Hak Teâlâ'nın Mûsâ (a.s.) a “Benim iyâdetime gelmedin!” diye vahiy buyurması
11. bölüm / 61 · 580 kelime · ~3 dk okuma
2142. Hak'tan Musâ tarafına bu itâb geldi ki: “Ey sen ceybden ayın tulû'unu görmüşsün!”
Hak Teâlâ hazretleri tarafından Mûsâ (a.s.)a itâb olarak vahiy buyuruldu ki: “Ey nebiyy-i zîşânım, sen öyle bir kulsun ki, ceybinden iki ayın tulû'u gibi parlak olarak çıkardığını his gözün ile görmüşsün!” Bu beyt-i şerîf- te, sûre-i Kasas'da vaki اسْلُكْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجَ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ (Kasas, 28/32) ya'ni, "Elini ceybine sok, onu illetsiz olarak beyaz ve parlak bir halde çıkar!" âyet-i kerîmesine işâret buyurulur.
2143. "Nûri ilâhîden seni parlattım; ben Hakk'ım, hasta oldum, gelmedin!"
"Ulûhiyyetimin nûrundan seni bâtınen ve zâhiren parlattım. Ben Hakk'ım; hasta oldum, beni ziyarete gelmedin."
2144. Dedi ki: "Ey Sübhân, sen ziyandan pâksin; bu ne remzdir, yâ Rab bunu beyân et!"
Mûsâ (a.s.) dedi ki: "Ey noksanlardan ve ayıblardan münezzeh olan Zât-ı ecell ü a'lâ, sen hastalık gibi, kullara mahsûs olan zarar ve ziyândan tâhirsin. Bu vahyin neye işarettir anlayamadım. Yâ Rab bunu açıkça beyân buyur!"
2145. Yine ona buyurdu ki: "Benim hastalığımda niçin sen kerem cihetinden sormadın?"
Tekrar Hak Teâlâ cenâb-ı Mûsâ'ya buyurdu ki: "Benim hastalığım zamânında niçin lütuf ve kerem cihetinden gelip de benim hâlimi hâtırımı sormadın?"
2146. Dedi: "Ya Rab senin noksanın yoktur; akıl mahv oldu, bu sözü aç!"
Hz. Mûsâ buyurdu ki; "Yâ Rab tekrar arz edeyim ki, senin zât-ı ulûhiyyetinin noksanı ve ayıbı yoktur. Ben senin bu vahyinden aklımı ve muhâkememi gaib ettim. Bu sözün ma'nâsını bana aç!"
2147. Buyurdu ki: "Evet, güzîde hâs bir kulum hasta oldu; o benim, iyi bak!"
Hak Teâlâ buyurdu ki; "Evet, benim makbûl ve hâs bir kulum hasta oldu; o benim, ben de odur. Nazar-ı hakîkatla iyi bak!" Bu bâbdaki îzâhât, yukarıda 1724 numaralı beyitin îzâhında geçti.
2148. "Onun ma'zûrluğu benim ma'zûrluğumdur; onun hastalığı benim hastalığımdır."
1726 numaralı beyt-i şerîfin îzahına müracaat buyurulsun.
2149. "Her kim Hudâ ile beraber oturmak isterse, evliyâ huzurunda otursun" de!
Hadîs-i şerîfte, من أراد أن يجلس مع الله فليجلس مع أهل الذكر ya'ni, "Allâh ile beraber oturmak isteyen kimse, ehl-i zikr ile beraber otursun" buyurulmuştur. Ve hadîs-i kudsîde dahi, أنا جليس من ذكرنى ya'ni, "Ben, beni zikredenin celîsiyim" buyurulur. Ve Hakk'ı bilcümle kuvâsıyla zâkir olan, ancak evliyâullahtır. Binâenaleyh Hak ile beraber oturan kimse ile oturanlar da Hak ile oturmuş olurlar.
2150. Eğer huzur-ı evliyâdan munkatı' olursan, sen helâke mensubsun, zîrâ ki [2164] cüz'sün, küll değilsin.
İnsân-ı kâmil, "Allah" ism-i câmi'inin mazharı olduğundan külldür; ve insân-ı nâkısta bu cem'iyyet-i esmâiyye olmadığından, cüz'dür. Onlarda erbâb-ı müteferrika olan ba'zı esmânın ahkâmı zâhirdir. Rabbü'l-erbab olan "Allah" ise cümlesini muhîttir. Nitekim âyet-i kerîmede ءأرباب متفرقون خير أم الله الواحد القهار (Yûsuf, 12/39) ya'ni, "Erbâb-ı müteferrika mı hayırlıdır; yoksa Vâhid-i Kahhâr olan Allâh mı hayırlıdır?" buyurulur.
2151. Şeytan her kimi kerîmlerden geri götürürse, onu kimsesiz bulur, o onun başını yer.
Şeytan, iğvââtıyla her kimi, kerîm olan evliyânın huzûrundan men' ederse, onu himâyesiz ve kimsesiz bulur ve onu helâk eder. Bu beyt-i şerîf, 2150 numaralı beyt-i şerîfin te'kîdidir.
2152. Bir zaman cem'den bir karış gitmek şeytanın mekridir; dinle ve iyi bil!
Bu beyt-i şerifte, من فارق الجماعة شبراً فقد خلع ربقة الإسلام Aya'nı, “Bir kimse cemâatten bir karış ayrılırsa, muhakkak İslâm ipini boynundan çıkarır” hadîs-i şerîfine işâret buyurulur. Şurrâh-ı hadîs ve İmâm-ı Gazâlî hazretleri gibi ulemâ-i kirâm, “Cemâattan maksad, icmâ'-ı ümmettir” demişlerdir. Ya'ni, icmâ'-ı ümmetten ayrılmak ve yâhût yârândan mufârakat, şeytanın mekr ve hîlesinden ileri gelir. Hind nüshalarında يك وژه yerine, يك بدست vâki'dir. بدست Ferheng-i Sürûrî'de “karış” ma'nâsına gösterilmiştir. Ve ba'zı nüshalarda da يك وجب yazılmıştır. Bu da karış demektir.