İçeriğe atla

"Kendi malının hepsini ona ver!" diye öküz sâhibi üzerine Dâvûd (a.s.)ın hükmetmesi

2. bölüm / 81 · 827 kelime · ~5 dk okuma

2416. Ondan sonra Dâvûd ona dedi: "Ey inatçı çabuk malının hepsini ona bağışla!"

2417. Ve yoksa senin işin pek şedîd olur. Sana söyledim, tâ ki senin ona mahsus olan zulmün zâhir olmasın!

"از وی" deki "ez" tahsîs içindir. "Ona mahsûs" demek olur. Ya'ni "Malının hepsini bu fakîre ver, yoksa işin pek şedîd ve sıkıntılı olur. İşte sana söyledim, böyle yap! Tâ ki bu fakîr hakkında, ona mahsûs olarak yaptığın zulmün meydana çıkmasın!"

2418. "Her an zulmü ziyâde ediyorsun!" diye başına toprak saçtı ve elbisesini yırttı.

Öküz sahibi Dâvûd (a.s.)ın hükmüne i'tiraz edip, "Her an benim hakkımda bir zulmü ziyâdeleştiriyorsun!" diye bağırarak başına toprak saçtı ve öfkesinden kendi elbisesini parçaladı.

2419. Bir dem yine bu teşnî' üzerine sürdü; Dâvûd onu tekrar kendi huzûruna çağırdı.

Öküz sahibi yine bir müddet Dâvûd (a.s.)ın zulmünden bahisle teşnî'e devâm etti. Fakat Dâvûd (a.s.) onu tekrar kendi huzûr-ı şerîfine çağırdı.

2420. Dedi: "Ey kör tali'li, mâdemki senin tali'in olmadı, senin zulmün yavaş [2429] yavaş zuhûra geldi."

Buyurdu ki: "Ey ayn-ı sâbitesi aybının mazhar-ı settâriyyet olmasına müsâid olmayan kimse, mâdemki sırr-ı kaderin, aybının ve günahının mestûr kalmasını îcâb etmedi, binâenaleyh senin zulmün yavaş yavaş zuhûra gelmek ve meydana çıkmak lâzım geldi."

2421. "Pislenmişsin, sonra sadr ve pîşgah ha! Ey kimse senin gibi eşeğe mahsûs çörçöp ve samana yazıktır!"

"Rîden" ve "rîsten" "pislemek ve tegavvut etmek" ve "dirîğ" "yazık" ma'nâsınadır. "از چون تو" deki "ez" ihtisâs içindir. "Zâhir ve bâtınını zulm-i azîm ile berbâd ve mülevves etmişsin, sonra da temizlerin oturacağı sadrı ve huzûr-ı şâhı istersin ha! Bu mümkin değildir. Sen insan sûretinde ve eşek sîretinde bir kimsesin; senin gibi eşeğe tahsîs olunan çerçöp ve samana ya'ni dünyâ malına yazıktır."

2422. "Beyhûde feryad etme, git ki, senin evladın zevcenle beraber onun bendeleri oldular. Ziyâde söyleme!"

"Çocukların ile zevcen bu fakîrin köle ve câriyesi olduğuna hükmettim, ziyâde lâf lâzım değil!"

2423. İki eliyle göğsüne taş vururdu. Kendi cehlinden yukarıya aşağıya koşardı.

Dâvûd (a.s.)ın bu hükmü üzerine öküz sahibi kemâl-i teessüründen bir taş alıp iki eliyle göğsüne vururdu ve Dâvûd (a.s.)ın bu hükümlerinden kendi rezâletinin keşf olunduğuna da muttali' olamayıp cehlinden dolayı yukarıya ve aşağıya koşup dururdu.

2424. Halk dahi melâmete geldiler, zîra onun işinin zamîrinden gafil idiler.

Dâvûd (a.s.)ın zâhirde çirkin görünen bu hükmünü duyan halk dahi, öküz sahibine muvâfakaten, bu hükmü levm ve takbîh için geldiler. Çünkü öküz sahibinin işinin iç yüzünden gafil idiler.

