İçeriğe atla

Bir şahsın bir zâhidi, “Az ağla, tâ ki kör olmayasın!" diye korkutması

10. bölüm / 33 · 529 kelime · ~3 dk okuma

441. Bir zâhide, amelde bir arkadaşı dedi ki: "Az ağla, tâ ki gözüne halel gelmesin!"

442. Zahid dedi: "Hâl ikiden hariç değildir; göz o cemâli ya görür, ya görmez.

Zâhid arkadaşına cevâben dedi ki: "Bu husûsda iki ihtimâl vardır: Gözüm Hakk'ın cemâl-i pâkini ya görür, veyâhut görmez bir hâldedir.

443. Eğer nûr-ı Hakk'ı görür ise ne gam vardır; Hakk'ın visalinde iki göz ne azdır!

Eğer gözlerim nûr-ı Hakk'ı müşâhede ediyorsa, ağlamaktan zarar gelmesine ne gam çekeyim! Zîrâ Hakk'ın visâlinde iki gözün fedâ edilmiş olması az bir şeydir.

444. Ve eğer Hakk'ın müşâhedesini istemezse, git de, 'Böyle şakî göz kör olsun! de!

445. Gözden dolayı gam yeme, zîrâ Isâ senin içindir; sola gitme, tâ ki sana iki sağlam göz bağışlasın!

"Îsâ'dan murâd, “rûh-i insânî”dir. Zîrâ hayât-ı ma'nevî onunla kāimdir. Hayât-ı sûrî ise “rûh-i hayvânî ile kāimdir ve rûh-i hayvânînin îcâbâtına tâbi' olmak, sol tarafa ve dalâlet cihetine gitmektir. “Rûh-i insânî” îcâbâtına tâbi' olmak ise, sağ tarafa ve hidâyet semtine gitmektir. Ya'ni "Ey mü'min, mâdemki Hak Teâlâ seni insân olarak yarattı; eğer Allâh için ağlarsan, Îsâ-yı rûh senin içindir. "Rûh-i hayvânî” ve îcâbât-ı nefsânî tarafına gidip, ashâb-ı şimâlden olma ki, o rûh kalbinde sana iki sağlam göz bağışlasın!"

446. Senin ruhunun İsa'sı senin ile hazırdır; yardımı ondan iste ki, o hoş yardımcıdır!

Îsâ gibi “rûhullâh” olan “rûh-i insânî” seninle beraberdir. Sen cemî'-i umûrunda yardımı “rûh-ı hayvânî”den değil, bu “rûh-ı sultânî”den iste ki, o rûh senin Hakk'a vusûlüne vâsıtadır ve güzel bir yardımcıdır.

447. Lakin kemik dolu olan cismin cengini sen her vakit İsa'nın batınına koyma!

"Cismin cengi"nden murâd, arzû ve hevesât-ı nefsâniyyedir. Bunlar ancak rûh-ı hayvânî duygularıdır. Ya'ni "Sen kesîf birtakım kemiklerden müteşekkil olan cisminin arzû ve heveslerini dâimâ Îsâ-yı ruhunun bâtınına nakş etme ve o rûhu nefsâniyet tarafına çekme!"

448. O ahmak gibi ki, kıssada doğrular için onu zikr ettik.

Ya'ni, ehl-i akıl ve insaf için yukarıda zikr etmiş olduğumuz kıssadaki, ölmüş hayvânın kemiklerinin dirilmesini isteyen Îsâ (a.s.)ın ahmak refîkı gibi, Îsâ-yı rûhundan nefsinin boş arzûlarını taleb etme!

449. Isa'ndan ten diriliğini isteme; Mûsa'dan Fir'avn'lık muradını isteme!

"Îsâ" ve "Mûsâ”dan murâd, “rûh-i insânî” olduğu zâhirdir. "Fir'avn'luk murâdı"ndan maksad dahi, arzû ve hevesât-ı nefsâniyyedir.

450. Kendi kalbinin üzerine maâş fikrini az koy; ayş eksik gelmez, sen dergâh üzerinde ol!

Havâic-i cismâniyyenin endîşesini içine az koy; bu gibi fikirler ile rûhunu meşgül etme. Zîrâ mukadder olan ihtiyâcât-ı cismâniyye, maksûm olan mikdârdan eksik gelmez. Sen hemân dergâh-ı Hak'ta kulluk vazîfesini îfâda ol!

451. Bu cisim, ruhun otağı geldi; yahût Nuh'un gemisi misalidir.

Bu cisim, rûh-i izâfî ve insânînin bir çadırı ve otağı gibidir; veyâhût Nûh (a.s.)ın gemisine müşâbihtir.

452. Mâdemki Türk ola, bir çadır bulur; hususiyle bir dergahın azîzi ola!

Sahra-nişîn bir Türk mevcûd oldukça, barınmak için ona bir otağ ve çadır lâzımdır. Yukarıdaki üç beyitin yekdîğerine rabtı sûretiyle fakîrin zahib olduğum ma'nâ şudur: “Rûh mertebe-i rûhiyyette bulundukça mertebe-i efâlde değildir. Mertebe-i efâlde zâhir olmak için mutlakā bir âlete ve cisme muhtacdır. Hele o rûh bir kâmilin rûhu olursa, ona elbette kendi hâl ve şânına münasib bir kalıp verirler. Mâdemki rûh kalıba ve cisme muhtacdır ve o cismin murâd-ı ilâhî olan müddet kadar kıyâmı için, elbette maîşeti ve havâyici te'mîn olunur."