İçeriğe atla

Muâviye'nin İblîs-i laîne tekrar takrîr etmesi

25. bölüm / 61 · 1444 kelime · ~8 dk okuma

2644. Emîr ona dedi ki: "Bunlar doğrudur; fakat senin bunlardan nasibin eksik olmuştur."

"Bu söylediğin hakāyık ve maârif doğrudur; fakat ilmîdir, zevkî değildir. Bunların zevkinden senin nasîbin azdır. Ve sen bu ilmini, fesâdını örtmek için kullanırsın. İçin başka ve dışın başkadır. Alîmü'l-lisân olan bir münafıksın!"

2645. "Yüz binlerce benim gibisinin yolunu vurdun, kazdın, hazîneye geldin!"

"Yüz binlerce benim gibi kimselerin kalblerine vesveseler ilkâ ettin, eğri muhâkemâtı doğru gösterdin ve yollarını vurdun. Sen bir hırsızsın ki, ince in- ce vesvese kazmalarıyla kaza kaza hazîne-i ihlâsa kadar girdin ve oradan bu cevher-i ihlâsı çaldın ve mü'minlerin amellerini ifsâd ettin!"

2646. Ateş ve neftsin, yakmayasın! Çâre yoktur. Kimdir ki senin elinden elbisesi yırtık değildir?

Hind nüshalarında birinci mısra' آتشی از تو نسوزم چاره نیست ya'ni, "Ateşsin, çâre yoktur ki senden yanmayayım!" sûretindedir. Ya'ni, "Sen ateşsin ve elinde de neft yağı vardır." "Neft yağı"ndan murâd, sıfât-ı nefsâniyyedir. "Imdi senin yakmamana çâre yoktur. Senin dest-i fesâdından kimin libâs-ı ihlâsı parçalanmamıştır?"

2647. Ey ateş, mâdemki senin tab'ın yakmaklıktır, sen bir şeyi yakmadıkça çare yoktur!

2648. La'net bu olur ki, seni yakıcı eder, seni bütün hırsızların ustası eder!

Ya'ni "Allâh Teâlâ'nın la'neti budur ki; Hak Teâlâ hazretleri seni kulları arasında yakıcılık vazîfesiyle tavzîf eder ve seni bütün îmân ve ihlâs hırsız-larının reîs ve ustası yapar."

2649. Hudâ ile yüz yüze söyledin, dinledin. Ey düşman, ben senin mekrinin indinde ne olurum?

Bu beyt-i şerîfte, Sâd sûre-i şerîfesinin nihâyetinde olan âyât-ı kerîmeye işaret buyurulur: قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَالِينَ (Sâd, 38/75). Ya'ni, “Allâh Teâlâ İblîs'e buyurdu: 'Ey İblîs, yed-i celâl ve ce-mâlim ile yarattığım şeye secdeden seni men' eden şey nedir? İstikbâr mı et-tin, yoksa sen âlîn taifesinden misin?." قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِنْهُ خَلَقْتَنِي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ (Sâd, 38/76; A'raf, 7/12). Ya'ni, “İblîs cevaben dedi: 'Ben ondan hayırlıyım! Beni latîf olan ateşten ve onu kesîf olan çamurdan halk ettin..." قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِي إِلَى يَوْمِ الدِّينِ (Sâd, 38/77). Ya'ni, "Hak Teâlâ buyurdu: 'Me-lâike arasından çık! Sen rahmet-i rahîmiyyemden matrûdsun ve kıyâmete ka- dar la'netim ve tardım senin üzerinedir!". قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ (Sâd, 38/79; Hicr, 15/36). Ya'ni, “İblîs cevâben dedi: 'Yâ Rab, yevm-i ba'se kadar bana mühlet ver!'." قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنظَرِينَ إِلَى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ (Sâd, 33/81; Hicr, 15/38). Ya'ni, "Hak Teâlâ cevâben buyurdu: 'Vakt-i ma'lûma kadar sana mühlet verilmiştir.'." قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ (Sâd, 38/83). Ya'ni, “İblîs yine cevâben dedi: 'Yâ Rab, senin izzetin hakkı için onların hepsini azdırayım; onlardan muhlas kulların müstesnâdır!'." قَالَ فَالْحَقُّ وَالْحَقَّ أَقُولُ لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنْكَ وَمِمَّنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ (Sâd, 38/84). Ya'ni, "Hak Teâlâ yine İblîs'e cevâben buyurdu: 'İhkāk-ı hakla hakkı söylerim ki, elbette senden ve senin cinsinden ve sana tâbi' olan benî Âdem'den hepinizi cehenneme doldururum!'."

2650. "Senin ma'rifetlerin sadâ-yı safîr gibidir. Kuşların sesidir, lakin kuş tu[2658]tucudur."

“Bang-i safir,” avcıların kuş sadâsını taklîden çaldıkları ıslık ma'nâsınadır. Ya'ni, “Senin söylediğin hakāyık ve maârif, avcıların çaldıkları ıslığa ve kuşların sesini taklîde benzer. Zîrâ bu hakāyık ve maârif enbiyâ ve evliyâ hazerâtının ulûmudur. Evet, ilâhî kuşlar olan enbiyâ ve evliyânın maârifidir. Fakat sen onları, kuş gibi olan ervâh-ı beşeri tutup kafese koymak için kullanırsın.”

