Kuyumcunun âkıbet kârı görmesi ve terâzîyi âriyet isteyene sözü akıbete muvâfık olmak üzere söylemesi
45. bölüm / 74 · 529 kelime · ~3 dk okuma
1618. O biri, bir kuyumcu önüne geldi; terâzi ver ki bir altın tartayım diye. Ya'nî "Titrek bir ihtiyar adam, bir kuyumcuya gelip: "Bana bir altın terâzisi iâre et ki, altın tartacağım", dedi."
1619. Efendi dedi: "Git, benim kalburum yoktur." Dedi: "Mîzânı ver; istihzâda durma!"
Kuyumcu efendi, titrek ihtiyan görünce, "Haydi git, benim kalburum yoktur" dedi. Bu cevâb üzerine o ihtiyar, "Ben senden terâzi istiyorum, sen bana kalburdan bahs ediyorsun. Alay etme, haydi terâziyi ver, dedi!"
1620. Dedi: "Dükkânda süpürgem yoktur." Dedi: "Yeter yeter bu müdhikeleri bırak!"
Kuyumcu onun i'tirâzına cevâben bu def'a da, "Dükkânda süpürgem yoktur" dedi. İhtiyar dahi, tekrâr ona cevâben: "Yeter yeter, bu gülünç sözleri bırak da, ciddî ol!" dedi.
1621. "Ben bir terâziyi ki istiyorum, ver. Kendini sağır etme, her tarafa sıçrama!"
"Ey kuyumcu efendi, ben senden bir terâzi istiyorum, onu bana ver; kendini sağır yapıp gâh kalburdan, gâh süpürgeden bahs etme!"
1622. Dedi: "Sözü dinledim, sağır değilim, tâ zannetmeyesin ki ben ma'nâsızım."
Kuyumcu dedi: "Ben senin sözünü dinledim, sağır değilim; sana verdiğim cevâblar da ma'nâsız olduğunu zannetme. Bu söylediğim sözler bir ma'nâya müsteniddir."
1623. "Bunu işittim, lakin sen titrek bir ihtiyarsın; elin titreyici, cismin nâmünteışdir."
"Senin terâzi istediğini işittim; lâkin vücûdu titrek bir ihtiyar olduğun için, terâziden sonra, sana lâzım olacak şeyleri düşündüm. Zîrâ elin titreyici ve cisminin kıvamı yoktur." "Münteış" kāim olmak ve bir kimsenin hâli iyi olmak ma'nâlarına gelir. "Nâ-münteış" kıvâmsız demek olur.
1624. Ve senin o altının dahi rîze rîze kırıntıdır; binâenaleyh elin titrer hurde altınlar dökülür.
"Kurâza" kırıntı, "hurd u mürd" ufak parçalar demektir, Ya'nî "Senin tartacağın altın gâyet küçük kırıntılar hâlindedir; binâenaleyh tartarken elin titrer, terâziden altınlar yere dökülür."
1625. Böyle olunca: "Efendi altınımı toz içinde aramak için bir süpürge ver, dersin."
1626. Vaktaki toprağı süpüresin, toplayasın; bana: "Ey cerî kalbur isterim!" dersin.
"Cerî" cesûr ve cür'etkâr ma'nâsınadır. Burada, kuyumcunun san'atında cesûr ve mâhir olduğu ma'nâsı murâd olunmak münasibdir. Hind nüshalarında "cerî" yerine "harî" (حری) vâki'dir.
1627. Ben sonu, tamamen evvelden gördüm; buradan başka yere git vesselâm!
Bu beyt-i şerîf hem kuyumcuya râci'dir ve hem de yukarıda 1612 numaralı ... هر کسی را بهر کاری الخ beytinin ma'nâsına irtibâten doğrudan doğruya cenâb-ı Pîr tarafından vâki'dir. Kuyumcuya râci' olduğuna göre "Ey titrek ihtiyar, ben senin yapacağın işin evveli olan altın tartmanı gördüm ve bu işin bidâyetinden sonunu anladım ve sana terâziden sonra süpürge ve kalbur lâzım olacağını söyledim. Eğer benim görüşüme i'timâdın yok ise, buradan başka yere git, vesselâm!" demek olur. Zikr olunan beyt-i şerîfin mâba'di olduğuna göre: "Ey sâlik, bizim gibi ehl-i keşf olan kâmillerin nazarı, emr-i tekvînin ibtidâsı olan a'yân-ı sâbite âleminedir. Binâenaleyh huzûrumuza gelen bir kim- senin, ayn-ı sâbitesine nazar ederiz ve bu başlangıçtan, onun sonunu görü- rüz ve isti'dâdına göre terbiye ederiz. Eğer bizim bu evvelden sonunu görmek sûretiyle vâki' olan terbiyemize i'timâdın yok ise, buradan başka yere git ve kendine başka bir mürebbî ve mürşid bul, vesselâm!" demek olur.
1628. Şimdi şeyh-i ferdin haberini tamam et ki, onun uykusu ve taâmı o dağ- lık içinde idi.
Bu beyt-i şerîf cenâb-ı Pîr efendimizin nefs-i nefislerine hitâbdır. Ya'nî "Artık uykusu ve taâmı dağlık içinde olan şeyh-i ferd Ebu'l-Hayr Tînâtî haz- retlerinin kıssasını tamâm et."