İçeriğe atla

Hod-perestlerin ve enbiyâ ve evliyânın ni'met-i vücûdlarına şükr etmeyenlerin hâlinin beyânı

39. bölüm / 61 · 1573 kelime · ~8 dk okuma

3048. Her kim onların ayıbından ve günahından ve taş gibi kalbinden ve kara hâlinden söyledi;

Enbiyâ ve onların vârisleri olan evliyâdan herhangisi hod-perestlerin ve onların ni'met-i vücûdlarını takdîr edemeyen ehl-i gafletin ayıblarından ve kusûrlarından ve taş gibi katı olan kalblerinden ve zulmânî olan hallerinden bahs etti ise;

3049. Ve onun fermanlarının hafif tutuculuğundan ve onun ferdâsı gamından feragattan;

Ve o enbiyâ ve evliyâ, hod-perestlerin o emr-i ilâhiyyeyi hafif tutup ehemmiyet vermediklerinden ve Hakk'ın haber verdiği âhiret gamından fâriğ bir halde yaşadıklarından bahsetti ise;

3050. Ve bu alçak dünyanın aşkından ve hevesinden, kadınlar gibi nefse ze-[3061] bûn olmaktan;

Ve kezâ herhangisi, o ehl-i gafletin bu alçak dünyaya muhabbetinden ve hevâ-yı nefsânîsinden ve kadınlar gibi nefse zebûn olmasından bahsetti ise;

3051. Ve o nâsihlerin nüktelerinden firârını ve o salihlerin likāsından ürkmeyi;

O hod-perestlerin, nasihat eden enbiyâ ve evliyânın nükteli nasâyihini dinlemekten kaçmalarını ve sâlihler ile mülâkāttan ürkmelerini onlara söyledi ise;

3052. Gönül ile ve gönül ehli ile yabancılığı; şahlar ile tezvîri ve tilki-şanlığı

Ve kezâ gönül ahvâline ve gönül sahipleri olan evliyâullâha karşı yabancı kaldıklarını ve ma'nâ şâhları olan ehlullâha karşı müzevvirâne muâmelelerini ve tilki tavrında sûrî temelluklarını söyledi ise;

3053. Gözü tok olanları dilenci zannetmeyi, hasedlerinden gizli düşman tutmayı;

O hod-perestlerin, gözü tok olan evliyânın sûret-i zâhirelerine bakıp dilenci zannettiklerini ve hasedlerinden gizlice onlara karşı kalplerinde adâvet beslediklerini enbiyâ ve evliyâdan herhangisi söyledi ise, o hod-perestler ve ehl-i gaflet bu sözlerin hepsine bir kulp taktı. Şöyle ki:

3054. Eğer senin bir şeyini kabul ederse, "Dilencidir" dersin; ve yoksa "Zerk ve mekr ve riyâdır" dersin.

Ey gāfil, eğer nebî veyâ velî senin verdiğin bir şeyi kabûl etse, "Dilencidir" dersin; etmese, “Riyâdır ve hîledir ve gösteriştir" dersin.

3055. Eğer ihtilât ederse, sen "Tama'kârdır." dersin; ve aksi halde, "Tekebbüre harîstir" dersin.

Eğer velî seninle ihtilât etse, "Tama'kârdır, benden bir menfaat bekliyor" dersin; eğer ihtilât etmeyip, bir köşeye çekilse, tırıl olduğu halde "Mütekebbirdir" dersin.

3056. Yahud münafık gibi özür getirip, dersin ki: "Ben evlâd ve kadın nafakasından aciz kalmışım!"

Yâhût münafıkların yaptığı gibi, zâhiren bir özür dileyip, dersin: "Ben evlâd ü iyâlimin nafakasını tedârik ile meşgülüm ve bu meşgüliyyet içinde âciz kalmışım!" Nitekim münafıklar gazâya da'vet olundukları halde tahallüf ettiler ve özürler dilediler. Hak Teâlâ sûre-i Fetih'te onların hallerini beyânen buyurur سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الأَعْرَابِ شَغَلَتْنَا أَمْوَالُنَا وَ أَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَا يَقُولُونَ بِأَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ فِي قُلُوبِهِمْ (Feth, 48/11). Ya'ni, "A'rabdán tahallüf edenler sana diyeceklerdir: 'Bizi emvâlimiz ve ehlimiz meşgül etti, bizim için istiğfar et!' Onlar kalblerinde olmayan şeyi dilleriyle söylerler!"

