İçeriğe atla

Yıkılmış harâb sarhoşu polisin habse da'vet etmesi

19. bölüm / 61 · 601 kelime · ~4 dk okuma

2376. Polis gece yarısında bir yere erişti; duvar dibinde bir sarhoşu uyumuş gördü.

2377. Dedi: "Hey, sarhoşsun, ne içtin söyle!" Dedi: "Testinin içinde olan bundan içtim."

2378. Nihayet ona dedi: "Açık söyle ki, Testideki nedir?" Dedi: "Ondan ki, içmişim." Dedi: "Bu hafidir."

Polis sarhoşa dedi ki: "Testinin içinde ne olduğunu açık söyle!" Sarhoş cevâben: "Testinin içindeki, içmiş olduğum şeydendir" dedi. Polis dedi: “Bu söz hafidir ve kapalıdır."

2379. Dedi: "O şeyden ki, onu içmişsin, o nedir?" Dedi: "Odur ki, o testide mahfidir."

Polis dedi ki: "O içmiş olduğun şey nedir?" Sarhoş dedi: "O, testide mahfî olan şeydir."

2380. Bu sual ve bu cevab devir oldu; polis eşek gibi çamur içinde kaldı. [2391]

"Devr", dönmek ma'nâsınadır. Ya'ni, polis "Ne içmişsin?" dedi; sarhoş "Testinin içindeki şeyi içmişim." dedi. Polis, "Testinin içindeki nedir?" diye sordu; sarhoş, "İçtiğim şeydir" cevabını verdi. Binâenaleyh, testinin içindeki şeyin bilinmesi, içtiği şeyin bilinmesine; ve içtiği şeyin bilinmesi de testinin içindeki şeyin bilinmesine mevkūf oldu. Nitekim bir efendinin kölesine birisi, "Bu at kimindir?" diye sorduğu vakit, "Benim sahibimindir" diye cevab verse; ve sâil, "Senin sahibin kimdir?" dediği vakit de, "Bu atın sahibidir" dese, yine "devir" olur ve netîce meçhûl kaldığı için bu "devir" fâsid olur. İmdi, maksad kelâm ile anlaşılamayınca, polis zevken anlamak istedi.

2381. Polis ona, "Kendine gel, ah et!" dedi; sarhoş söz vaktinde “Hû hî” etti.

Polis sarhoşa, "Ah etmek sûretiyle nefesini çıkar ki, kokusundan anlayayım!" dedi. Sarhoş, mükâleme esnâsında istihzâ tarîkıyla gülenlerin yaptığı gibi, “Hû hû” sadâsını çıkardı.

2382. Dedi: "Ah et dedim, hû diyorsun!" Dedi: "Ben şadım ve sen gamdan münhanîsin."

Polis dedi: "Ben sana âh et, nefesini koklayayım dedim; sen hû, hû diyorsun!" Sarhoş cevâben: "Ben şâdî ve sürür içindeyim; halbuki gam ve kederden senin belin bükülmüştür" dedi.

2383. Ah, derd ve gamdan ve bîzârlıktandır; mey içenlerin “huy huyu şâdî-dendir."

"Ben derd ve gama mübtelâ değilim ki, “âh” edeyim. Zîrâ âh etmek derd ve eleme mübtelâ olanların hâlidir. Mey içen sarhoşların “hûy, hûy"ları zevk ve keyiften neş'et eder. Binâenaleyh ben âh edemem, “hûy, hûy" derim. Hâlimin iktizâsı budur."

2384. Polis dedi: "Ben bunu bilmem, kalk, kalk; ma'rifet yontma, bu inadı bırak!"

2385. Dedi: "Git, sen neredensin, ben neredenim?" Dedi: "Sarhoşsun, kalk zindana kadar gel!"

Sarhoş polise dedi: "Sen nerelisin, ben nereliyim!" Polis de sarhoşa hitâben, "Sen sarhoşsun; haydi kalk hapse kadar gel bakalım!" dedi.

2386. Sarhoş dedi: "Ey polis, bırak ve git! Çıplaktan ne vakit rehin götürülebilir?"

"Ey polis, beni hâlime bırak ve işine git! Bende varlık nâmına bir şey kalmamıştır. Benim gibi bir çıplaktan ne fâide elde edilebilir?"

2387. "Eğer benim için muhakkak gitmeğe kuvvet olaydı, kendi evime giderdim ve bu ne vakit olurdu:

"Eğer bende yürüyebilecek kadar bir kuvvet olaydı evime giderdim; ve senin bana bu tasallutun dahi vâki' olmaz idi."

2388. "Eğer ben akıl ve imkân ile olaydım, şeyhler gibi irşad dükkânı üzerinde olurdum."

Bu kıssa, ehl-i zâhir ile, şarâb-ı aşk-ı ilâhîden sarhoş olan ehl-i fenâ arasındaki münasebeti tasvîr buyurur. Zîrâ ehl-i zâhir ehl-i fenânın hâlini mün- kirdirler. Çünkü kendilerinde o zevk yoktur. Ve onlar keserâtın gam ve âlâmı içinde müstağrak olduklarından, hayât-ı dünyeviyyelerinde âh ve enîn ile va- kit geçirirler. Mestân-ı ilâhî ise, keserâtın gamından kurtulup, zevk ve keyf içindedirler. Ve kemâl-i zevk ve şâdîden şûrîdelik gösterirler. Ehl-i zâhir on- ların bu hallerini beğenmeyip, bunları keserât zindânına da'vet ederler. Bun- lar ise bu da'vete karşı, şarâb-ı ilâhî sarhoşluğundan ayılıp, kendi evleri olan vücûd-ı mecâzīlerine bile rücû'a kudretleri olmadığını beyân ederler de, der- ler ki: "Eğer bulunduğumuz hâl-i fenâdan hâl-i "sahv"a gelebilmiş olsa idik; bizler de hâl-i sahv içinde ve tavr-ı akılda ve "imkân” dâiresinde hareket eden şeyhler gibi tekyelerde oturup, halkın irşadıyla meşgül olurduk."