Mûsâ (a.s.)ın buzağıya tapana, "O hayâl-endîşlik ve senin hazmin nereye gitti?" demesi
6. bölüm / 61 · 1564 kelime · ~8 dk okuma
2021. Mûsâ bir hayal sarhoşuna dedi ki: "Ey kötü düşünücü, şekāvet ve dalaletten,
2022. Böyle burhân ve ahlâk-ı kerîm ile beraber, benim peygamberliğimde yüz şübhen var idi!"
Bu iki beyt-i şerîf, bir cümle-i tâm teşkil eder.
2023. "Benden yüz binlerce mu'cize gördün; sana bu yüz hayal ve şek ve zan artırdı."
Mesnevî-i Şerîf'te pek çok geçen "yüz binlerce" ta'bîri, çokluktan kinâyedir. Maksad aded ta'yîni değildir. Ya'ni, "Ey hayâl sarhoşu, benden birçok mu'cizât gördün ve pek çok ahlâk-ı kerîme müşâhede ettin; bunlar senin na-zarında benim peygamberliğimin burhânı ve delili olmak lâzım gelirken, bil'akis sende birçok fenâ hayâller ve şek ve zanlar ziyâde oldu!"
2024. Hayâl ve vesveseden âciz oldun; benim peygamberliğim üzerine ta'n vurdun!
Bu kadar mu'cizâtı ve hârikulâde halleri görmüş iken, sana o kadar ha-yâlât-ı nefsâniyye ve vesâvis-i şeytâniyye hücûm etti ki, nihâyet âciz oldun ve bunların te'sîrâtı ile benim nübüvvetimin üzerine ta'n-ı i'tirâz vurdun ve inkâr vâdîlerine saptın!
2025. Seni Fir'avnîlerin şerrinden kurtarmak için, denizden açıkça toz çı-kardım.
Bu beyt-i şerîfte, sûre-i Bakara'da vâki' وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَأَنْجَيْنَاكُمْ وَأَغْرَقْنَا آلَ فِرْعَوْنَ وَأَنْتُمْ تَنْظُرُونَ (Bakara, 2/50) ya'ni, "Vaktâki biz size denizi yardık ve sizi kurtardık ve âl-i Fir'avn'ı boğduk; halbuki siz nazar ederdiniz." ve sûre-i فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ (Şu'arâ, 26/63) ya'ni, “Biz Mûsâ'ya 'asân ile denizé vúr!' diye vahý ettik; deniz yarıldı, su parçaları büyük dağ gibi oldu" âyet-i kerîmelerine işâret bu-yurulur. Deniz yarıldığı vakit yollar açılmış ve tozlu kara yolları hâsıl olmuş idi. Tafsíli tefsîr kitaplarındadır. Beyt-i şerîfte bu vak'a beyân buyurulur.
2026. Gökten kırk yıl kâse ve sofra erişti; ve benim duâmdan bir taştan ırmak koştu.
“Kâse ve sofra”dan murâd, gökten zahmetsiz gıdâ nüzûlüdür ki, Benî İs-râîl'e Tîh sahrâsında kudret helvası ile pişmiş kuşlar nâzil olurdu. Nitekim sû-re-i Bakara'da vâki' âyet-i kerîmede, وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْغَمَامَ وَأَنْزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى (Bakara, 2/57) ya'ni, "Sizin üzerinize bulut gölgesini verdik ve size kudret helvası ve selvâ kuşlarını indirdik." buyurulur. Ve beyt-i şerîfin ikinci mısrâ'ında dahi kezâ sûre-i Bakara'da vâki' وَإِذِ اسْتَسْقَى مُوسَى لِقَوْمِهِ فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانْفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا (Bakara, 2/60) ya'ni, “Vaktâkí Mûsâ (a.s.) kav- mi için su taleb etti; biz dedik ki, 'asânı taşa vur!'; vurdu, ondan on iki çeşme çıktı" âyet-i kerîmesine işâret buyurulur.
