İçeriğe atla

Çürüdükten sonra Üzeyir'in eşeğinin eczâsının, Allah Teâlâ'nın izniyle toplanması ve Üzeyir (a.s.)ın gözü önünde bir yere gelip merkeb olması

49. bölüm / 70 · 679 kelime · ~4 dk okuma

1757. Agah ol ey Üzeyir! Eşeğine bak ki, senin indinde çürümüş ve dökülmüştür.

Bu bahiste, sûre-i Bakara'da vâki' şu âyet-i kerîmeye işâret buyrulur: أَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلَى قَرْيَةٍ و هِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّى يُحْيِي هَذِهِ اللهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَأَمَاتَهُ اللَّهُ مِأَة عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ `قال كم لبثت قالَ لبثت يوما أو بعض يوم قال بل لبثت مأة عام فانظر الى طعامك و و شرابك لم يتسنه و انظر الى حمارَكَ وَ لِنَجْعَلَكَ آيَةً لِلنَّاسِ وانظر إلى العظام كيف ننشرها ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْماً فَلَمَّا تَبِينَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ الله على كل شيئ قدير` (Bakara, 2/259) Ya'nî “O kimse gibi ki, evleri üzerine duvarları yıkılmış bir karye üzerinden geçti. Allah Teâlâ bu karye ehlini öldükten sonra nasıl diriltir? dedi. Allah Teâlâ onu yüz yıl öldürdü; sonra yine diriltti. "Ne kadar kaldın?" dedi, "Bir gün veyâ yarım gün kaldım" dedi. Buyurdu ki: "Belki yüz yıl kaldın; imdi taâmına ve şarabına bak ki bozulmadı ve eşeğine bak! Ve biz seni nâsa âyet kılarız. Ve kemiklere nazar et, onları nasıl tahrîk ederiz? Sonra onlara et giydiririz." Vaktâki ona zâhir oldu dedi: "Bildim ki muhakkak Allah Teâlâ her şeye kādirdir." Bu vak'anın tafsîli tefsîr kitablarında mündericdir. Bu ebyât-ı şerîfe, bu âyet-i kerîmenin tefsîridir.

1758. Senin önünde onun eczâsını, o baş ve kuyruğu ve iki kulağı ve ayağı cem' getiririz.

Ey azîz, senin gözünün önünde, eşeğin eczâsını, başını ve kuyruğunu ve iki uzun kulağını ve ayağını cem' edip, evvelki gibi bir cisim hâline getiririz.

1759. El yok; ve cüz'ü birbiri üzerine koyar, pârelere bir içtima' verir.

Zâhirde bir el görünmediği halde, Hak Teâlâ merkebin cisminin cüz'lerini birbiri üzerine koyar ve o parçalara bir cem'iyyet verir.

1760. Pârezenlik san'atına bak ki, o eskiyi bir iğnesiz diker.

[1766] Hakk'ın parça vuruculuk san'atına bak ki, o eskimiş ve çürümüş bir libâs-ı vücûdu, bir iğnesiz ve âletsiz diker ve bitiştirir.

1761. Dikme vaktinde ip ve bir iğne yoktur; öyle diker ki, terzi zahir değildir.

"Harz" çizme ve mest gibi ayakkabıları dikmek ma'nâsınadır.

1762. Göz aç, haşri zahir gör; tâ ki yevm-i dînde senin şübhen kalmasın.

"Yevm-i dîn" yevm-i kıyâmet demektir. Zîrâ "dîn" kāide ve inkıyâd ve cezâ ma'nâlarına gelir. Kıyâmet "Adl" ve "Hakem" isimlerinin hükm-i tecellîsi `قال كم لبثت قالَ لبثت يوما أو بعض يوم قال بل لبثت مأة عام فانظر الى طعامك و و شرابك لم يتسنه و انظر الى حمارَكَ وَ لِنَجْعَلَكَ آيَةً لِلنَّاسِ وانظر إلى العظام كيف ننشرها ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْماً فَلَمَّا تَبِينَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ الله على كل شيئ قدير` (Bakara, 2/259) Ya'nî “O kimse gibi ki, evleri üzerine duvarları yıkılmış bir karye üzerinden geçti. Allah Teâlâ bu karye ehlini öldükten sonra nasıl diriltir? dedi. Allah Teâlâ onu yüz yıl öldürdü; sonra yine diriltti. "Ne kadar kaldın?" dedi, "Bir gün veyâ yarım gün kaldım" dedi. Buyurdu ki: "Belki yüz yıl kaldın; imdi taâmına ve şarabına bak ki bozulmadı ve eşeğine bak! Ve biz seni nâsa âyet kılarız. Ve kemiklere nazar et, onları nasıl tahrîk ederiz? Sonra onlara et giydiririz." Vaktâki ona zâhir oldu dedi: "Bildim ki muhakkak Allah Teâlâ her şeye kādirdir." Bu vak'anın tafsîli tefsîr kitablarında mündericdir. Bu ebyât-ı şerîfe, bu âyet-i kerîmenin tefsîridir.

1763. Tâ ki benim câmi'liğimi tamamen göresin; tâ ki ölmek vaktinde ihtimâmdan titremiyesin.

Cenâb-ı Pîr bu beyti Hak tarafından buyururlar; ve hitâb-ı âmmdır. Ya'nî "Ey sûret-i insâniyyede yaratmış olduğum kullarım! Benim umûma âyet ve ibret olmak üzere Üzeyr'ime göstermiş olduğum hâdiseden benim câmi'liğimi tamâmen gör de, ölüm vaktinde, lezzet-i hayâtı kaybedeceğim ve yok olacağım diye, bu hayât-ı fâniyyeye olan ihtimâmından dolayı korkup titreme!"

1764. Nitekim uyumak vaktinde, cismin bütün hislerinin fevâtından emînsin.

النوم اخ الموت Ya'ni “Uyku ölümün kardeşidir" hükmünce, uyku vaktinde havâss-i hamsen muattal olduğu ve nazarından eşyayı gâib ettiğin halde, yok olacağından korkmazsın; zîrâ uyanmaktan emînsin; çünkü uyuyup, uyandığını çok gördün ve buna alıştın.

1765. Her ne kadar perîşân ve harâb olur ise de, uyku vaktinde, kendi havâssın üzerine titremezsin.

Uyku vaktinde havâss-ı hamsenin kuvveti gider ve harâb olur; ve sen de bunu bilirsin de, "Aman bana bir şey oluyor" diye hiç telâş etmez ve titremezsin.