İçeriğe atla

O adamın Mûsâ (a.s.)dan hayvanların ve kuşların dilini istid'âsı

30. bölüm / 81 · 898 kelime · ~5 dk okuma

3256. Mûsâ'ya bir delikanlı adam dedi ki: "Bana hayvanların dilini öğret!"

3257. “Tâ ola ki hayvanların ve yırtıcıların dilinden kendi dînimde bir ibret hâsıl ederim."

“Eğer ben bu hayvânâtın dillerini öğrenip anlar isem, kendi dînim ve ahlâkım hakkında bir ibret ve nasîhat almış olurum.”

3258. “Çünkü benî-âdemin dilleri hep, su ve ekmek ve demdeme arkasındadır."

“Benî-âdem sözlerini te'mîn-i menfaat için söylerler ve maksadlarını hîle ile saklarlar; binâenaleyh onların sözlerinden ibret almak ve mütenassıh olmak kābil olmaz.”

3259. “Câiz ki hayvanların intikāl hengâmının tedbirinden bir başka derd olsun."

“Belki hayvanların bu âlemden intikāl vaktinin tedbirinden, insanların derdlerine benzemeyen başka dertleri vardır; ve ben onların dillerini öğrenmekle, onların derdlerine muttali' olup, ibret almış olurum.”

3260. [3270] Hz. Mûsâ dedi: "Git, bu hevesten vazgeç, zîrâ önde ve arkada bunun tehlikesi vardır."

3261. "İbreti ve uyanıklığı Halık'dan iste, kitabdan ve mütalaadan ve harfden ve dudaktan değil!"

3262. Adam onun ettiği men'den daha harîs oldu; kişi men'den harîs olur.

O hayvan dilini öğrenmek isteyen adam, Mûsâ (a.s.)ın men'inden, bu talebde daha harîs oldu. Nitekim الانسان حريص على ما منع ya'ni “İnsan men' olunduğu şeye harîs olur" fehvâsınca, bir şeyden men' olunduğu vakit, daha ziyâde harîs olur.

3263. Dedi: "Ey Mûsâ, vaktaki senin nûrun parladı, her ne ki bir şey oldu, şeyliği senden buldu."

O adam dedi ki: "Ey zamânın peygamberi olan Hz. Mûsâ, vaktāki senin nûr-ı nübüvvetin bu âlem-i kevnde parladı ve tulû' etti, her ne ki bir şey oldu, ya'ni kemâl gösterdi ise, o şeyliği ya'ni kemâli ve feyzi senden buldu."

3264. "Ey cevâd, beni bu murâddan mahrum etmek, muhakkak senin lutfunun lâyıkı olmaz."

"Ey herkesin istediğini veren cömert, beni bu hayvan dilini öğrenmekten mahrûm etmek, muhakkak senin lutfunun lâyıkı olmaz."

3265. "Bu zaman Hakk'ın kāim-makāmı sensin, eğer bana mâni' olursan, ye's olur."

"Bu zamanda Hakk'ın sıfatı ile muttasıf olarak zâhir olan insân-ı kâmil ve nebiyy-i zîşân sensin, atâ-yı ilâhiyye halka senin elinle tevzî' olunur; eğer bana mâni' olursan, ye'se düşerim ve Allâh'ın bir kulunu ye'se düşürmek, senin kerîm olan hulkuna münasib olmaz."

3266. Mûsâ dedi: "Ya Rab, bu bön adamdır, galiba şeytan-ı racîm onu maskara etmiştir."

"Selîm", burada sâf ve bön, ya'ni sâde-dil ve câhil ma'nâsınadır. "Racîm", taşlanmış ve koğulmuş demekdir. Ya'ni "Mûsâ (a.s.) bu adamın ısrârı üzerine dedi: "Yâ Rab, bu sâf ve bön adamdır; istediği şeyin hakkında fenâ bir netîce vereceğini idrak edemiyor. Gâlibâ onu, bâb-ı izzetinden koğulmuş olan şeytan maskara etmiştir."

3267. Eğer öğretir isem, ona ziyankâr olur; ve eğer öğretmez isem onun gönlü fenâ olur.

"Eğer hayvanların dillerini öğretir isem, onun hakkında bu ilim zarar verici olur ve eğer öğretmez isem, gönlü kırılıp ye'se düşer ve benden i'râz eder; ve benden i'râzı ise, Sen'den i'râz demek olup, hakkında gönlü fenâ olur."