3057. "Ne benim için baş kaşımağa mecâl var, ne de benim için dîne sa'y etmeğe tâkat var!"

"Başımı kaşımağa vaktim yoktur; tarîk-ı Hakk'a sülûk edip, riyâzât ve mücâhedât ve evrâd ve ezkâr ile nasıl meşgül olabilirim?"

3058. "Ey filân, bizi himmelle yâd et, tâ ki işin sonunda evliyâdan olalım!"

3059. Bu sözü dahi derdden ve harâretten demedi; bir uykulu sayıkladı ve yine uyudu.

O gāfil bu sözünü de Hak derdinden ve aşk-ı ilâhi harâretinden söylemedi. Onun hâli, bir uykulu kimsenin sayıklayıp tekrar uyumasına benzer.

3060. "Nafaka-i iyâlden dolayı hiç çare yoktur; diş dibinden helâl kazanç yaparım." [3071]

Bu gāfil der ki: "İyâlimin nafakasını tedarik meşgalesinden dolayı tarîk-ı Hakk'a sülük çâresi yoktur. Diş dibinden, ya'ni müşkilât ile helâl kazanç yapmağa gayret ediyorum."

3061. Ey ehl-i dalâlden olmuş, helâl ne? Senin kanının gayri helâl görmüyorum!

Ey ehl-i dalâlet zümresine dâhil olmuş olan müzevvir, senin helâl kazançtan bahsetmenin hiçbir ma'nâsı yoktur. Evvelâ bütün efâl ve harekâtınla ve hele bu gibi tezvîrâtın ile, helâl bir atâ-yı ilâhî olan hayât-ı dünyeviyyeni kendine harâm etmişsin ve her an intihâr-ı ma'nevî içindesin ve kendi elinle kendi kanını döküyorsun! Bu ise senin kötü ef'âlinin cezâsıdır. Binâenaleyh ben ancak bu katl-i ma'nevîyi senin lâyıkın olduğu için hakkında helâl görüyorum ve bundan başka sana taalluk eden bir helâl şey görmüyorum!

3062. Ona çâre gıdâdan değil, Huda'dandır. Ona dînden çare vardır, tağûttan değil!

Senin bu ma'nevî ölümünün çâresi, harâm olarak kazandığın gıdâ-yı sûriden değil, Hakk'ın inâyetindendir. Bu ölümden kurtulmak için, ancak dînden ve ahkâm-ı ilâhiyyeye tevessül etmekten çâre vardır; tâğûttan, ya'ni Hakk'ın varlığı muvâcehesinde isbât etmiş olduğun O'nun mâsivâsından çare yoktur.

3063. Ey kimse ki, senin dünyâ-yı dûndan sabrın yoktur, "Ni'me'l-mahidûn"dan nasıl sabır tutarsın?

Ey nefsinin hazzına düşkün olan kimse, görüyorum ki, bu "esfel-i sâfilîn" mertebesi olan dünyanın lezâizine karşı sabredemiyorsun. Mâdemki sen lezâize ve huzûzâta böyle sabırsız bir haldesin, şaşarım ki o lezâizin bânîsi ve menşe'i olan, "Ni'me'l-mâhidûn" olan Allâh Teâlâ'ya karşı nasıl sabredebiliyorsun? Bu beyt-i şerifte, وَالْأَرْضِ فَرَتْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ (Zariyât, 51/48) ya'ni, "Biz arzı döşedik. Binâenaleyh biz ne güzel döşeyiciyiz!" âyet-i kerîmesine işaret buyurulur.

