İçeriğe atla

Şeyhin huzûrunda çok söylüyor diye sûfīlerin o bir sûfîyi teşnî etmesi

54. bölüm / 61 · 1005 kelime · ~6 dk okuma

3497. Sûfiler bir sûfîyi teşnî ettiler. Tekye şeyhinin huzûruna geldiler.

Tekyede olan sûfiler, aralarında bulunan bir sûfiyi teşnî ettiler ve tekye şeyhinin huzûruna geldiler.

3498. Şeyhe dediler: "Ey muktedâ, sen bu sûfîden canımızın dâdını iste!"

Ya'ni, "Bu sûfî bizim rûhumuzu iz'âc ediyor. Sen bu sûfîden bizim rûhumuzun hakkını alıver!"

3499. Dedi: "Ey sûfiler, nihayet ne şikâyet vardır?" Dedi "Bu sûfînin üç sakîl huyu vardır."

Şeyh dedi ki: "Ey sûfiler, bu sûfîden şikâyetinizin sebebi nedir îzâh edin!" İçlerinden birisi cevap verdi, dedi ki; “Bu sûfînin ruhumuzu sıkan üç sakîl huyu vardır."

3500. "Sözde çıngırak gibi çok söyler; taâmda yirmi kimseden ziyade yer!"

3501. "Ve eğer uyursa Ashâb-ı Kehf gibidir."

Ya'ni, "Uyuduğu vakit dahi dervişlerin usûlüne muhâlif olarak çok uyur ve Ashâb-ı Kehf gibi uyanmak bilmez" dediler ve sûfînin üç huyunu sayıp gürültü ettiler. "Zahf (زحف) cenk ve kavga demektir. Burada "gürültü" ma'nâsıyla tercümesi münasib görüldü. "Zahf (زحف) kelimesinin kehf (كهف) kelimesine kāfiye olmasında işkâl varsa da, şuarâdan birçokları bu husûsta müsâmaha etmişlerdir. Ezcümle Firdevsî de şu beytinde بنام خداوند تنزیل وحی خداوند امر و خداوند نهی "vahy" (وحى) ile nehy" (نهی)i kafiye yapmıştır. Ve keza Şîrazî dahi يك كاسه می بهر صباحی بهتر ز هزار پادشاهی beytinde aynı müsâmahayı yapmıştır.

3502. Şeyh o fakîr tarafına teveccüh etti, dedi ki: "Mevcud olan her bir halden vasatları tut!"

Şeyh, kendisinden şikâyet olunan o dervîş tarafına teveccüh edip, ona nasîhat olmak üzere dedi ki: "Söylemede, yemede ve içmede ve uyumada, velhâsıl ahvâlinden her bir halde ifrât ve tefritten ictinâb et ve tarîk-ı i'tidâl olan vasat dereceyi tut!"

3503. Haberde, "Umurun hayırlısı onun evsatıdır" buyurulmuştur. Ahlatlar i'tidâlden nafi' geldi.

Her emrin vasat derecesi "i'tidâl” olduğundan, hadîs-i şerifte خير الأمور أوسطها buyurulmuştur. Nitekim insanın vücudunda bulunan ahlât-ı erbaa i'tidâl hâlinden dolayı vücûda nâfi' geldi. Tibb-ı atīk kāidesine nazaran vücûdun hastalığı ahlâtın ifrât ve tefrîtinden münbaistir. Meselâ "hılt-ı dem" haddinden ziyâde veyâ noksan olursa maraz hâsıl olur. Ve kezâ "safrâ" ve "balgam" ve "sevda" hıltları da ziyâde veyâ noksan oldukları vakit, türlü türlü emrâza sebep olurlar. Fakat bunların mikdârı vücûdda vasat derecede ve hadd-i i'tidâlde olursa, vücûd sıhhatte bulunur.

3504. Eğer bir hılt arızadan ziyade olursa, kişinin cisminde maraz zahir olur.

3505. Kendi karînin üzerine sıfatta ziyade olma. Zîra o akıbette muhakkak firak getirir!

Mûsahibi olduğun kimselerin ahvâlini tedkîk et ve evsâfta onların evsâfından fazla bir şey yapma. Yemede, içmede, söylemede, oturmada, gezinmede onların ahvâlinin ölçüsünü geçme. Eğer geçersen, sonunda bu evsâfındaki ifrâtın, o arkadaşlardan ayrılmağa sebep olur!

3506. Mûsa'nın nutku ölçü üzerine idi; ve lakin yine iyi yârin sözünden ziyâde geldi.

Mûsâ (as.)ın, Hızır (a. s.)ın ef'âline i'tirâzen vâki' olan sözü şerîat ölçüsü üzerine idi. Fakat o iyi yâr olan Hz. Hızır'ın sözünden ziyâde geldi. Zîrâ Mûsâ (as.)ın ibtidâ-yı mülakātında Hz. Hızır O'na, فَإِنِ اتَّبَعْتَنِي فَلَا تَسْأَلْنِي عَنْ شَيْءٍ حَتَّى أُحْدِثَ لَكَ ذِكْرًا (Kehf 18/70) ya'ni, "Eğer sen bana tâbi' olursan, ben sana ondan zikren haber verinceye kadar bir şeyden suâl etme!" demiş idi Mûsâ (as.) ise muhafaza-i şer' gayreti ile bu mukāvele hâricine çıkıp, “Çocuğu niçin öldürdün?" ve "Gemiyi niçin deldin?" ve "Duvarı niçin ücretsiz ta'mîr ettin?" dedi. Nitekim vak'anın tafsíli sûre-i Kehf te tefsîr kitaplarında mündericdir.

