İçeriğe atla

"Bu su pınarından hazer etmen için, ben senin önünde göğün ayının elçisiyim, de!" diyerek tavşanların filin risâletine gönderdikleri bir tavşanın hikâyesidir. Nitekim Kelîle kitabında tamâmı mezkûrdur

11. bölüm / 81 · 867 kelime · ~5 dk okuma

2728. Bu ona benzer ki bir tavşan: "Ben ayın resûlüyüm ve ay ile çiftim!" dedi.

"Ey nübüvvet da'vâsında bulunan kimseler, bu sizin da'vânız ona benzer ki, bir tavşan "Ben ayın resûlüyüm ve ay ile beraberim ve musahibim" dedi ve bu beyhûde da'vâyı etti."

2729. Zîrâ filler sürüsünden o tatlı su pınarı üzerine cümle nahcîrân vebalde idiler.

"Zülâl", saf ve hafif ve tatlı ve soğuk su; "nahcîrân", av hayvanları ma'nâsınadır. "Vebâl", sıklet, vehâmet, mazarrat, şiddet ve sonu fenâlık olmak ve sû'-i âkıbet ma'nâsınadır. Ya'ni "Tavşanların bu tedbîre teşebbüsleri, tatlı su pınarına müstevlî olan fillerin sürüsünden, o pınarı kurtarmak idi. Çünkü filler sürüsünden dolayı o latîf pınardan su içemedikleri için vebâlde idiler."

2730. Cümlesi mahrum ve korkudan pınardan uzak idiler; kuvvet az olduğun- [2740] dan hile ettiler.

O hayvanların hepsi o pınarın suyundan mahrûm ve fillerin korkusundan dolayı pınardan uzak idiler. Kendileri küçük cüsseli ve az kuvvetli olduklarından büyük ve kuvvetli olan filler ile mücadele edemez idiler; binâenaleyh bu kıssadaki hîleye teşebbüs ettiler.

2731. İhtiyar tavşan hilâl gurresi gecesinde dağ başından filler tarafına bağırdı:

"Gurre"nin müteaddid ma'nâsı vardır. Burada ayın evveline ve yeni hilâle derler. Nitekim gurre-i ramazan ve gurre-i şevvâl denir. "Zâl", ihtiyar ve eski ma'nâsınadır.

2732. Ki: "Ey fil şahı, pınarın içinde bu delili bulmak için on dördüncüde gel!"

2733. Ey fil şahı, ben önde durucu resûlüm; elçiler üzerine bağ ve yara ve gazab yoktur.

"be-îst", "îstâden" masdarından emr-i hâzırdır. پیش بایست ve پیش بیست vasf-ı terkîbidir. Ya'ni "Ey fil cinsinin şâhı, ben önde duran bir elçiyim" ve "Elçiye zevâl yoktur" darb-ı meseli meşhûrdur.

2734. Ay diyor ki: "Ey filler, gidiniz, pınar bizimdir, bundan bir tarafa gidiniz!" "Bu pınar bize mahsûstur, siz su içmek için başka tarafa gidiniz!"

2735. "Ve yoksa ben sizi kör ederim; sitemi söyledim, boynumdan dışarıya attım!"

Bu beyt-i şerifte şârihlerin ihtilafı vardır. Ankaravî hazretleri ور نه من تان کور گردانم sözünü aya ve ستم گفتم از گردن برون انداختم sözünü elçi olarak tavşana atıf buyurmuştur. Ya'ni tavşan fillere der ki: "Ay diyor ki: Eğer siz bu pınarı terk etmezseniz sizi kör ederim". İşte sitemi ve sözümü boynumdan dışarıya attım!" Bu sûrette birinci mısra'daki "sitem" ikinci mısra'a ma'tûf ve "güft" ism-i masdar ve "güftem" terkîb-i izâfi olur ve "benim sözüm" ma'nâsına gelir. Fakat bu ma'nâya göre elçinin sözü bitmiş olmak lazım gelir. Halbuki âtî-deki beyt-i şerîfe göre ay tarafından fillere tebliğ edilecek sözün bitmediği anlaşılmakta olduğundan bu beyit dahi elçi olan tavşan tarafından fillere tebliğ olunan ayın sözü olduğuna hükmedilmek iktizâ eder.