2027. Bu ve yüz bu kadar ve bu kadar sıcak ve soğuk; ey soğuk, senden o tevehhümü nâkıs etmedi!
"Sıcak"tan murâd, şuûnât-ı cemâliyye; ve “soğuk"tan murâd, şuûnât-ı celâliyyedir. "Ey soğuk" ta'bîri ile, iyi şeylere fenâ ma'nâ veren kimse kasd buyurulur. Ya'ni, "Benden birçok cemâlî ve celâlî ahvâl ve şuûnât gördün; ey iyi şeylere fenâ ma'nâ veren eğri anlayışlı kimse, bunların hiçbirisi senden o yanlış anlamak revişini eksiltmedi ve aslâ Hak tarafına meyl etmedin!"
2028. Sihirbazlıktan buzağı bağırdı; "Benim hüdâm sensin!" diye secde ettin!
"Sâmirî'nin sihirbazlığı yüzünden bir buzağı bağırdı; ondan hiç şübheye düşmedin de, o buzağı şeklindeki puta "Benim Allâh'ım sensin!" diye hemen secde ediverdin ve çarçabuk bâtıl tarafına meyl ettin." Sâmirî'nin sihiri bu idi ki; sûret-i insâniyyede temessül eden Hz. Cibril (a.s.)ın bastığı yerden bir avuç toprak alıp, Benî İsrail'in altın ve gümüş zînetlerini eriterek içine attı ve buzağı şeklinde bir put olarak döktü. Benî İsrail'e, Tâhâ sûresinde beyân buyurulduğu üzere هَذَا إِلَهُكُمْ وَإِلَهُ مُوسَى فَنَسی (Taha, 20/88) ya'ni, "İşte bu sizin Allah'ınızdır ve Musa'nın dahi unuttuğu Allah'tır." dedi. Cenâb-ı Şeyh-i Ekber hazretleri bu husûsta Fususu'l-Hikem'de Fass-ı İsevî'de izahat vermişlerdir. Hülâsası şudur: “Ervâhın hâssalarındandır ki, o ervâhın gittiği mahalde eser-i hayat zâhir olur. Sâmirî bunu bildiği için, Hz. Cibril'in izinden bir avuç toprak aldı. Zîrâ Hz. Cibril rûh idi. Ve Sâmirî aldığı bu toprağı erittiği tezeyyünat içine attı ve buzağı sûreti döktü ve o sûret buzağı sesi verdi. Ve eğer Sâmirî buzağı yerine başka bir sûret dökmüş olsa idi, o sûret kendi cinsine münasip sadâ verirdi."
2029. O senin tevehhümlerini sel götürdü; senin soğuk zirekliğini uyku götürdü.
Sen Sâmirî'nin bu putunun butlanı hakkında aslâ tevehhüme düşmedin. Senin bu husustaki tevehhümlerini dalâlet seli aldı götürdü. Ne olurdu benim peygamberliğim hakkındaki şüphen kadar olsun Sâmirî ve onun putu hak- kında da sende bir zan ve şübhe hâsıl olaydı! Fakat ne çâre ki, senin benim peygamberliğimin sıdkı aleyhinde kullandığın soğuk ve eğri zîrekliğini ve zekâvetini gaflet ve şekāvet uykusu aldı götürdü."
2030. "Niçin onun hakkında kötü zancı olmadın; ey çirkin yüzlü, niçin böyle [2045] baş koydun?"
"Niçin Sâmirî hakkında sû'-i zanna düşmedin; ey bâtınının yüzü çirkin ve kalbinin yüzü kara olan kimse, niçin böyle Sâmirî'ye mutî' ve münkād oluverdin?"
2031. "Niçin onun tezvîrinden, onun ahmak tutucu olan sihrinin fesâdından sana hayal gelmedi?"
2032. "Ey köpekler, bir Sâmirî kim oluyor ki; cihanda bir Hudâ tıraş etsin?"
