Ayının yaltaklanmasına aldanan o kimsenin i'timâdının neticesi
9. bölüm / 61 · 663 kelime · ~4 dk okuma
2110. Şahıs uyudu ve ayı onun sineğini koğdu ve sinek inâddan dolayı ondan [2125] yine geri geldi.
Ya'ni ayı sinekleri koğduğu halde, sinekler muannidâne bir sûrette tekrâr gelip uyuyan kimsenin yüzüne konarlar idi.
2111. Delikanlının yüzünden kaç kere onu koğdu, o sinek ondan yine koşarak geldi.
2112. Ayı sineğe öfkelendi ve gitti dağdan pek büyük bir taş aldı.
2113. Taşı getirdi ve sineği gördü ki, yine uyumuşun yüzü üzerinde yer ve ziyafet tutmuş.
"Sâz" kelimesinin müteaddid ma'nâsı vardır. Burada "ziyafet" ma'nâsı münasibdir. Zîrâ sinekler kondukları mahalde tagaddî ederler. Ya'ni sinekler uyuyan kimsenin yüzü üzerine konup, ziyafete dalmış idiler.
2114. O değirmen taşını tuttu ve sinek üzerine vurdu, ta ki o sinek geri gide.
"Hazîden", çocuklar gibi oturup, sürtüne sürtüne gitmek ma'nâsınadır. Ve bu ma'nâya binâen, karınca ve emsâli olan haşerât-ı arza "hazende" derler. Ve sinekler kondukları mahallere alçaktan sürtünerek uçtukları için, cenâb-ı Pîr efendimiz, "gitmek" makāmında bu kelimeyi isti'mâl buyurmuşlardır.
2115. Taş uyumuşun yüzünü parça parça etti; bu meseli cümle âlem üzerine fâş etti.
"Haşhaş kerden", ezip, parça parça ve un ufak etmek ma'nâsınadır. Ya'ni, ayının bu hareketi, bu meseli bütün âlemlere neşretti. Nitekim bu hikâyeyi şarkta ve garbda kırâat kitaplarında çocuklara okuturlar.
2116. Ahmakın muhabbeti muhakkak ayının muhabbeti geldi; onun kîni muhabbettir ve onun muhabbeti kîndir.
2117. Onun ahdi gevşektir ve harab ve zaîftir; onun sözü kavî ve vefâsı çürüktür.
2118. Eğer yemîn ederse dahi i'timâd etme; eğri sözlü kişi yemîni bozar!
2119. Mâdemki onun yemînsiz sözü yalan oldu, sen onun mekrinden ve yemîninden dûğa düşme!
"Me-yüft" (مِیفْت), "düşmek" ma'nâsına olan "üftâden" masdarının nehy-i hâzırıdır. “Dûğ", ayran ma'nâsına olup, burada tuzaktan kinâyedir. Ya'ni, "Sen onun mekrinden ve yemîninden tuzağa düşme!" demek olur.
2120. Onun nefsi beydir ve aklı esîrdir; onu yüz binlerce Mushaf'ı yutmuş tut! [2134]
O ahmakın aklına sıfât-ı nefsâniyyesi hâkimdir. Kelâm-ı Hakk'ın ma'nâlarını yutmuş olsa bile fâidesi yoktur. Böyle bir kimsenin yemînine nasıl i'timâd olunur?
2121. Mâdemki yemînsiz sözünü kırar, eğer yemîn ederse ondan beterini yapar!
2122. Zîrâ ki nefis ondan daha delidir ki, sen onu ağır yemîn ile bağlayasın!
Ya'ni, nefs-i emmâre, senin onu ağır yemîn ile bağlayamayacağın derecede bir delidir. Ve mâdemki o senin üzerine hâkimdir ve sen onun esîrisin, onu yemîn ile bağlasan, o yemîn bağını derhal koparır.
2123. Bir esîr gibi ki, hâkim üzerine bağ koyar; hâkim onu koparır, dışarıya sıçrar.
Nitekim bir esîr, hüküm ve kuvvet ile kendisine hâkim olan efendisini iple bağlasa, efendisi o bağı koparıp serbest kalır.
2124. Öfkesinden o bağı onun başına vurur; onun yüzüne yemîni çarpar.
Ya'ni, hâkim efendi o bağı koparıp, öfkesinden o kölenin başına vurarak döğdüğü gibi, nefs-i emmârenin esîri olan kimse de o nefsi ağır yemîn ile bağlasa, nefis o yemîn bağını koparıp, o esîrin yüzüne çarpar ve yemîni hiçe sayar. Binâenaleyh nefs-i emmârenin esîri olan kimsenin ne sözüne, ne de yemînine i'timâd olunmak câiz değildir.
2125. Sen onun "evfû bi'l-'ukud" undan vazgeç; ona "ihfazû eymâneküm"ü söyle!
Bu beyt-i şerîfte, sûre-i Mâide'nin ibtidâsındaki يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَوْفُوا بِالْعُقُود (Mâide, 5/1) ya'ni, "Ey mü'minler, akitlere vefâ edin!" âyet-i kerîmesiyle, yine aynı sûre-i şerîfede vaki' إِذَا حَلَفْتُمْ وَاحْفَظُوا أَيْمَانَكُمْ (Mâide, 5/89) ya'ni, "Yemîn ettiğiniz vakit, yemînlerinizi muhafaza edin!" âyet-i kerîmesine işâret buyurulur. Ya'ni, "Ey esîr-i nefs-i emmâre olan kimse, sen o nefs-i emmârenin ahdine vefâ etmesinden ve sözünü tutmasından vazgeç ve ona 'Yemînini hıfz et ve yemînine sâdık ol!' deme. Zîrâ onun bunlardan haberi yoktur!"
2126. Ve o kimse ki bilir, korkuya mensub olan ahdi eder; ve cismi iplik gibi yapar ve onun etrafında dolaşır.
Ahdin ehemmiyyetini bilen kimse, o ahdi korkarak yapar ve yaptığı vakit dahi o ahdi yerine getirmek için cismini ezâ ve cefâdan ve zahmetten iplik gibi inceltir ve o ahdinin îfâsı etrafında dolaşır.
Bu terceme ve îzâh, Ankaravî nüshasına göredir. Hind nüshalarında birinci mısra, و آن که داند عهد با که می کند ya'ni, "Ve o kimse ki, ahdi kimin ile yaptığını bilir" sûretindedir. Ya'ni, "Ahdine vefâ eden kimse, yemîni Zât-ı ecell ü a'lâya karşı yaptığını bilir. Binâenaleyh ism-i celîl-i ilâhîye kemâl-i hürmetinden, yemînine sâdık kalır" demek olur.