İçeriğe atla

Lokman (a.s.) Dâvud (a.s.)ın halkalar yaptığını görüp sabır, suâlden ziyâde mûcib-i sürür olduğu niyeti ile suâlden sabr etmesi

52. bölüm / 70 · 721 kelime · ~4 dk okuma

1836. Lokmân, safâ Dâvud'u tarafına gitti; gördü ki o, demirden halkalar yapar idi.

Lokmân (a.s.), nefs-i sâfiye sahibi olan Dâvud (a.s.) tarafına gitti. Eliyle demiri mum gibi yumuşatıp, birtakım halkalar yaptığını gördü.

1837. O alî şah, o çelik demirden olan hepsini birbirine geçirirdi. O misafir olan fakîr şeyh kendi kendine der idi ki: "Burada dönüp dolaşan bir a'mâ ihtiyardan başka hiçbir kimse olmadığı halde, bu Mushaf kimin içindir? Haydi bunu sorayım; fakat sormak, edeb hâricine çıkmak olur. Ben küstâh değilim ve aklı muhtel olmuş karışık bir adam da değilim ki, sebebini sorayım? Ey nefis! gayri sus! Bir şey söyleme; hele bir sabr edelim, tâ ki bu sabır sâyesinde bir murâd elde edeyim."

1838. O zırh vuruculuk san'atını az görmüş idi; taaccübde kaldı ve onun vesvâsı ziyâde oldu,

“Zerrâd” eski zamanlardaki muhârebelerde giyilmek üzere zırh yapan kimseye derler. “Vesvâs” vesvese ma'nâsınadır. Lügatte, savt-ı hafîye derler. Kalbe vârid olan münâsebetsiz düşünceler ma'nâsınadır. Ya'nî Lokman'a vârid olan fikir bu idi.

1839. Ki "Bu neye lâyık idi, ondan açık sorsam ki, halkadan kat kat ne yapar?"

Hz. Lokmân, kendi kendine dedi: "Gel şu Hz. Dâvud'a bu demir halkaları böyle kat kat birbirine niçin geçirdiğini ve bunun neye yarar bir şey olduğunu açıkça soruvereyim."

1840. Yine kendi kendine dedi: "Sabır daha evlâdır; sabır maksûda pek çabuk [1846] rehberdir."

1841. Vaktâki sormayasın, sana pek çabuk keşf olur; sabır kuşu cümleden ziyâde uçucu olarak gider.

1842. Ve eğer sorarsan, pek geç hâsıl olur; senin sabırsızlığından dolayı kolay, güç olur.

Ya'nî, "Ekâbirin huzûrunda her şeyin sebebini sormak hafiflik ve terbiyesizlik olduğu için, o şeyin sebebi onlar tarafından keşf olununcaya kadar sabretmek lâzımdır. Eğer küstahlık edilip sorulursa o zâtın bâtını mütegayyir olmak ve keşfi kolay olan bir sır ve hikmet büsbütün mestûr kalmak muhtemel olur." O çelik ve sert demirden olan halkaları yapıp, birbirine geçirirdi. “Cümle-râ” “dermî-fikend”in mef’ûl-i mukaddemidir. “Ahen-i pûlâd” “cümle-râ”nın beyânıdır. “Şâh-ı bülend” “mî-fikend”in fâilidir.

1843. Vaktaki Lokman sustu, o zamanda da, Dâvud'un san'atından o tamâm oldu.

Vaktâki Lokman (a.s.) edeben sükût etti; ve o sükûtu ânı içinde de Dâvud (a.s.)ın zırh örücülük san'atından, o zırh tamâm oldu.

1844. İmdi zırh yaptı ve sabır huylu olan Lokmân-ı kerîmin önünde o giydi.

1845. Dedi: "Ey delikanlı! Bu mesafda ve cengde, darbeyi def' için iyi libasdır."

1846. Lokman dedi: "Sabır dahi iyi bir demdir ki, her nerede bir gam varsa, melce' ve dâfi'dir."

Hind nüshalarında "Sabr nikû hemdemîst" vâki'dir. Ya'nî "Sabır iyi bir hemdemdir ki, her nerede bir gam hâsıl olursa, o hemdeme ilticâ olunur ve o hemdem o gamı def' eder" demektir. Bu nüsha daha zevk-âverdir.

1847. Ey filân! Sabrı Hakk'a karîn etti; ve'l-Asrı'nın sonunu vakıf olarak oku!

Ey filân! Sabrı Hak Teâlâ "Hakk"a karîn etti; ve'l-Asrı sûre-i şerîfesinin sonunu dikkatle oku!

Bu beyt-i şerîf, cenâb-ı Pîr efendimiz tarafındandır. Ya'nî, sabrın mertebesi o kadar âlîdir ki, Hak Teâlâ onu "Hak" mertebesine karîn kıldı. Eğer bunun hakkındaki nass-ı şerîfi görmek istersen ve'l-Asr sûre-i şerîfesinde وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ (Asr, 103/3) ["Hakk'ı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler"] âyetini vakıfâne oku! Sûre-i şerîfenin hulâsaten ma'nâ-yı münîfi وَالْعَصْرِ إِنَّ الْإِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ :budur (Asr, 103/1-3) Ya'nî “Asr hakkı için, muhakkak cins-i insan hüsrandadır. Îmân eden ve amel-i sâlih işleyen ve birbirlerine hak ile tavsiye eden ve sabır ile vasiyyet eden kimse müstesnâdır." “Asr” kelimesinin müteaddid ma'nâsı vardır. Burada “sıkmak” ma'nâsınadır. Nitekim hadis-i şerifde يعتصر الوالد على ولده من ماله ya'ni "Baba oğlunu malından dolayı sıkar" buyrulmuştur. Ya'nî onu isrâftan men' ve ondan habs eder. Bunun gibi Hak Teâlâ hazretleri de cins-i insânı, hayvan nev'i arasında yaratmakla beraber, hayvanlar gibi başıboş bırakmadı ve peygamberler ve şerâyi' gönderdi; onları mertebe-i insâniyyete nâil olmak için tekâlîf-i şâkka ile sıktı. Binâenaleyh bu sûre-i şerîfenin baş tarafında bu asra ve sıkışmaya kasem buyurduktan sonra, hayvanlar arasında tekevvün eden insanların, temâyülât-ı nefsâniyyeleri hasebiyle, sûret-i umûmiyyede hüsranda olduklarını beyân buyurur; ve ba'dehû bu hüsrandan mü'minleri ve amel-i sâlih işleyenleri ve birbirlerine bâtılın mukābili olan hak ile vasiyyet edenleri ve bu tekâlîf-i şâkkaya sabır ve habs-i nefs tavsiye edenleri istisnâ eylemiştir.

1848. Hak yüz binlerce kimya yarattı; Adem, sabır gibi bir kimyayı görmedi.

Hak Teâlâ hazretleri, bu âlem-i şehadetde benî Âdem'in tahsil-i murâdı emrinde, pekçok esbâb ve müessirât halk buyurdu; fakat bu esbâb ve müessirât arasında benî Adem, sabır gibi müessir olanını görmedi.