"Ey Sâmirî'nin putuna tapan köpek meşrebli kimseler, bir Sâmirî kim oluyor ki, fezâ-yı nâmütenâhî içinde bir zerre mesâbesinde olan bu küre-i arzın cirmi üzerinde sizin ilâhınızı bir heykel hâlinde yontup halk ve îcâd edebilsin? İnsanlıktan zerre kadar bir koku alan kimse buna inanır mı?"
2033. "Niçin onun bu tezvîrinde müttefik oldun ve bütün işkâllerden atıl oldun?"
"Niçin Sâmirî'nin bu tezvîr ve hilesinde ittifak ettiniz ve akıl ve muhâkemenin önünde hâsıl olan müşkilleri düşünmekte âtıl bir hâle geldiniz?"
2034. "Öküz lâf ile hudalığa layık olur; benim resûllüğümde sen niçin inad ettin?"
"Öküz heykeli delílsiz ve burhânsız kuru bir lâf ile ilâh ittihâz olunur. Benim peygamberliğim ise birçok mu'cizât ve havârık ile müeyyed ve sâbit iken ve kuru da'vâ ve lâftan ibâret değil iken niçin onu kabûl ve tasdík husûsunda inad ettin?"
2035. "Öküzün önünde eşeklikten secde ettin; senin aklın Sâmirî'nin sihrinin avı oldu!"
"Sen ancak insanlık mertebesinden tecerrüd ve eşeklik mertebesine tenezzül ettiğin için, öküzün önünde "Benim Allah'ımdır!" diye secde ettin. Binâenaleyh senin insanlığına mahsûs olan aklın, Sâmirî'nin sihirinin tuzağına düştü ve onun avı oldu!"
2036. "Tüh, senin o akıl ve intihabına! Senin gibi cehil ma'denini öldürmek lâyıktır!"
"Şüh", kerâhet ve nefret makâmında müsta'meldir. Ferheng-i Cihângîrî'de ش nin fethi ile "men" ma'nâsına geldiği beyân olunmuştur. Burada evvelki ma'nâ münasibdir.
2037. "Gözü Zü'l-Celal'in nûrundan çaldın; işte sana cehl-i vâfir ve ayn-ı dalal!"
2038. "Altın öküz bağırdı, nihayet ne dedi ki, ahmaklar için bu kadar rağbet açtı?"
"Şiküften" burada "güşûden" ya'ni "açmak" ma'nâsınadır. Ya'ni, "Sâmirî'nin altın müzeyyenâttan döktüğü buzağı heykeli buzağı gibi bağırdı; bu bağırışta hiçbir ma'nâ ve lafız yok idi. Garibdir ki, bu sesi işiten ahmaklar, hiçbir ma'nâsı olmadığı halde onu Allâh addedip taptılar. Binâenaleyh acabâ bu seste ne var idi ki, ahmaklara bu kadar rağbet kapısını açtı?"
2039. "Benden çokluk daha acıb gördünüz; fakat her bir alçak Hakk'ı ne vakit kabul eder?"
"Eğer altından dökülen buzağı heykelinin ses vermesini acíb gördünüz ise, benden asâyı ejderha yapmak ve projektör gibi bir el göstermek ve asâ ile denizi yarmak ve taştan su çıkarmak gibi ondan daha ziyâde şâyân-ı ta- accüb mu'cizeler gördünüz; fakat isti'dâdınızdaki denâet sebebiyle cânib-i ulûhiyyetten gelen Hakk'ı kabûl etmeyip, derhal bâtıla meyl ediverdiniz!"
2040. Bâtıllar[ı] ne kapar? Bir batıl. Atıllara ne hoş gelir? Bir atıl!"
2041. Zîrâ her bir cins kendi cinsini kapar. Öküz erkek arslan tarafına ne vakit yüz koyar?!"
2042. Kurt ancak onu yemek için, Yûsuf'a mekrin gayrinden nerede aşk getirir?"
"Yûsuf"tan murâd, erbâb-ı hidâyet olan enbiyâ ve evliyâ ve mü'minlerdir. "Kurt"tan murâd, ehl-i dalâlet olan münkirler ve münâfıklardır. Ya'ni, “Münkirler ehl-i hidâyete zâhiren muhabbet gösterirlerse, mekr ve hîle yüzünden onları mahv etmek içindir. Zîrâ onlar birbirinin zıddıdır ve zıdların bir yerde cem'i ve ittihâdı mümkin değildir."