2651. "O yüz binlerce kuşun yolunu vurmuştur. Aldatılmış kuş ise, bir tanıdık gelmiştir diye,

2652. Havada ıslık sesini işittiği vakit, havadan gelir burada esîr olur."

“Rûh kuşu hevâ-yı nefsânî içinde bu hikemiyyâtı dinlediği vakit, o hevâ-yı nefsânî cihetinden gelip, bu âlem-i kesâfette esîr-i zulmet-i tabîat olup kalır. Ya'ni şeytân ulûm-ı enbiyâ ve evliyâ ile ervâh-ı mü'minîni ıdlâl eder.”

2653. "Nûh'un kavmi senin mekrinden nevha içindedirler; gönülleri kebâb ve sîneleri şerha şerhadır!"

Nûh (a.s.)'ın da'vetine karşı onun kavmi pek büyük bir mekr ile mukābele ettiler. Nitekim sûre-i Nûh'ta وَمَكَرُوا مَكْرًا كُبَّارًا (Nûh, 71/22) ya'ni, “Gâyet büyük bir mekr ile mekr ettiler." Ve onların bu büyük mekri, İblîs'in onlara ilkā ettiği hikemiyyât-ı feylesofâne idi. Nitekim cenâb-ı Şeyh-i Ekber bu mekrîn mâhiyetini Fusûsu'l-Hikem'de Fass-ı Nûhî'de beyân buyurmuşlardır. Burada îzâhı uzun olur.

2654. "Ad kavmini sen cihanda yele verdin; azaba ve gamlara bıraktın!"

“Enduhân", "endûhân”ın muhaffefidir. "Endûh,” gam ma'nâsınadır. "Ân" edât-ı cem'dir. "Der bâd dâden", ya'ni yele vermek, helâk etmekten kinâyedir. Zîrâ Ad kavmi Kur'ân-ı Kerîm'de beyân buyurulduğu üzere, şiddetli rüzgâr ve kasırga ile helâk olmuş idi. Ya'ni, "Ey İblîs, Ad kavmini azdırdın, peygamberlerine muhalefet ettiler ve nihâyet onları şiddetli kasırga ile helâk ettirdin ve onları dünyâda ve âhirette azâb ve gamlar içine bıraktın!"

2655. "Lût kavminin o taşlanması senden oldu; bulanık suya senden dolayı daldılar."

Ma'lûm olsun ki, Lût kavminin yaşadığı sâha, elyevm Lût gölünün bulunduğu mahaldir. Evvelce Sodom Karyesi tesmiye olunurdu. Bu kavim, kazâ-yı şehvet hususunda kadınları bırakıp, birbirleriyle livâtaya mübtelâ olmuş idiler. Peygamberleri olan Lût (a.s.), bu fiillerinin şenâat ve rezâletinden bahsederek onları men' etmeğe çabaladı. İblîs-i laîn, hadd-i zâtında pis bir şey olan bu livâtayı onların nazarına hoş gösterdiğinden, o Hazret'e muhâlefet ettiler. Onların üzerine kahr-ı ilâhî indifâât-ı bürkâniyye sûretinde zâhir oldu; ve bağteten zuhûr eden indifâât-ı arzıyyeden dağılan taşlar bunların üzerine yağarak ezmeğe başladı. Ve nihâyet gölün olduğu mahal çöktü. Ve elyevm krom ma'deni bulunan bir göl hâline geldi. Ve krom ma'denli su, gâyet pis kokulu bir su idi. Bu mülevves ve kokmuş su içinde boğuldular. Elyevm Lût gölünün suyuna el sokanların ellerindeki pis kokunun bir hayli zaman çıkmayıp devam ettiğini, fakîr kendilerinden işittim. Beyt-i şerîfteki "seng-sâr" ile bu indifââta; ve "siyâh âbe" ile bu krom ma'denli pis suya işâret buyurulur. İmdi, bu kavmin cezâsı, kendi pis ve mülevves olan fiillerinin cinsinden oldu. Ya'ni şehvetlerini pislik içinde kazâ edenlerin helâki de bu pis su içinde boğulmak sûretiyle vâki' oldu.

2656. Nemrûd'un beyni senden döğülmüş geldi, ey binlerce fitneleri koparmış!

Nemrûd'un beyninin nasıl yarıldığı, I. ciltte .......... numaralı beyitin îzâhında geçti.

2657. Zekî feylesof olan Fir'avn'ın aklı kör oldu, senden dolayı o vukūf bulamadı!

Cenâb-ı Pîr, Hz. Muâviye lisânından Fir'avn'a zekâvet ve feylesofluk izâfe buyururlar. Fir'avn filhakikada idâre-i hükümet ve siyâset emrinde zekî ve feylesof idi. Zekâvetine ve feylesofluğa cenâb-ı Şeyh-i Ekber hazretlerinin Fusûsu'l-Hikem'de Fass-ı Mûsevîde beyân buyurduğu nükteler şehadet eder. Burada îzâhı uzundur. Fakîr Fusûsu'l-Hikem'e yazdığım şerhte tafsilât-ı kâfiye i'tâ ettim.