2425. Bir kimse zalimi mazlumdan ne vakit bilir ki, o bir çöp gibi hevânın mağlubu ola.

Bir çöp gibi hevâ ve hevesât-ı nefsâniyyesinin mağlûb ve esîri olan bir kimse zâlim ile mazlûmu tefrîk edemez. Nefsinin sıfatları basar-ı basîretinin önünde perde olur.

2426. Mazlûmdan zâlime o kimse iz götürür ki, o zalûm olan kendi nefsinin başını kese.

Zulmün izini ta'kîb ederek, mazlûmdan zâlime intikal ettirebilecek olan kimse, ancak son derece zâlim olan kendi nefs-i emmâresinin başını arzûlarına muhalefet suretiyle başını kesen ve sıfatlarının alevlerini söndüren kimsedir.

2427. Ve yoksa o zâlim ki nefisdir, çılgınlıktan dolayı içeriden her mazlûmun hasmı olur.

Nefs-i emmâresi henüz ölmemiş olan kimsenin hâriçte zâlim aramasına hâcet yoktur. Onun nazarında en büyük zâlim nefs-i emmâresidir. Zîrâ o zâlim olan nefs-i emmâre, çılgınlığından ve akılsızlığından dolayı böyle bir kimsenin bâtınından, her mazlûmun hasmı ve zâlimin muîni olur. Çünkü ikisi bir cinstendir ve cins cinse meyleder.

2428. Köpek dâimâ miskin üzerine hamle eder, kādir oldukça zahmı miskin üzerine vurur.

Nefs-i emmâre köpek meşrebindedir ve köpek dâimâ eski elbiseli âciz fakirler üzerine havlayarak hücûm ettiği ve mümkin oldukça bu gibi fakirleri ısırdığı gibi, nefs-i emmâre de mazlûmlara hücum edip rencîde eder.

2429. Utanma arslanlar içindir, köpek için değil! Bil ki komşulardan sayd tutmaz.

Hayâ ve utanma arslan meşrebinde olan insan içindir, köpek tab'ında olan insan için değildir. Bil ki arslan, komşularının avladığı avı tutup yemez. بدان “danisten” masdarından emr-i hâzır olduğu gibi “bâ” meftûh okunmak sûretiyle “ân” ism-i işâretine lâhık olmuş bâ-i sebebiyye dahi olabilir. Bu sûrette ma'nâ “Utanma arslanlar içindir köpek için değildir, o sebepledir ki arslan, komşularından av tutmaz.” Ya'ni arslan, komşusu olan arslanların avlamış oldukları ava mahzâ hayâsından dolayı aslâ iltifât ve tecavüz etmez ve yemez, demek olur. Binâenaleyh nefs-i emmâresinin hükmü altında zebûn olan kimselerden utanma ve hayâ ve adâlet beklemek abes olur. Ve bunların îmândan nasîbleri olmadığına hadîs-i nebevî şâhiddir. Nitekim buy- rulur: الحياء والايمان مقرونان لا يفترقان فاذا رفع احدهما رفع الآخر Ya'ni “Hayâ ve îmân birbirlerinden ayrılmaz iki karîndir, onlardan biri kalktığı vakit diğeri de kalkar."

2430. Mazlûm öldürücü, zâlime tapıcı olan avâm, pusudan köpek gibi Dâvûd tarafına sıçradı.

Dâvûd (a.s.)ın öküz sahibi hakkındaki hükmünü duyan, mazlûm öldürücü ve zâlime tapıcı avâm, pusudan köpekler gibi Dâvûd (a.s.) tarafına sıçradı.

2431. O taife Dâvûd'a teveccüh ettiler (dediler) ki: "Ey bizim üzerimize şefîk olan nebiyy-i muhtar!”

2432. "Senden bu layık değildir, zîrâ bu açık zulümdür. Bila-şey bir günahsıza kahrettin."

"Bi-lâş", "bi-lâ-şey" kelimesinin muhaffefidir, "bila-sebeb" demek olur. Ya'ni: "Ey nebiyyallah, öküzün sahibi aleyhine verdiğin bu hüküm senin şân-ı nübüvvetine lâyık değildir. Zîrâ bunun apaçık bir zulüm olduğu meydandadır. Bila-sebep bir kabâhatsiz kimseye kahr ile muâmele ettin."