Hind şârihlerinden Mîr Nûrullah buyurur ki: "Sitem" kelimesinin iki ma'nâsı vardır: Birisi zulüm ve taaddî ve diğeri "dîde ve dâniste" ya'ni "görme ve bilme"dir. Burada ikinci ma'nâ münasibdir. Bu sûrette ma'nâ: "Ay diyor ki: Eğer bu pınarı terk etmezseniz ben sizi görüp ve bilip kör ederim. Sözümü boynumdan dışarıya attım ve sizi îkaz ettim" demek olup "sitem" kelimesi birinci mısra'a ma'tûf bulunur.

Velî Muhammed Ekberâbâdî buyurur ki: "Lafz-ı "sitem" mısra'-1 sânîye merbûttur. Ya'ni: "Pınarımdan su içmek sûretiyle sizin bana ettiğiniz zulmü ve sitemi size söyledim ve ızhâr ettim, ve ansızın size cezâ etmek vebâlini boynumdan dışarı attım” demek olur. Ve bu beyit elçi tarafından söylenmiş olan ayın sözü olup âtîdeki beyte de merbût olur.

2736. "Bu pınarı terk edin ve gidin, tâ ki benim kılıcımın yarasından emîn olunuz!"

Bu da elçi tavşan tarafından fillere tebliğ olunan ayın sözüdür.

2737. "İşte nişân odur ki, pınarda ay, su içen filden çırpınıcı olur."

Bu beyt-i şerîf elçi tavşanın sözüdür. "Benim risâletimin sıdkının ve doğruluğunun alâmeti odur ki, fil o pınardan su içmeğe geldiği vakit içinde görünen ay çırpınmağa ve hareket etmeğe başlar."

2738. "Ey fil şâhı, o filân gece hazır gel, tâ ki pınarın içinde bundan delil bulasın."

"Ey fil cinsinin şâhı, o ayın on dördüncü gecesi, pınar başında hazır ol; tâ ki pınarın içinde benim risâletimin sıdkına delîl olan ayın hareketini ve çalkalanmasını göresin." "Şâh-ı fil" ta'bîriyle Cenâb-ı Pîr efendimiz ilm-i hayvânât-ta mezkûr olan fillerin tarz-ı maişetlerine işâret buyururlar. Filler sürü ile gezerler ve en ihtiyar ve tecrübe-dîde olan fil önde ve diğer genç filler arkada yürürler ve genç filler ihtiyar fillerin tecrübelerinden istifâde ederler.

2739. Vaktâki aydan yedi ve sekiz geçti, fil şâhı geldi, pınar tarafından otladı.

Vaktâki Arabî ayının yedi ve sekiz günü geçti, gökteki ay büyümeğe başladı. Tecrübe için fil şâhı o pınar tarafından otladı.

2740. Vaktâki o gece fil suya hortum vurdu, su çalkalandı ve ay çırpındı.

Pınar suyuna mün'akis olan ay, suyun çalkalanmasıyla harekete geldi.

2741. Fil ondan o hitabı tasdîk etti, çünki pınar içinde ay çalkandı.

Fil pınar içine mün'akis olan ayın çalkandığını görünce, elçi tavşandan vâki' olan o hitâb ve tebliği tasdik etti; ve "Bu tavşanın ay tarafından söylediği sözler doğru imiş!" dedi.

2742. “Ey gürûh, biz o ahmak fillerden değiliz ki, ayın ıztırabı bize heybet getirsin!"

Enbiyâ ve evliyâyı inkâr edenler Kelîle kitabındaki bu misâli söylediklerinden sonra dediler ki: "Ey nübüvvet ve velâyet da'vâsında olan tâife, biz o kıssada zikr olunan ahmak fillerden değiliz ki, onun su içindeki aksinin çalkanması bize heybet getirsin! Ya'ni zenginlik ve riyâset gibi birtakım huzûzâtın menba'ı olan dünyâ pınarını size terk edelim ve ondan sizler istifade edin, biz mahrûm olalım; biz bunu yapacak ahmaklardan değiliz!"