İçeriğe atla

Dağda halvet etmiş olan o dervîşin hikâyesidir ve inkıtâ' ve halvet halâvetinin beyânı ve bu menkabeye dâhil olmanın beyânıdır ki, Hak Teâlâ "Ben beni zikr edenin celîsiyim ve ben benim müste'nisimin enîsiyim" buyurdu. "Mâdemki bensizsin, eğer cümle ile olsan, cümlesizsin ve mâdemki benim ilesin, eğer cümlesiz olsan, cümle ilesin!

44. bölüm / 74 · 870 kelime · ~5 dk okuma

1608. Bir dervîş vardı; bir dağlıkta mukîm, halvet ona yâr ve nedîm idi.

Bu bahiste, dağda yalnız başına ibâdetle meşgül olan dervîşin hâli hikâye olunur; ve âmâl-i dünyeviyye ile efkârı perîşân olan halkın sohbetinden kesil- menin ve yalnız başına kalmanın halâveti ve lezzeti ve ... انا جليس من ذكرنى الخ ["Ben Beni zikredenin celîsiyim..."] hadîs-i kudsîsi fiil-i hasenine dâhil olmak beyân olunur.

Cenâb-ı Pîr, hilafet-i ilâhiyyesi hasebiyle cenâb-ı Hak'dan bu hadîs-i kudsîyi tavzîhan beyt-i şerîfde buyururlar ki: "Ey kulum, bu zıll-i zâil olan cümle eşyayı ve kendi vücûdunu bensiz ve onları benim vücûdumun hâri- cinde tevehhüm edip, benim gayrim zanniyle, onlara yapışmış isen, bil ki onlarsızsın. Zîrâ hepsi sabun köpüğü gibi boştur ve eğer cemî-i ahvâlinde benim ile beraber isen, bütün mevcûdât ile berabersin." Zîrâ eşyânın Kay- yûm'u, Hakk'ın varlığıdır ve Hak eşyâda, kendi varlığı ile sârîdir. Ve Buhâ- ri-i Sahîh'de bu hadîs-i kudsî ma'nâsında, diğer bir hadîs-i şerîf dahi vardır. Ya'nî "Muhakkak Allah Teâlâ ان الله تعالى يقول انا مع عبدى اذا ذکرنی و تحرکت شفتاه buyurur ki, ben, beni zikr ettiği ve dudakları hareket ettiği vakit, kulum ile berâberim." Hind şârihlerinden Velî Muhammed Ekberâbâdî bu beytin kāfiyeleri hak- kında şöyle buyurur: "Her iki mısra'da "heme" lafzının kāfiye olması, birinin küll efrâdı ve diğerinin küll mecmû'u ma'nâsına olması i'tibariyledir. Binâen- aleyh ihtilâf-ı ma'nâ hasebiyle aynı kelimelerin kāfiye olması doğru olur." "Menkabe", fiil-i hasen ma'nâsınadır.

"Hem-hâb" beraber uyuyan ma'nâsına olup, refikden kinâyedir. Bu "der- vîş"den murâd, Mevlânâ Câmî hazretlerinin Nefehâtü'l-Üns nâm eserinde menkabesi zikr olunan Ebu'l-Hayr Tînâtî (k.s.) hazretleridir. Ve "Tînât" Mı- sır'da bir karyenin ismidir. Ebu'l-Hayr hazretleri de oraya mensûbdur.

1609. Vaktaki ona halktan şarâb erişti, kadının ve erkeğin enfâsından melûl oldu.

"Şemûl" kokusundan sarhoş olunan şarâb ma'nâsınadır. "Vaktāki Ebu'l- Hayr hazretlerine Hâlık Teâlâ tarafından muhabbet şarabı erişti, erkeğin ve kadının sohbetlerinden ona fütûr geldi."

1610. Nitekim bize hazar kolay oldu; diğer kavme de, sefer kolay oldu.

Ya'nî "Halkın sohbetinden inkıtâ' edip bir köşeye çekilmek herkese kolay değildir. Ancak Hak'la ünsiyyet eden kimselere kolay gelir. Nitekim bizlere de bir şehirde mesken tedarik edip, orada mukîm olmak ve işi gücü ile meşgûl bulunmak kolay gelir; fakat başkalarına, gerek memleketler görmek ve gerek ticâret etmek için sefer etmek ve yeryüzünde dolaşmak kolay gelir."