3064. Ey kimse ki, senin naz ve naîmden sabrın yoktur, Allah-ı Kerîm'den nasıl sabır tutarsın?

Ey naz ve naîmi seven kimse, senin bu naz ve naîm-i dünyeviyyeye karşı sabrın ve yüz çevirmen yoktur; ya o naz ve naîmin menba'ı olan Allâh-ı Kerîm'e karşı nasıl sabredebiliyor ve ondan yüz çeviriyorsun?

3065. Ey kimse ki, senin temizden ve pisten sabrın yoktur, seni halkedenden nasıl sabır tutarsın?

Ey hazz-ı âcilini bu hayât-ı dünyeviyyeden elde etmek için temize ve pise sabredemeyen kimse, mahall-i haz olan senin vücudunu ve bütün ezvâk ve huzûzâtı yaratan Hakk'a karşı nasıl sabredebiliyorsun? Senin bu kadar haz ve zevk düşkünlüğüne bakılırsa, o menba'-ı haz ve zevk olan Allâh-ı Kerîm'e karşı da sabredememen lâzım idi!

3066. Hani bir Halil ki, mağaradan dışarıya çıktı: "Bu benim rabbimdir, âgah ol, Kirdigar hani?" dedi.

Fakat, hani bir İbrâhîm Halílullâh hazretleri meşrebinde olan kimse ki, o kesâfet-i vücûd ve unusuriyyât mağarasından dışarıya çıksın ki: "Bu âlem-i tabîat sûret-i zâhirede benim mürebbîm görünür; fakat ey rûhum, âgâh ol, hani bunların fâil-i hakîkîsi?" desin. Bu ve âtîdeki beyitlerde cenâb-ı Pîr kendilerinin ve emsâl-i şerîflerinin meşreb-i âlîlerine işâret buyururlar.

3067. "Bu iki meclis kimin olduğunu görmedikçe, ben iki âleme bakmak istemem."

"Ben dünyâ ve âhiret ve zâhir ve bâtın ve cisim ve rûh meclis ve mevtinlarından kimin mütecellî olduğunu görmedikçe, bu iki türlü âlemlerin sûretlerine bakmak istemem" desin.

3068. "Eğer Huda'nın sıfatlarını temâşâsız ekmek yersem, benim boğazımda kalır!"

Eğer bu âlem-i sûrette Hakk'ın sıfatlarını temâşâ etmeksizin gıdâ alırsam, etle yediğim lokmalar boğazımda kalır!"

3069. “O'nun dîdârı olmaksızın, O'nun gül ve gülzarını temaşasız lokma nasıl hazm olur?"

Zîrâ eşyâ Hakk'ın mezâhir-i esmâsıdır. Ve isim sıfatın; ve sıfat zâtın zâhiridir. Binâenaleyh ârifler her lokmada Hakk'ın ismini ve isminden sıfâtını ve sıfatından zâtını müşâhede ederler.

3070. Huda ümidinin gayri ile bu yemeden ve içmeden ne vakit bir lahza yer, [3081] ancak öküz ve eşek olur.

Bir ârif, Hakk'ın fikir ve ümîdinden başka bir ümîd ve fikir ile bu yemeden ne vakit bir lahza intifa' eder? Arif yerse, Hakk'a kulluk fikir ve ümîdi ile yer ve içer. Meğer ki, öküzler ve eşekler gibi tecelliyât-ı Hak'tan gāfil ve bîhaber ola. Böyle bir gāfil yer ve içerse, cismini takviye etmek ve bu cism-i kavîsi vâsıtasıyla huzûzât-ı hayvâniyyesini icra etmek için yer ve içer. Nitekim âyet-i kerîmede, يَأْكُلُونَ كَمَا تَأْكُلُ الْأَنْعَامِ وَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ (Muhammed, 47/12) ya'ni, “Hayvânât-ı ehliyyenin yediği gibi yerler. Halbuki onların yerleri ateştir!" buyurulur.

