İçeriğe atla

Birbirinin cinsi olmayan iki kuşun beraberce uçup gezmesi ve otlaması sebebinin beyânındadır.

8. bölüm / 61 · 1044 kelime · ~6 dk okuma

2088. O bir hekîm dedi ki: "Beyâbânda kargayı leylek ile dolaşmakta gördüm."

2089. "Taaccübde kaldım; acaba alâmet olarak ne kadr-i müşterek bulurum diye onların halini araştırdım."

2090. "Vaktaki ben hayrân ve bî-hûş olarak yakın gittim, gördüm ki onun her [2105] ikisi topal idiler."

Hayretle onların yakınına gittiğim vakit, onların arasındaki cihet-i câmi'a ve kadr-i müşterek topallık olduğunu gördüm. "Deng" kelimesinin müteaddid ma'nâsı vardır. Burada bî-hûş demektir.

2091. Hususiyle bir şahbaz ki o arşî olur, bir çaylak ile ki, o ferşî olur.

Ya'ni, aralarında kadr-i müşterek ve cihet-i câmia olmadıkça, hemcins olmayan iki kuşun berâberce uçması ve gezmesi mümkin olmaz. Hele arşa mensûb olan bir şahbâz ile arza mensûb olan bir çaylağın ihtilâtı nasıl mümkin olur? "Şahbaz-ı arşî"den murâd, enbiyâ ve onların vârisleri olan evliyâdır. Ve "ferşî olan çaylak"tan murâd, esfel-i sâfilîn-i tabîatta kalan nefsânî kimselerdir.

2092. O biri illiyyîn güneşi olur; ve bu diğeri yarasadır ki, siccînden olur.

"İlliyyîn" âlem-i letâfet ve rûhâniyyet; ve "siccîn" âlem-i kesâfet ve nefsâniyyettir.

2093. O biri her bir ayıbdan ârî bir nûr; ve bu diğeri her bir kapının dilencisi bir kördür.

Ya'ni, biri uyûb-ı nefsâniyyeden ârî bir nûr ve rûhtur; ve diğeri her bir sûretin arkasında koşan ve onları müstakillü'l-vücûd zannedip, her birinden bir menfaat uman bir kördür.

2094. Birisi bir aydır ki, Pervîn üzerine vurur; ve bu biri bir kurttur ki, gübre içinde yaşar.

"Pervîn", bir yıldızın ismidir. “Mâh"dan murâd, insân-ı kâmil; "Pervîn"den murâd, âlim-i zâhirî; ve böcek nev'inden olan "kurt"tan murâd, ehl-i nefs olan cahillerdir. "Gübre"den murâd, uzviyyât-ı müteaffineden müteşekkil olan ecsâmdır. Ya'ni, “İnsân-ı kâmil ay gibi parlak olan ulûm-i ledünniyye menba'ıdır ki, ulûm-i zâhiriyye erbâbının ilimleri üzerine ziyâsı çarpar. Ve ehl-i nefs olan cühelâ ise, ecsâm-ı müteaffinenin ezvâkı ve huzûzâtı içinde yaşarlar."

2095. O biri bir Yûsuf sîmalıdır, Îsâ nefeslidir; ve bu biri bir kurt veya çıngıraklı eşektir!

İnsân-ı kâmil rûh-ı mücessem hâlinde olup, onun sîmâ-yı ma'nevîsi Yusuf (a.s.) gibi parlaktır ve güzeldir ve nefesi Îsâ (a.s.) gibi ma'nevî ölüleri diriltir. Ve ehl-i nefs ise, yırtıcı bir kurt veyâ çıngıraklı eşek mesâbesindedir.

2096. O biri lâ-mekânda uçucu olmuş; ve bu birisi köpekler gibi samanlıktadır!

İnsân-ı kâmil, mekândan ârî olan âlem-i ervâhta uçucu olmuş; ve bu birisi, samanlık mesâbesinde olan kesâfet-i tabiiyye içinde köpekler gibi nizâ' ve mücadele içinde kalmıştır.

2097. Gül lisân-ı ma'nevî ile bok böceğine bunu söyler ki: "Ey koltuğu kokmuş,

2098. Eğer gülistandan kaçarsan, şübhesiz o nefret gülistanın kemalidir!"

2099. "Benim gayretim, senin üzerinde yasakçı değneğidir; "Ey alçak, buradan uzak ol!" diye vurur."

"Dûr-bâş", birinci mısrâ'da, ucu iki çatal olan bir mızrak ma'nâsınadır ki, yasakçılar eski pâdişâhların önlerinde götürürler ve bununla yol üzerindeki adamları uzaklaştırırlar idi.

2100. "Ve eğer ey alçak, benim ile imtizâc edersen, bu zan gelir ki, benim [2115] ma'denimdensin!"

"Ey alçak ve nefsânî olan kimse, eğer sen benim ile ihtilât edersen, herkes senin mâhiyetini de benim mâhiyetimden zannederler!"

2101. Bülbüllere mahal, çemen yakışır; muhakkak bok böceğine vatan, pislik içinde daha hoştur!

Bülbüllere çemenlerde ve yeşilliklerde makām ve mahal ittihâzı yakışır. Bok böceğine de, pislikler içinde vatan intihabı daha hoştur.