1611. Onun gibi ki, sen serverliğe âşıksın; o efendi demirciliğe âşıktır.

Ba'zı kimseler "İnsanlardan kaçıp, köşede bucakta yalnız başına yaşamak doğru değildir; böyle kimseler cem'iyyet-i beşeriyyeye karşı vazîfelerini ihmâl etmiş olurlar" tarzında münzevílere i'tirâz ederler. Biz de deriz ki, bu reviş şâyân-ı i'tirâz değildir. Meselâ sen cem'iyyet-i beşeriyye içinde re's-i kâre geçip hükmetmeyi seversin ve serverliğe âşık olursun; o diğer bir efendi de demirciliği sever ve o san'ata âşık olur. Bunun gibi, birisi muhabbet-i ilâhiyyenin galebesiyle halkın sohbetinden tevahhuş edip bir köşeye çekilir; bir diğeri de zıll-ı zâil olan mâsivâ muhabbetine daldıkça dalar.

1612. Her bir kimseyi, bir iş için düzdüler; onun meylini onun kalbine attılar.

Bu beyt-i şerîfde قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلَى شَاكِلَتِهِ (İsrâ, 17/84) ya'nî "Yâ Habibim, de ki her bir kimse kendi hilkati üzerinedir" âyet-i kerîmesiyle, كُلٌّ مَيَسَّرٌ لِمَا خُلِقَ لَهُ ya'nî "Her bir kimse ne için yaratılmış ise, kolay kılınmıştır" hadis-i şerîfine işâret buyrulur. Ya'nî "Herkesin ilm-i ilâhîde sabit olan hakikati, lisân-ı isti'dâd ile Hak'dan ne taleb etmiş ise, Hak onu vermiş ve onu bu âlem-i sûrette o taleb-i ezelîsini tahakkuk ettirmek için halk etmiştir. Binâenaleyh onun kalbine bu âlemde o işin muhabbetini ilkâ ettiler. Ehl-i îmâna, âmâl-i sâliha ve ahlâk-ı hasene kolay gelir; ehl-i küfre ise, fenâ ameller ve ahlâk-ı seyyie hoş ve kolay gelir."

1613. El ve ayak meyilsiz ne vakit kımıldayıcı olur? Diken ve çöp, susuz ve rüzgârsız ne vakit gider?

El ve ayak, kalb bir işe meyl etmeyince, harekete gelir mi? Ve kezâ çörçöp su veyâ rüzgâr tarafından tahrik olunmadıkça kendi kendine hareket edebilir mi? İnsanın a'zâsı da cemâd nev'indendir, onun muharriki rûhdur ve rûh ancak bir şeye mütemâyil olduğu vakit kendisinin âlâtı mesâbesinde olan a'zâyı tahrik ederek o işte kullanır.

1614. Eğer kendi meylini semâ tarafına görürsen, hümâ gibi devlet kanadını aç!

Eğer kendi meylini ve muhabbetini yüksek tarafa, ya'nî Hak tarafına görürsen, hümâ kuşu gibi devlet-i ma'neviyye kanadını aç!

1615. Ve eğer kendi meylini zemîn tarafına görürsen, nevha et, hîç nâleden oturma!

Ve eğer kendi meylini ve muhabbetini, âlem-i süflî tarafına görürsen, Cenâb-ı Hakk'a karşı ağlıyarak yalvar ve aslâ niyâz ve nâleden geri kalma!

1616. Akıllılar muhakkak önce nevhalar ederler; câhiller sonunda başa vururlar.

Akıllı olan kimseler belânın vücûdunu vukü'undan evvel idrâk edip, telâş ve nevha ederler; câhiller ise o belâdan bî-haber ve keyiflerinde ber-devâm olup, ancak o belâ gelip çattığı vakit başlarını döverler.

1617. Kârın ibtidasından sonunu gör, ta ki yevm-i dînde sen pişman olmayasın.

Beşerin ibtidâ-i hilkatine ve âlem-i şehadetde, sâir hayvânât üzerindeki fazl ve meziyetine dikkat et de sonunda bu mahlûkun a'mâli, muhasebesiz bırakılmıyacağını idrak et. Nitekim âyet-i kerîmede ا يحسب الانسان أن يترك سُدى (Kıyâme, 75/36) ya'nî "İnsan zanneder mi ki, başıboş hayvan gibi bırakılsın!" buyurulur. Binâenaleyh mâdemki insan olarak mahlûksun ve dirâyet ve zekâvet sâhibisin, yevm-i hisâb olan âhirette, dünyadaki amellerinden pişmân olmamağa çalış.