3071. O kimse ki, en'âm gibi, belki onlardan daha şaşkın oldu, o koltuğu kokmuş her ne kadar mekr dolu ise de.

Bu âlemin hey'et-i mecmûası Hakk'ın mezâhir-i esmâ ve sıfatından ibaret olduğunu idrâk etmeyen kimse, her ne kadar umûr-ı dünyeviyyede ve kâmil-lere karşı olan muâmelâtında mekr ve hîle ve tezvîr menbaı ise de, münfesih olan cismâniyette istiğrâkı hasebiyle hayvânât-ı ehliyye gibi ve belki ondan daha şaşkın oldu. Nitekim âyet-i kerîmede buyurulur : وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَا أُولَئِكَ كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُولَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ (A'raf 7/179). Ya'ni, “ Biz ins ve cinden çoğunu cehennem için yarattık. Kalbleri vardır, idrâk etmezler; gözleri vardır, görmezler; kulakları vardır, işitmezler. İşte onlar hayvânât-ı ehliyye gibidirler ve belki onlardan daha şaşkındırlar. Onlar gāfildirler!"

3072. Onun mekri baş aşağı ve o da baş aşağı oldu; vakitçiğini götürdü ve onun günü geç oldu.

Böyle bir kimsenin tezvîri ve mekri sukūt etti ve boşuna gitti; kendisi de günden güne ihtiyarlayıp başı toprağa doğru eğildi. Hayât-ı dünyeviyyesindeki cüz'î bir vaktini israf etti, ömrü nihâyete erdi.

3. Onun mahall-i fikri gevşek, onun aklı bunak oldu; ömrü gitti, elif gibi bir şey tutmaz!

Onun fikrinin mahalli olan dimâğı ve beyni gevşedi ve sulandı ve onun aklı bunak oldu, ömrü boşuna gitti. Noktadan ve şekilden hiçbir şeye mâlik olmayan ve dümdüz bir çizgiden ibâret bulunan elif harfi gibi bir şey tutmaz bir halde kaldı.

Onu ki, "Bu endîşe içindeyim" der, o dahi yine o nefsin mekrindendir. Böyle bir kimsenin, "Ben âhiret fikrindeyim" demesi dahi yine nefsinin mekr ve hîlesinden ibârettir. Eğer hakikaten öyle bir fikirde bulunsa idi, وَتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى (Bakara, 2/197) ya'ni, "Zâd ve zahîre hazırlayın. Zîrâ takvâ zâd ve zahîresi hayırlıdır!" emrine ittibâ' eder ve tarik-ı Hak'ta mücâhede ederdi.

3075. Ve onu ki der "Gafür ve Rahîm'dir", o alçak nefsin hilesinden başka değildir.

Ve onun "Hak Teâlâ Gafür ve Rahîm'dir" demesi de yine o alçak nefsin hîlesinden başka bir şey değildir. Zîrâ Hak Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de, نَبِّئْ عِبَادِي أَنِّي أَنَا الْغَفُورُ الرَّحِيمُ وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ الْعَذَابُ الْأَلِيمُ (Hicr, 15/49) ya'ni, “Ey Resûlüm, kullarıma haber ver ki, muhakkak ben gafür ve rahîmim; ve muhakkak benim azâbım azâb-ı elimdir!" buyurur ve kullarına cemâlini ve celâlini duyurur.

3076. Ey "El ekmekten boştur" diye gamdan ölmüş, mâdemki Gafür ve Rahîm'dir, bu korku nedir?

Ey "Ahiret için zâd ve zahîre tedarik edemedim" diye gamdan muztarib olmuş olan kimse, mâdemki "Hayırlı amelim yoktur, fakat Hak Teâlâ Gafür ve Rahim'dir" dersin; eğer Hakk'ın gaffâriyyetine ve rahîmiyyetine i'timâd ettin ise, bu içindeki korku nedir?