İçeriğe atla

Tekrâr İblîs (aleyhi'l-la'ne) nin kendi telbîsini takrîri

27. bölüm / 61 · 926 kelime · ~5 dk okuma

2707. Dedi: "Kötü zannedici olan bir adam, doğruyu yüz delîl ile dinlemez."

İblîs Hz. Muâviye'ye dedi ki: "Sû-i zan sâhibi olan bir adama, birçok deliller ile doğru söz söylemiş olsan, o doğru sözü kabûl etmez."

2708. "Her bir bâtın ki hayal düşünücü oldu, delîl getirdiğin vakit onun hayali ziyade oldu."

2709. "Söz ona gittiği vakit illet olur; gāzînin kılıcı hırsıza âlet olur."

"Bâtını hayâlâtta müstağrak olan kimse doğru bir sözü dinlese, bu söz onun hayâl ile ma'lûl olan bâtınını ıslâh edeceği yerde, bir illet ve maraz olur. Nitekim bir gāzînin elindeki kılıç düşmana karşı müdafaa âleti olduğu halde, hırsızın eline geçtiği vakit fesâd ve şekāvet âleti olur."

2710. "İmdi onun cevabı sükût ve sükûndür. Ahmaka söz söylemek deliliktir."

"Sû-i zanna mübtelâ olan kimseyi iknâ' için söz söylemek ve delîller getirmek deliliktir. Zîrâ o kimse ahmaktır. Böyle bir kimseye verilecek cevâb, sükût ve sükûnettir. Nitekim جواب الأحمق السكوت "Ahmakın cevabı sükûttur" denilmiştir."

2711. "Ey sâde-dil, sen benden Hakk'a ne feryad edersin? Sen o alçak nefsin şerrinden feryad et!"

2712. "Sen tatlı yersin, sana çıban olur. Harâret tutar, tab'ın muhtell olur."

"Dünbel" ve "dümmel" çıban ma'nâsınadır. Ba'zı nüshalarda "dümmel" yazılıdır. Mizâcı demevî olanlar, çok tatlı yedikleri vakit kanlarının kuvvetinden dolayı vücûdlarında birtakım çıbanlar çıkar ve harâretleri şiddetlenip, tab'larındaki i'tidâl bozulur. Tatlı yemek her vücûd için bir zararı tevlîd etmediği halde, bu fesâd demevîlerde vâki' olur. Binâenaleyh kabâhat tatlının değil, bünyenindir. Bunun gibi, doğru söz, sû-i zan sâhiplerinde illet olur.

2613. "İblîs'e kabahatsiz la'net edersin; niçin telbîsi kendinden görmezsin?"

"Vazîfe-i İblîs sâdece iğvâdır. Asıl bu iğvâyı kabûl ve icrâ eden senin nefsindir. Eğer nefsin kabûl etmese bu iğvânın ne te'sîri olur? Binâenaleyh senin ef'âlinin fesâdı nefsindendir. Sen ise telbîsi nefsinden görmeyip, İblîs'e nâhak yere la'net edersin." Nitekim hadîs-i şerîfte, الحمد لله الذي رد أمر الشيطان الى الوسوسة ya'ni, "Hamd olsun Allâh Teâlâ'ya, şeytanın emrini vesveseye reddetti" buyurulur.

2714. "Ey azgın, İblîs'ten değildir, sendendir; tilki gibi kuyruk tarafına koşarsın!"

Ya'ni, "Tilki kurnaz bir hayvan olduğundan, avlayacağı hayvanın yüz tarafından değil, ansızın kuyruk tarafından hücûm ettiği gibi, sen dahi merâtib-i vücûd-ı vâhid-i Hakk'ın kuyruğu mesâbesinde olan esfel-i sâfilîn mertebesinin huzûzât ve lezzâtına koşar ve hücûm edersin. Binâenaleyh ey azgın, senin azgınlığın İblîs'ten değil, senin nefsindendir."

2715. "Vaktaki yeşillik içinde kuyruğu göresin, tuzak olur; sen bunu niçin bilmezsin?"

Tilkinin bu tarz-ı hücumunu bilenler, tilkiyi tutmak için tuzak kurup, hayvan kuyruğu tertib ederler. "Vaktāki tilki yeşillik içinde bu kuyruğu görüp hücûm eder; o tuzağa tutulur. Senin nefsin de tilkiye benzer. Sûret-i zâhiresi yeşillikler gibi müzeyyen ve latîf görünen bu dünyanın kuyruk mesâbesinde olan hazlarını ve lezzetlerini görüp hücûm eder ve netîcede tuzağa tutulur. Sen bu hakikatı niçin bilmezsin de, İblîs'e kabâhat isnâd edersin?"

2716. "Ondan dolayı bilmezsin ki, seni ilimden uzak etti. Kuyruğun meyli senin aklının gözünü kör etti!"