2043. Vaktaki kurtluktan kurtulur, mahrem olur; Kehf'in köpeği gibi benî Adem'den olur."
"Vaktâki yırtıcı hayvanlıktan ibaret olan dalâletten kurtulur, ehl-i hidâyet cinsinden olup, enbiyâ ve evliyâya ve mü'minlere mahrem ve musahib olur. Nitekim Ashâb-ı Kehf'in köpeği bir hayvan iken, Ashâb-ı Kehf'e olan muhabbeti ve sadakati sebebiyle kendisinde insanlık ma'nâsı hâsıl olup, benî Adem cinsinden oldu." Ashâb-ı Kehf hakkındaki îzâhât yukarıda geçti.
2044. Vaktaki Ebû Bekir Muhammed'den koku götürdü; “Bu yüz yalancı değildir" dedi."
"Muhammed (s.a.v.) Efendimiz nübüvvetlerini ızhâr edip, halkı Hakk'a da'vete başladıkları vakit, Ebû Bekr es-Sıddîk (r.a.) onların ma'nâ-yı nübüvvetinden koku aldı هذا وجه ليس بكاذب ya'ni, "Bu yalancı olmayan bir yüzdür" diyerek derhal îmân etti ve Resûl-i zîşânın mahremi ve musâhibi oldu."
2045. "Vaktaki Ebû Cehil derd sahiblerinden değil idi, yüz şakk-ı kamer gör-dü, îmân etmedi."
"Yüz şakk-ı kamer"den murâd, Resûl-i zîşân Efendimizin gösterdikleri birçok mu'cizât demektir. Ya'ni, "Ebû Cehil hayvâniyyet mertebesinde kal-maktan mahzûz ve hakkānî derd ve kayddan bî-behre bulunduğundan, Resûl-i zîşân Efendimizin gösterdiği birçok mu'cizeleri müşâhede ettiği hal-de asla îmân etmedi ve son nefesine kadar muhalefet ve adâvetinde musırr oldu."
2046. Bir dertli ki onun leğeni damdan düştü, ondan gizledik, Hak ondan pinhân olmadı.
"Dertli"den murâd, Hak ve hakikat âşıkıdır. "Leğenin damdan düşmesi", şöhretten kinâyedir. Nitekim lisan-1 Faris'de طشت فلان از بام افتاد ya'ni, "Filâ-nın leğeni damdan düştü" darb-ı meseli meşhûrdur. Herhangi bir husûsta şöhret sahibi olan kimseler hakkında isti'mâl olunur. Bu beyt-i şerîf, bilumûm insân-ı kâmil lisânındandır. Ya'ni, "Bir Hak ve hakîkat dertlisi ve âşıkı ki, âlemde bu derdi ve aşkı ile şöhret buldu; biz her ne kadar ondan esrâr ve hakāyıkı gizledik ise de, o aşkı sebebiyle esrâr-ı hakikat ona zâhir oldu."
2047. Ve o kimse ki câhil ve onun derdinden uzak idi, ne kadar gösterdiler ve o onu görmedi.
Cehl-i hayvânîye mübtelâ ve Hak ve hakîkat derd ve aşkından uzak olan kimseye ne kadar çok esrâr-ı acîbe gösterdilerse, o kimse onları göremedi ve zâhir gözüyle gördüklerini hiçe saydı.
2048. Gönül aynası saf gerek, tâ ki onda çirkin sûreti iyiden açık tanıyasın.
Binâenaleyh gönül aynasında çirkin sûretleri iyi sûretlerden tefrík edip, açıkça tanımak ve ayırmak için o gönül aynasını hased ve kibir ve garaz ve inâd gibi sıfât-ı nefsâniyye kirlerinden temizleyip saf yapmak lâzımdır.