2102. Hak beni mâdemki murdarlıktan temiz tuttu; benim üzerime bir murdarı nasb etmek nasıl lâyık olur?

"Murdarlık"tan murâd, sıfât-ı nefsâniyye ve sîret-i hayvâniyyedir.

2103. Benim bir damarım onlardan idi ve onu kesti; o kötü damar bana nerede erişecektir?

“Bir damar”dan murad إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ (Kehf, 18/110) ya'ni, "Ben de ancak sizin gibi beşerim!" âyet-i kerîmesinde beyân buyurulduğu üzere, "insân-ı kâmil"in cihet-i beşeriyyesi ve kesâfet-i cismâniyyesidir. Diğer damarı dahi, rûhâniyyeti ve melekiyyetidir. Hak Teâlâ hazretleri lütuf ve inâyeti ile beşeriyyet damarının ahkâmını kesti ve ibtâl etti; ve bundan sonra artık o kötü damar olan beşeriyyet ahkâmı ve nefsâniyyet sıfatı kuvvetlenip neşv ü nemâ bulamaz. Binâenaleyh Hak Teâlâ hazretleri خَلَقْتُ بِيَدَىَّ (Sad, 38/75) ya'ni, “İki elim ile halk ettim!" âyet-i kerîmesinde beyan buyurulduğu üzere, Adem'i mazhar-ı cemâl ve celâl olmak üzere halk etti. Onun rûhâniyyeti ve melekiyyeti mazhar-ı cemâl; ve nefsi ve beşeriyyeti mazhar-ı celâldir. Adem'in ezeldeki hilkati bu esâs üzerine idi. Binâenaleyh birisi cemâl-i ilâhînin ve diğeri de celâl-i ilâhînin nişânı idi. Nitekim âtîdeki beyitlerde bu ma'nâya işâret buyurulur.

2104. Ezelden Adem'in bir nişanı o idi ki, melâike mahal cihetinden ona baş koydular.

Ezelden Adem'in bir nişânı, rûhâniyyeti cihetinden cemâl-i ilâhîye mazhariyyeti idi ki, melâike, Adem'in bu tecellîye mahal olması cihetinden ona secde ettiler ve onu bu cihetten melekler kendi cinslerinden bildiler.

2105. Diğer nişan o ki, o İblis "Şah ve reîs benim!" diye ona baş koymaz.

Ve Adem'in diğer nişânı dahi beşeriyyeti cihetinden celâl-i ilâhîye mazhariyyeti idi ki, İblîs onu kendi cinsinden gördü ve "Bu cinsin, ya'ni ehl-i celâlin şâhı ve reîsi benim; niçin ona serfürû ve secde edeyim?" dedi ve secde etmedi.

2106. İmdi eğer İblîs dahi sacid ola idi, o Adem olmaz idi, o bir gayr olurdu.

İblîs dahi eğer melekler gibi secde etmiş olsa idi, o Adem, cemâl ve celâl-i ilâhîyi câmi' olan bir Adem olmazdı; başka bir mahlûk olurdu. Binâenaleyh Adem iki zıddı câmi' olduğundan, melâike cihet-i melekiyyetini gördüler, secde ettiler; ve İblîs cihet-i beşeriyyetini ve celâle mazharıyyetini gördü ve ehl-i celâlin riyâsetini iddiâ ile secde etmedi. Bu husûsta İblîs'in taayyünü latîf ve Adem'in beşeriyyetinin kesîf olmakla, bu cihetle cinsiyetlerinin yekdiğerine muhâlif olması, mâni'-i mukāyese değildir. Esas, celâle mazhariyyettir. Zîrâ İblîs خَلَقْتَنِي مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ (Sâd, 38/76) [ya'ni “Beni ateşten onu çamurdan yarattın!”] âyet-i kerîmesinde ihbâr buyurulduğu üzere, kendisinin ateşten mahlûk olduğunu ikrar eder. Ateş ise mazhar-ı celâldir. Ve kesâfet-i Adem dahi mazharı-ı celâldir. Binâenaleyh İblîs celâle mazhariyyet husûsunda, latîfin kesîfe serfürû secde edemeyeceği kıyasını derpîş ederek da'vâya kıyâm etti.

2107. Her meleğin sücûdu da onun mîzânıdır; o düşmanın inkârı da onun burhânıdır.

Ya'ni, melâikenin secdeleri ve serfürûlan, Âdem'in rûhâniyyetine ve tahâretine mîzân olduğu gibi, o düşman olan İblîs'in Adem'e inkârı da onun tahâretinin delîlidir. Zîrâ melâike sırf mazhar-ı cemâl olup, sırf mazhar-ı celâl olan İblîs'in zıddıdır. İblîs secde hususunda melâikeye iltihâk etmeyince, onlardan ayrılmış ve onların cinsi olmadığını ızhâr etmiş olur. Binâenaleyh Iblîs'in bu inkârı da Adem'in cihet-i melekiyyetinin ve tahâretinin delîli ve bürhânı olur.

2108. İkrâr-ı melek de onun şahididir; o köpekceğizin küfrü de onun şahididir.

“Köpekceğiz”den murâd, İblîs'tir.

2109. Bu sözün nihayeti yoktur, rücû' et; acaba o iyi adama o ayı ne yaptı?

Bu Âdem ve melek ve şeytan hakkındaki esrâr ve hakāyıkın nihâyeti yoktur; kıssaya rücû' et. Acabâ o saf adama o i'timâd ettiği ayı ne yaptı bakalım?