi hevâdan yu-mun, dedi.

Bu beyt-i şerîf sûre-i Nûr'da vaki قُلْ لِلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَ يَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ (Nûr, 24/30) ya'nî "Ey Peygamberim, mü'min-lere söyle ki, gözlerini menhî olan şeylerden kapasınlar ve ferclerini saklasın-lar; bu onlar için pek temizdir. Muhakkak Allah Teâlâ onların yaptıkları şeyi ilm-i zevkî ile bilir" âyet-i kerîmesine işarettir. Zâhir-i âyet, mü'minlerin ha-râm olan kadınlara bakmamalarını ve kendilerini fuhuştan muhâfaza etmele-rini âmirdir; fakat Hz. Pîr, cüz'den külle intikālen bilcümle hevâ-yı nefsânî-den göz yummak ma'nâ-yı şâmilini verirler.

2755. O, kimin bu hediyesi vardır; onun gibi bir şâha lâyık budur; uygundur diye sakalı pür-baddır.

Arab erkeği testideki yağmur suyunu şâha hediye olarak götürmeğe kasd ettiği vakit, suyunun letâfetine mağrûr olup başını havaya kaldırdı ve esen rüzgârlar sakalına ıslık çaldırdı ve kemâl-i gurûrundan "Kimin böyle bir hediyesi vardır? Öyle bir şâha ancak, böyle bir hediye lâyıktır ve onun şân ve şevketi ile bu hediye mütenâsibdir!" dedi. "Rîş-i pür-bâd" gurûrdan kinâyedir. Nitekim Türkçemizde "etekleri ıslık çalmak" aceleden kinâyedir; zîrâ acele ile giden kimsenin eteğine rüzgâr çarpıp kemâl-i sür'atinden ıslık çaldırır. Mağrûr olan kimse de başını havaya kaldırır; sakalı göğsüne temâstan hâlî kalınca, rüzgâr ona da ıslık çaldırır.

2756. Kadın bilmezdi ki orada, geçecek yerde, şeker gibi bir Dicle cârîdir.

Zevcine yağmur suyu hediye götürmeyi tavsiye eden kadın, şâhın şehrinde güzergâhda, suyu şeker gibi tatlı olan bir Dicle nehri akmakta olduğunu bilmez idi.

2757. Şehrin ortasında gemilerden ve balıkların oltasından dolu deniz gibi cârîdir.

O suyu şeker gibi olan Dicle nehrinde çok gemiler yüzer ve balıkçılar bir çok oltalar atıp balık tutarlar. İşte o nehir, böyle bir nehirdir.

2758. Sultanın nezdine git ve azamet ve şevketi gör! تجري تحتها الانهار - Tecri tahtiha'l-enhar] hissini gör!

Âlem-i hakikatten hicâb içinde olan her insanın ilmi, havâss-i hamse vâsıtasıyla dimâğına aks eden suver ve maânînin idrâkâtından ibarettir. Sen sultân-ı hakîkatin nezdine git de, oradaki ilmin azamet ve şevketini gör! Cennet-i âcile olan vuslat-ı ilâhî hâsıl olduğu vakit, o cennetin altında akan his ve idrâk nehirlerini temâşâ et ve bak ki, senin hiss-i zâhirînden cârî olan suver ve maânî ırmaklarına benzer mi? Bu beyt-i şerif sûre-i Tevbe'de olan وَالَّذِينَ اتَّبَعوهم باحسان رضى اللهُ عَنْهُمْ وَ رَضُوا عَنْهُ واعدلهم جنات تجري تحتها الأنهار خالِدِينَ فِيهَا أَبَداً ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ (Tevbe, 9/100) ya'nî "Ve o kimseler ki, ihsâna tâbi' oldular; Allah onlardan râzı oldu ve onlar da Allah'dan râzı oldular ve Allah onlar için ebedî oldukları halde, altından nehirler akan cennetler hazırladı; işte bu, büyük bir kurtuluştur" âyet-i kerîmesine işâret buyrulur. "İhsân”ın ma'nası ان تعبد الله كانك تراه و ان لم تكن تراه فانه يراك ya'nî "Senin Allah Teâlâ'yı görür gibi O'na kulluk etmendir ve eğer sen O'nu görür gibi olmazsan, O seni görür olarak kulluk etmendir." Ve mertebe-i ihsân müşâhede mertebesidir.

2759. Bizim böyle hislerimiz ve idrâklerimiz, o safvet denizinde bir katre olur.

Bizim bu havâss-i hamsemiz ve bunlar vâsıtasıyla olan idrâklerimiz, o sâf olan hakikat denizinde bir katre mesâbesindedir.