2658. Ebû Leheb dahi senden bir nâ-ehil olmuştur; Ebû'l-Hikem dahi senden bir Ebû Cehil olmuştur!

Resûl-i Ekrem Efendimiz'e muhâlif olan Ebû Leheb, yine senin iğvââtından dolayı îmâna ehliyetsiz olmuştur. Ve evvelce kemâl-i zekâ ve aklından dolayı kavmi arasında Ebû'l-Hikem tesmiye olunan bir şahıs, senin ona ilkā ettiğin inkâr-ı fâsideden dolayı akıl ve zekâsını gâib ederek, dîn hususunda ve Peygamber'e muhalefette Ebû Cehil lakabını iktisab etmiştir.

2659. Ey, bu şatranc üzerinde yâd için yüz binlerce üstadı mat ettin!

"Şatranc"dan murâd, dünyâdır. "Üstâd"dan murâd, hubb-i riyâset ile vücûd-ı mevhûmuna dayanan kimselerdir. Ya'ni, "Ey İblîs, sen şatranc oyununa müşâbih olan bu taayyünât ve keserât âleminde Nemrûd ve Fir'avn gibi vücûd-ı mevhûmlarına istinaden enâniyyet da'vâsı eden yüz binlerce kibir ve azamet üştâdlarını, halleri dillerde destân olmak için oyunlarında mat ve mağlûb ettin!"

2660. "Ey, senin müşkil olan ferzîn-bendlerinden gönüller yanmış, gönlün ka- [2668] ra olmuştur!"

"Ferzîn", şatranc oyunundaki taşlardan birinin adı olup, şâhın vezîri mesâbesindedir ve şatranc tahtası üzerindeki "piyâde=piyon" ismindeki taşlardan önüne geleni devirir. Burada "ferzîn-bend", Iblîs'in hîle ve mekrlerinden kinâyedir. Ya'ni, "Ey İblîs, senin idrāki müşkil olan hîle ve mekrlerinden, efrâd-ı beşerin gönülleri yanmış ve senin gönlün kara olmuş!" Ya'ni, onların düştükleri belâlardan dolayı hazz-ı hâinâne almıştır.

2661. "Sen mekr denizisin ve halaik bir katredir; sen bir dağ gibisin ve bu selîmler bir zerredir!"

"Bu selîmler"den murâd, hakāyık-ı âlemden bî-haber olan efrâd-ı beşerdir ki, her birerleri sâdedil ve ahmak mesâbesindedirler.

2662. "Ey düşmanlık eden, senin mekrinden kim kurtulur? Ma'sûm kimsenin gayri, tufânın garkıyız!"

"Ma'sûm"dan murâd enbiyâdır. Zîrâ onlardan ma'sıyet sâdır olmamıştır. Ve enbiyâya tâbi' olanlar, onların berekâtıyla mahfûzdurlar. Ya'ni onlardan günah sudûru mümkin olmakla beraber, hıfz-ı ilâhî altında bulunurlar. Ve bu beyt-i şerifte غرق طوفانيم ["tufanın garkıyız"] karînesiyle tûfân-ı Nûh'a ve o kavmin felâketine telmîh buyurulur. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de (Hûd, 11/43) لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ إِلَّا مَنْ رَحِمَ ya'ni, "Bu günde Allah'ın emr-i celâlîsinden ismet yoktur; rahmet-i ilâhiyyeye mazhar olan kimse müstesnâdır" buyurulur. Ya'ni, "Ey beşerin düşmanı olan İblîs, senin hîle ve mekrinden kim kurtulabilir? Zîrâ senin hile ve mekr tûfânına bilcümle efrâd-ı beşer gark olmuştur. Ancak enbiya (aleyhimü's-selâm) ismet-i ilâhiyye tahtında olduklarından, senin tûfân-ı mekrinden vârestedirler. Ve onlara tâbi' olan havâss-ı ümmetleri dahi onlara tebaiyyet berekâtıyle rahmet-i ilâhiyyeye nâil olurlar ve "muhlasîn" zümresine dâhil olduklarından, onlara da senin mekrin müessir olamaz."

2663. Çok Sa'd yıldızı senden muhteriktir; çok asker ve cem'iyyet senden mühteriktir!

Sa'd yıldızının muhterik olması, ilm-i nücûm ta'bîrâtındandır. Sâlih ve zâhid olan kimseler Sa'd yıldızına; ve onların İblîs'in hilesine aldanmaları, Nahs yıldızının Sa'd yıldızına gālib olmasına teşbîh buyurulur. Ya'ni, "Çok âbid ve sâlih olan kimseler senin hílelerine aldanmıştır. Ve i'lâ-i kelimetullâh için harb eden çok askerler senin iğvââtından dolayı perîşân olmuştur. Ve çok akvâm-ı müctemia, senin mekrinden terk-i diyâr edip dağılmıştır!"