3268. Buyurdu: "Ey Mûsâ, ona öğret ki, biz kerem cihetinden asla duâyı reddetmeyiz."

Hak Teâlâ hazretleri Mûsâ (a.s.)a buyurdu ki: "Ey Mûsâ, o adama öğret ve istediğini ver; zîrâ biz keremimiz cihetinden asla kulların duâsını reddetmeyiz."

3269. Dedi: "Ya Rab, o pişmanlık yer, elini çiğner, elbiselerini yırtar!"

Mûsâ (a.s.) o sâde-dil adama şefâaten cenâb-ı Hakk'a niyâz edip dedi ki: "Yâ Rab, o bîçâre bu ilimden pişmân olur ve uğrayacağı felâketin şiddetinden elini çiğner ve elbiselerini yırtıp feryâd eder!"

3270. Kudret, her bir kimseye uygun değildir, acz perhizkârın en iyi mâyesidir.

"Yâ Rab, ma'lûm-i ilâhîndir ki gerek maddî ve gerek ma'nevî kudret, her bir kimsenin isti'dâdına muvâfik ve uygun değildir. Ba'zı kimselere zenginlik verilse, fisk u fesâda meyl eder; ve ba'zı kimselere tasarruf-ı ma'nevî verilse, sû'-i edeb edip, lüzumsuz yerlerde tasarrufâta kıyâm eder. Binâenaleyh nefsinin sıfatlarından perhîz edici olan kimseye, bu gibi kudretlerden acz, en iyi bir mâyedir; ve bu acz, onun sebeb-i saâdeti olur."

3271. Fakr o yüzden ebedî, fahr geldi; zîrâ eli yetişmeyen takva ile kaldı.

Fakrın ebedî iftihâr olunacak şey olmasının sebebi budur ki, birtakım kimselerin elleri züğürtlük sebebiyle fisk u fücûra yetişemez ve bizzarûre takvâ ile kalır, ya'ni takvâ cihetine meyl eder.

3272. O cihetden zenginlik ve o cihetden zengin merdûd oldu ki, kudretden sabırlar metrûk oldu.

“Pedrûd”, “pâ”nın fethi ve kesriyle vedâ' etmek ve terk etmek ma'nâsınadır. “Zenginlik ve zengin o sebebden dîn yolunda merdûd bir şey oldu ki, nefsin fisk u fücûra karşı olan sabrı, bu kudret-i mâliye yüzünden metrûk oldu.” Ya'ni zengin ve parası çok olan kimse, para sarfıyla yapılabilecek olan fisk u fücûra kolayca meyl etti; ve fakir olan kimsenin eli, para sarfına mütevakkıf olan bu fisk u fücûra yetişemedi, bizzarûre sabr etti ve: “Elimde param yok, istediğimi yapamıyorum; hiç olmazsa bedava olan ibadet tarafına meyl edip, Hakk'ın rızâsını tahsîl edeyim” dedi.

3273. Hırs ve gamlar dolu olan nefsin belasından, âdem için acz ve fakr emân geldi.

Huzûzât-ı dünyeviyyeye pek harîs ve bu huzûzâtı elde edemediği için gamlara giriftâr olan nefsin belâsından insanı hıfz edecek şey, ancak acz ve fakrdır.

3274. O gam fuzûl arzulardan geldi ki, o gülün avı onunla huy etmiştir.

“O nefsin gamı, onun ziyâde olan arzûlarından geldi; zîrâ o gülyabânî olan şeytan[in] avı bulunan nefis, o zâid ve fuzûlî arzûlar ile huylanmıştır;” binâenaleyh bu kötü huyundan vazgeçmediği için gam yükü olur. Dikkat olunsun, dünyânın her sınıf insanlarının medeniyyet nâmı altında kıvranıp erimeleri, hep bu nefsin fuzûlî olan arzûlarından neş'et etmektedir ve bu gamın adını safâ ve gece gündüz rahatsızlığın adını rahat koymuşlardır. Mısra': Elemin an-asıl âlemde emeldir aslı

3275. Çamur yiyiciye, çamur arzusu olur, o bîçâreye gül-şeker sinmez.

Rahatsızlığı rahat ve gamı safâ bilen kimseye, râhat-ı hakîkî muvâfık gelmez; ve fenâya alışan kimse iyinin kadrini bilmez.