3507. O ziyadelik Hızır'a şikāk geldi; dedi: "Git, sen çok söyleyicisin. İşte bu ayrılıktır!"

"Şikāk", muhalefet etmek ma'nâsınadır. Hz. Mûsâ'nın o ziyâde gelen sözü, Hızır (a.s.)a muhalefet demek oldu. Onun üzerine Hz. Hızır cenâb-ı Mûsâ'ya, "Sen mukāvele hilâfına çıkıp, ziyâde söz söylüyorsun. Bu ziyâde söz seninle benim aramızda ayrılık sebebidir!" dedi.

3508. "Ey Mûsa, çok söylersen uzak ol; ve yoksa benim ile dilsiz ve kör ol!"

"Ey Mûsâ meşrebinde olan mürîd, eğer çok söylersen benden uzaklaş; ve benimle beraber olmak istersen, sözünü imsâk edip dilsiz gibi ol ve benim efâlimden ve ahvâlimden gözünü kapayıp körler gibi görmez ol!"

3509. Ve eğer gitmedin ve inad cihetinden oturdun ise, ma'nâda gitmişsin ve munkati' olmuşsun!

Bir mürid mürşidine i'tirâz ve muhalefet ettiği halde sûretâ onun hizmetinde ve huzûrunda bulunsa bile o sûrete i'tibâr yoktur. Mürşidinin huzûrundan uzak i'tibâr olunur.

3510. Vaktaki sen ansızın namazda hades ettin; sana "Tahâret tarafına git, [3519] koş!" der.

Bu beyitler, zâhirde hâzır ve ma'nâda gāib olmanın misâlidir. "Namazda ansızın senden namazı ve abdesti bozacak bir hal hâdis olsa, sana müftî ve fakîh "Haydi acele tahâret et!" der. Namaz için hadesten tahâret şarttır."

3511. Ve eğer gitmezsen, kuru hareket edici olursun. Ey azgın, muhakkak namazın gitti, otur!

Ve eğer namazın bozulduğu halde tahâret tarafına gitmez ve yine namaz ile meşgül olursan, kuru kuruya ve boşuna hareket edici olursun. Halbuki namazın gitti. Ey azgın, artık otur ve boş hareketten vazgeç!

3512. Onların yanına git ki, senin hem-sohbetindirler. Senin sözünün âşıkı ve teşnesidirler!

Sözünü dinleyenler ile musahib ol; dinlemeyenler ve sözüne kıymet vermeyenler ile ülfet etme! Beyit: Bir yerde ki yok nağmeni gûş eyleyecek gûş Tazyî'-i nefes eyleme, tebdil-i makām et!

3513. Bekçiler uykulular üzerinde mefdûl oldu. Balıklar için bekçilere hâcet olmadı!

"Bekçiler"den murâd, mürşidler; ve "uykulular"dan murâd, hicâb-ı keserâtta müstağrak olan gāfillerdir. "Balıklar"dan murâd, deryâ-yı vahdette yüzen âriflerdir. Ya'ni, "Mürşidlerin kadri ehl-i gaflet üzerinde ziyâde oldu. Fakat gafletten kurtulmuş olan âriflerin mürşide ihtiyaçları olmadı."

3514. Elbise giyenlerin nazarı çamaşırcıyadır. Çıplağın canı için tecellî zîverdir.

Nefsânî sıfatlar libâsını giyenlerin nazarı, bu libâsın kirlerini temizleyici olan mürşid-i kâmiledir. Fakat ruhunu bu nefsânî sıfatlar libâsından soymuş olan kimse için Hakk'ın tecellîsi zîver ve libâstır. Zîrâ sâlik sıfât-ı nefsâniyyesinden birini terk edince, onun yerine hakkānî bir sıfat kāim olur.

3515. Ya çıplaklardan bir tarafa geri git; yahût onlar gibi ten libasından fâriğ ol!

“Çıplaklar”dan murâd, cismin libâsı olan sıfât-ı nefsâniyyelerinden soyunan kâmillerdir. “Ten libâsı”ndan murâd, sıfât-ı nefsâniyyedir, tenin kendisi değildir. Zîrâ tenden soyunmak mevt-i tabîî ile mümkin olur. Ya'ni, “Ya sıfât-ı nefsâniyyeden soyunmuş olan kâmillerden ayrılıp bir tarafa git; veyâhût onlara musahib olmak istersen, onlar gibi cismin libâsı olan nefsânî sıfatlardan fâriğ ol ve soyun!”

3516. Ve eğer külliyen üryan olamazsan, libâsı az yap: tâ ki evsat yolda olasın!

Ve eğer riyâzet ve mücâhede ile büsbütün bu sıfât-ı nefsâniyyeden soyunamazsan, bâri sıfât-ı nefsâniyyenin hükümlerine az tâbi' ol! Meselâ ekl ve şürbde ve uykuda ve kelâmda hadd-i şer'îyi tecavüz etme, tâ ki tarîk-ı nefsânîde vasat derecede yürüyesin!