Marîzin kıssasına ve Peygamber (a.s.)ın iyâdetine rücû'
13. bölüm / 61 · 593 kelime · ~3 dk okuma
2199. Bu iyâdet bu sıla içindir; ve bu sıla yüz muhabbetten hâmiledir.
Bu beyt-i şerîf, yukarıda 2136 numarada vâki' ... beyitine merbûttur. Ve "sıla", ulaşmak ve hediye vermek ve akrabâyı ziyaret etmek ve atâ ma'nâlarınadır. Ya'ni, Resûlullâh Efendimizin sahâbîyi bu iyâdeti, bu yukarıda fâidesini zikr ettiğimiz "sıla" içindir. Ve bu sılada dahi muhabbetin birçok muhtelif duyguları mündemicdir.
2200. Bî-nazîr olan Resûl iyâdete gitti; ve o sahâbîyi nez' hâlinde gördü.
Cihânda misli ve nazîri olmayan Hâtem-i Enbiyâ Efendimiz, bu maksada binâen hasta olan sahâbînin iyâdetine gitti ve onu hâlet-i nez'de gördü.
Ma'lûm olsun ki, insân-ı kâmil, ister nâsın ziyaretine gitsin, ister nâs onun ziyaretine gelsin, her iki şıkta da hakikatta zâir nâs; ve mezûr insân-ı kâmil olur. Nitekim cenâb-ı Pîr efendimiz Fîhi Mâ Fîh'in ibtidâsında şöyle buyururlar: شر العلماء من زار الأمراء و خير الأمراء من زار العلماء نعم الأمير على باب الفقير و بئس الفقير على باب الأمير ya'ni, "Ulemânın şerlisi, ümerânın ziyâretine gidenler; ve ümerânın hayırlısı, ulemâyı ziyaret edenlerdir. Fakîrin kapısına giden emîr ne güzel emîrdir; ve emîrin kapısına giden fakîr ne fenâ fakîrdir!" buyurmuşlardır. Halk bu hadîs-i şerîfin zâhirini alıp, âlimlerin şerlilerinden olmamak için, bir âlimin emîrin ziyaretine gitmesi câiz olmadığını söylerler. Halbuki bu kelâm-ı münîfin ma'nâ-yı şerîfi, onların zannettikleri gibi değildir. Ve belki onun ma'nâsı budur ki: Âlimlerin şerlisi, ümerâdan meded uman ve salâh ve sedâdı ümerâ vâsıtasıyla olan ve onların korkusundan salâha sa'y eden kimsedir. Ve onun ümerâ ziyareti husûsunda tahsil ettiği niyet, ümerânın kendisine ihsân etmesi ve hürmet eylemesi ve mansıb vermesidir. Binâenaleyh o âlim, ümerâ sebebiyle salâh kesb eder ve cehilden ilme gider ve âlim olunca onların siyaseti korkusundan müeddeb olur ve ister istemez tarîk-ı muvâfık üzerinde yürür. Gerek emîr sûrette onun ziyaretine gelsin; ve gerek o emîrin ziyaretine gitsin, alâ-külli-hâl o emîrin zâiri ve emîr onun mezûru olur. Velâkin bir âlim ümerâ sebebiyle ilim ile muttasıf olmayıp, belki onun ilmi evvelen ve âhiren Hak Teâlâ hazretleri için olmuş bulunursa, mezheb ve sa'yi râh-ı savâb üzerine olur. Zîrâ onun tab'ı ancak budur. Eğer böyle bir âlim sûretâ emîrin ziyaretine gitse bile, emîr zâir ve o âlim ise mezûr olur. Zîrâ cemî'-i ahvâlde emîr ondan istifade eder ve muâvenet görür; ve o âlim ise emîrden müstağnîdir, güneş gibi nûr-bahştır; işi atâ ve bahşiştir." Imdi, her ne kadar sûrette Resûl-i zîşân Efendimiz zâir ve sahâbî mezûr ise de, ma'nen bunun aksidir. Binâenaleyh sahâbî ziyâret-i ma'nevîsinin fâidesini gördü. Nitekim âtîde gelecektir.
2201. Huzur-ı evliyâdan uzak olduğun vakit, hakikatta Hak'tan uzak olmuşsun.
Yukarıki beyitin îzâhından anlaşıldığı üzere, gerek sûrette ve gerek ma'nâda huzûr-ı evliyâdan uzak olduğun vakit, hakikatta ve ma'nâda Hak'tan uzak olmuşsun demektir. Nitekim Resûl-i zîşân Efendimiz bu ma'nâya işareten من رأنى فقد رأى الحق ya'ni, "Beni gören muhakkak Hakk'ı gördü" buyururlar. Vâris-i nebevî olan her bir insân-ı kâmilin dahi bu ma'nâda birçok kelâmları vardır. Atîde gelecektir.
2202. Mâdemki refiklerin hicrinin neticesi gamdır, şahların yüzünün firakı ne vakit ondan aşağıdır?
Bağcı kıssasında olduğu gibi, mâdemki arkadaşların terki ve hicri gam tevlîd ediyor, her biri birer şâh-ı hakîkî olan insân-ı kâmillerin ayrılığı ondan aşağı olur mu?
2203. Her dem acele şahların sâyesini iste, tâ ki sâyeden, güneşten daha iyi olasın!
Ey sâlik, hayât-ı dünyeviyyede vakit geçirmeksizin dâimâ kâmillerin sâyesini ve terbiyesini iste; tâ ki onların sâyesinden ve terbiyesinden rûhun, sûrî güneşten daha parlak olsun!
2204. Eğer seferin varsa bu niyetle git; ve eğer hazar olursa, bundan gafil olma!
Eğer sefere ve seyahate çıkarsan, bir kâmile mülâkî olmak kasd ve niyeti ile çık; ve eğer bulunduğun şehirde mukîm isen, yine bir insân-ı kâmile mülâkî olmak niyetinden gâfil olma. Zîrâ insân-ı kâmile mülâkât temennîsi dahi saâdettir!