İçeriğe atla

O misafir öldürücü mesciddeki o misâfire melâmet edenlerin nasîhatı tekrar etmesi

59. bölüm / 81 · 586 kelime · ~3 dk okuma

4065. Peygamber buyurdu ki: "Muhakkak beyanda sihir vardır"; ve o hoş pehlivân, hak dedi.

Bu beyt-i şerîfde ان من البيان لسحرا ya'ni "Beyandan ba'zısı elbette sihirdir" hadîs-i şerîfine işaret buyrulur. İkinci mısrâ'ın ibtidâsındaki "Sihren ve" "sihrenü" (سحرنو) sûretinde kırâat olunur; zîrâ tenvîn, nûn-ı sâkinedir; vâv-ı âtıfeye vasl için müteharrik okunur. Ya'ni "Resûl-i Ekrem efendimiz gâyet beliğ ve fasîh konuşan iki kişinin sözüne halkın hayret ettiğini gördükleri vakit: "Muhakkak beyânda sihir vardır" buyurdular. O ma'nâ pehlivânı olan Resûl-i zîşân hazretleri doğru buyurdu.

4066. "Ey bü'l-kerem, sakın çesurluk etme; git mescidi ve bizi müttehem kılma!"

Ehl-i mescid misafire dediler ki: "Sakın cesurluk gösterip, gece mescidde yatma, git burada yatıp da başına bir felâket gelirse, bizi ve mescidi kabahatlı addetme!"

4067. Zîra bir düşman düşmanlıktan söyler; denî yarın bizim üzerimize bir ateş vurur.

Ya'ni "Sen o mescidde yatıp bir felâkete uğrarsan, o felâket yarın senin başına gelmez, onun fenâlığı bize de sirâyet eder ve düşmanın birisi çıkıp mahzâ düşmanlıktan dolayı, bu mahalle içinde bir garîb adamı öldürdüler, diye hükûmete haber verir. Bir alçak me'mûr da gelip bizim üzerimize bir tazyîk ateşini vurur." O düşman der:

4068. Ki: "Onu bir zalim boğdu, o mescid bahanesi üzere bir salim oldu."

Ankaravî hazretleri "tâsânîden" kelimesine "boğdu" ma'nâsı vermiştir. Fakîr elimdeki Gıyâsü'l-Lügāt, Burhân-ı Katı' ve Çerâg-1 Hidâyet ve Şemsü'l-Lügät, Bahar-ı Acem, Heft Kulzüm nâmındakı lügatlerde "tâsânîden" masdarını bulamadım. Hind şârihlerinden İmdadullah hazretlerinin şerhinde şöyle buyrulur: “Şeyh Veli Muhammed "ya" ile "bi-yâsânîd" sûretinde almış ve katl etmek ve öldürmek ma'nâsını vermiştir. Ve Şeyh Muhammed Efdal "tâ" ile okuyup, korkutmak ve bî-karâr kılmak ma'nâsını vermiştir. Ve filhakîka Şeyh Velî Muhammed Ekberâbâdî nüshasında "yâsâ", "ya" ile katl etmek ve öldürmek demektir. Nüsah-ı sakîmenin ba'zısında "tâ" ile "tâsâ" dan alınmıştır; "tâsâ" bî-karârlık ma'nâsınadır. Bu ma'nâ âtîdeki beytin ma'nâsını tutmaz" denilmiştir. Gıyâsü'l-Lugāťın beyânına göre, "yâse" ve "yâsâ” arzû ve hüküm, kānûn ve siyaset ma'nâlarınadır. "Yâsânîden" öldürmek demek olduğuna göre, beyt-i şerîfin ma'nâsı budur ki: Bir düşman hükûmete haber verip der ki: "Mescidde ölen garîbi, bu mahallede bir zâlim öldürdü veya boğdu ve mescidin uğursuzluğu şöhretinden bilistifade kendisi sâlim kaldı."

4069. “Tâ ki katil bahanesini mescid üzerine koyar, mâdemki mescid kötü adlıdır, o sıçrar."

Düşmanın ifadesinin mâba'didir. Ya'ni "Bu Arab'ı öldüren bu mahallede bir zâlimdir, katil bahânesini mescide isnâd etti; mâdemki mescidin fenâ ve meş'ûm bir adı çıkmıştır, kātil bundan istifade edip, yaptığı cinayetten sıçrar ve kurtulur."

4070. "Ey pek canlı, bizim üzerimize bir töhmet koyma; zîrâ düşmanların mek- [4084] rinden emîn değiliz."

Ehl-i mahalle ve mescid misâfire dediler ki: "Ey pek canlı, ya'ni ölümden korkmayan misafir, burada yatıp bizi töhmet altında bırakma, zîrâ senin burada olman, bizi şübhe altında bırakır ve biz düşmanların mekrinden emîn değiliz."

4071. Git, sakın cesurluk etme, sevda pişirme; zîrâ Zühal'i arşınla ölçmek mümkin değildir.

"Sevdapuhten", sevda pişirmek, hayâl ve cünûndan kinâyedir. "Git herkese karşı cesâret gösterme ve sonra da burada yatıp sağ kalmak hayâline düşme; zîrâ burada yatıp sağ kalmak hayâldir ve muhâldir. Bu hayâl, arzdan Zühal seyyâresinin mesafesini arşın ile ölçmeğe kıyâm etmek kabîlindendir."

4072. Senin gibi çokları bahtdan lâf vurmuştur; birer birer ve parça parça kendi sakalını yolmuştur.

"Rîş kenden", fâidesiz zahmet ve mihnet çekilmekten kinâyedir. Ya'ni "Senin gibi çokları tedbîrini ve re'yini bırakıp, işini bahta ve tâli'e terk etmiştir ve bahtdan dem vurmuştur ve sonra da fâidesiz zahmet ve mihnet çektiğini görmüştür."

4073. Agah ol, git bu dedikoduyu kısalt, kendini ve bizi vebale bırakma!

"Kendine gel, buradan git ve ölüme âşıklık kıyl ü kālinden vazgeç; burada yatıp da hem kendini ve hem de bizi vebâl ve yük altında bırakma!"