"Senin bu hakikata adem-i vukūfun, kuyruk mesâbesinde olan lezâiz-i dünyeviyyeye meyil sebebiyle ilim ve irfândan uzaklaşman ve aklının gözü körleşmesindendir."

2717. "Senin eşyaya muhabbetin seni kör ve sağır eder. Senin kara nefsin fesâda sa'y etti, husûmet etme!"

(حبت) dandır ve "habb" (حب) aldatıcı, mekkâr ve fesâda sâî [olmak] ma'nâsınadır. Ya'ni, "Senin bu âlem-i süflî sûretlerine meyil ve muhabbetin, senin aklının gözünü kör ve kulağını sağır etmiş ve ilim ve irfândan uzaklaştırmıştır. Nitekim Ebû Dâvûd ve Ebû'd-Derdâ hazretlerinden rivâyet olunan hadis-i şerifte, حبك الشيئ يعميك و يصم ya'ni, "Senin eşyâya muhabbetin, seni kör ve sağır eder" buyurulur. Binâenaleyh senin kara nefsin fesâda sa'y etti; ona karşı husûmet et! Nitekim hadîs-i şerîfte اعدى عدوك نفسك التي بين جنبيك ya'ni, "Senin en şiddetli olan düşmanın, iki omuzlarının arasındaki nefsindir" buyurulur. Böyle olunca, bana karşı husûmetten vazgeç!"

2718. "Sen kabahati benim üzerime koyma! Eğri büğrü görme, ben kötülükten ve hırstan ve kînden bîzarım!"

2719. Ben kötülük ettim, şimdi peşîmânım; gecenin gündüze gelmesine muntazırım!

Ben Hâlik'ıma karşı yaptığım muhalefet ve kötülükten dolayı şimdiki halde peşîmânım. Ve ümîd ederim ki, bu nedâmetim sebebiyle, hakkımda tecellî eden kahır lütfa mübeddel olsun ve zulmet-i Celâl'i nûr-i Cemâl ta'kîb etsin!

2720. Ben halk içinde kabahatli oldum; her erkek ve kadın kendi fiilini benim üzerime koyar!

Ya'ni, "Ben iğvâ ederim; kimsenin fiiline iştirak etmem. Böyle olduğu halde, erkekler ve kadınlar icrâ ettikleri efâl-i fâsidelerini benim üzerime yükletirler ve "İblîs yaptı!" derler."

Ma'lum olsun ki, İblîs'in işi iğvâdan ibarettir. Ve onun vesvesesi ve keydi zaîftir. Nitekim âyet-i kermede إِنْ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا (Nisa, 4/76) ya'ni, "Şeytanın keydi za'îftir" buyurulur. İğvâât ve vesâvis-i şeytâniyyeyi âlem-i ef'âlde ızhâr etmek, iğvâ olunan kimsenin fiilidir. Ve herkes kendi fiilinden mes'üldür. Ve sûre-i Haşr'deki âyet-i kerîmede de bu hakikata işaret buyurulur: كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنْسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِنْكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ (Haşr, 59/16) ya'ni, "Vaktaki şeytan insana 'Küfret!' der; o da küfrettiği vakit şeytan der ki: 'Ben senden müteberrîyim. Muhakkak ben Rabbü'l-Alemîn'den korkarım." İmdi, şeytan "Küfret!" dediği vakit bir kimse küfretmezse, onun iğvâsı beyhûde olur; ve küfrederse, küfür küfredenin fiilidir. Şeytanın iğvâsından dolayı onun mes'ûliyyeti bahs-i dîgerdir. Bu husûsta Hz. Şeyh-i Ekber et-Tedbîrâtü'l-İlâhiyye Fí Islahi Memleketi'l-Insâniyye nâmındaki kitabında "Tevkî'-i şeytânî" bahsinde dakîk tafsilât i'tâ buyurmuşlardır. Burada tafsili uzar.

2721. Bîçare kurt gerçi açtır; müttehem olur ki, o tantana içindedir.

"Tantana", çay ve ırmak çağıltısı ve saz sadâsı ma'nâlarınadır. Burada sıyt ve şöhretten kinâyedir. Ya'ni, "Bîçâre kurt her ne kadar karnı aç olsa bile, halk 'Mutlaka bir koyunu tutup parçalayarak karnını doyurmuştur!' diye kabâhat isnâd ederler ve halk arasında tokluk sıyt ve şöhreti içinde yaşar."

2722. "Za'ftan o yola gidemediği vakit; halk der ki: 'Gıdâ-yı azîmden tuhmedir.'

"Tuhme", mi'de dolgunluğu marazıdır. Ya'ni, "Eğer kurt açlıktan dolayı za'fa düşüp, yürüyemeyecek bir hâle gelmiş olsa, halk der ki: "Amma yemiş hâ! Mi'desinin dolgunluğundan artık yürüyemeyecek bir hâle gelmiş!"