İçeriğe atla

O âşığın candan el yıkadığı (ya'ni canı terk ettiği) vakit, kendi ma'şûkuna erişmesi

54. bölüm / 81 · 631 kelime · ~4 dk okuma

3902. Bir top gibi başı ve yüzü secde edici olduğu halde, baş göz ile o sadr cânibine gitti.

3903. Bütün halayık "Onu yakar, yahud asar!" diye baş havada muntazır.

Aşık, Sadr-ı Cihân'ın nezdine gittiği vakit, vekîlin kabâhatine vâkıf olan halk Buhârâ'da: "Sadr-ı Cihân şimdi bu adamı ya yakar ve yâhud asar!" diye başlarını yukarı kaldırıp, hâdiseye muntazır oldular.

3904. "Bu zaman bu bir ahmak parçasına, onu gösterir ki, zaman bedbahta gösterir."

"Laht", parça ta'bîri tahkîr içindir. Bu ta'bîr Türkçe'de de vardır. Meselâ: "Bir kayıkçı veya hamal parçasına kız verilir mi?" derler. Ya'ni "Halk hem muntazır idiler ve hem de şu sözleri söylerler idi: "Şimdi Sadr-ı Cihân bu bir ahmak parçasına, zamânın bedbahta göstereceği şeyi gösterir."

3905. "Pervâne gibi şereri nûr gördü, ahmakça düştü, candan kesildi."

"Pervâneler mumun şu'le-i âteşini nûr zannedip, etrafında dolaşarak kendilerini helâk ettikleri gibi, bu da Sadr-ı Cihân'ın ihtişâm-ı zâhirisini gördü, âteş-i gazabını göremedi; kaçmış olduğu halde, tekrar ahmakça geldi. Buhârâ'ya düştü, fakat hiç şübhe yok ki candan kesildi, ya'ni helâk oldu."

3906. Fakat aşk şem'i, o şem' gibi değildir; aydınlık içinde aydınlık, aydınlık içinde aydınlıktır.

Aşkın şem'i pervânenin etrafında dolaştığı o şem'-i zâhirî gibi değildir. Aşk şem'i, âşıkı nefs-i sâfiye mertebesine kadar is'ad eder ve her bir mertebe, aydınlık içinde aydınlıktır.

3907. O, ateşe mensub olan şem'lerin aksinedir; ateş görünür ve hep hoşluktur.

Aşk şem'inin hâli, ateşe mensûb olan zâhirî şem'lerin aksinedir; görünüşü ateş gibidir. Aşık yanar ve tutuşur, âh eder durur; halbuki bu yanıp tutuşmalar hep zevk ve hoşluktur, bunu âşık olanlar bilebilir.

3908. Ey iyi kasıdlı, bir hikâye dinle! Rey şehrinin kenarında, mescid var idi.

"Pey", kelimesinin on çeşit kadar ma'nâsı vardır; burada kasd ve irâde ve nakş-ı kadem ve iz ma'nâları münasib olur. "Ey nîk-pey", ey tarîk-i Hak'da-ki kasdı ve irâdesi iyi olan veyâ ayağının izi iyi ve doğru çıkan, demek olur.

3909. O gece, onun evladı yetîm kalmıya idi diye korkudan hiçbir kimse onda uyumaz idi.

O mescidde, ölürüm de evladım yetîm kalır korkusundan dolayı, hiçbir kimse o mescidde uyuyamaz idi.

3910. Onda birçok garib çıplak gitti, sabahleyin yıldızlar gibi kabre gitti. [3924]

O mescidde yatan birçok garîb kimseler hayatından soyunarak, çıplak gitti ve sabahleyin yıldızların gurûb etmesi gibi dünyâdan, âhirete intikal etti.

3911. Kendini bundan iyi âgâh et! Sabah geldi, uykuyu kısa et!

Bu kıssa, sâliklerin nakd-i halleri olduğu için, ondaki hisseyi anlamak için iyice uyanık dur; zîrâ cehil zulmeti zâil oldu ve ilim güneşi doğdu, binâenaleyh gaflet uykusunu kısalt, aklını başına al!

3912. Her bir kimse dedi ki: "Onda kör kılıçla misafir öldürücü sert periler vardır."

Rey şehri halkından her biri dedi ki: "O mescidde misafirleri kör kılıç ile öldürücü olan hadîdü'l-mîzâc periler vardır ve orasını cinler zabt etmişlerdir."

3913. O diğeri derdi ki: "Sihir ve tılsım vardır ki, bu rasad canın ve cismin düşmanı olur."

"Rasad", burada bekçi ve hafız ma'nâsınadır. Ankaravî nüshasında, ikinci mısra' nihâyetinde "Adüvv-i cân u hasm" vâki'dir. "Hasm", düşman ma'nâsına olup "tılısm" ile kâfiye olamaz, meğer ki "tılısm" "tılasm" sûretinde telaffuz oluna. Hind nüshalarında "adüvv-i cân u cism" yazılıdır; ve hem ma'nâya ve hem de kâfiyeye muvafıkdır. Ya'ni "Ahâli-i şehirden dîğer bir kimse de derdi ki: "Bu mescidde sihir ve tılsım vardır ki, bu sihir ve tılsım mescidde canın ve cismin düşmanı olarak bekçi olsun diye yapılmıştır."

3914. O diğeri dedi ki: "Onun kapısı üzerine açık nakış koy, de ki: Ey misafir burada olma!"

3915. “Eğer sana cân lâzım ise, burada gece yatma ve yoksa burada ölüm sana pusu açar."

Ya'ni "Bu mescidin kapısı üzerine ayrı ve kalın bir yazı ile nakş ediniz ki, mazmûnu bu olsun: "Ey misafir, bu mescidde yatma, eğer sana can lâzım ise, gece burada uyuma; aksi halde burada pusu arkasında ölüm seni beklemektedir."

3916. Ve o biri derdi ki: "Gece kilit koyunuz, bir gāfil gelirse siz yol vermeyiniz!"