İçeriğe atla

O misafirin ve misafir öldürücü mescidin zikri kıssasının bakıyyesi

68. bölüm / 81 · 1185 kelime · ~6 dk okuma

4307. Tekrar söyle ki, o pâkbâz olan arslan adam, o mescid içinde ne yaptı ve ona ne göründü?

“Pâkbâz”, âşık-ı sâdık ve cemâl âşıkı demektir.

4308. Mescidde yattı, halbuki onun için uyku nerede! Irmağa gark olmuş olan nasıl uyur?

4309. Gama mensub olan girdabın altında âşıklar için kuş ve balıkların uykusu olur.

Ya'ni gam içinde olan âşıkların uykuları, dalgın bir uyku değildir; belki kuş uykusu ve balık uykusu içindedir.

4310. Gece yarısı: "Ey fâide isteyici, senin başına geleyim mi? Geleyim mi?" [4324] diye bir heybetli ses işitti.

4311. Böyle sert ses beş kerre erişti ve kalb parça parça oldu.

Gece mescidde yatan misafir, gece yarısı beş kere: "Senin başına geleyim mi, geleyim mi?" diye şiddetli bir sada işitti ki, bu korkunç sadâdan kalb parçalanır idi.

تفسیر این آیت كه وا جلب عَلَيْهِمْ بِخَيْلكَ وَ رَجَلِكَ Bu "Ve eclib aleyhim bi-haylike ve recilike" âyetinin tefsîri Bu âyet-i kerîme sûre-i İsra'da olup, tamâmı budur: وَاسْتَفْزِزْ مِنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَاجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَ رَجُلِكَ وَ شَارِكْهُمْ فِي الْأَمْوَالِ وَالأَوْلَادِ وَ عِدْهُمْ وَ مَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ الا غروراً (İsrâ, 17/64) Ya'ni "Ey şeytan onlardan gücün yettiği kimseyi savtın ile istihfaf et ve onların üzerine süvârin ve piyâden ile sayha et ve onların emvâline ve evlâdına ortak ol ve onlara va'd et! Halbuki şeytan onlara ancak gurûru va'd eder."

4312. Vaktaki sen ictihad ile azm-i dîn edersin, tabîat içinde şeytan sana seslenir.

Ey sâlik-i tarîk-i âhiret, sen dünyâ âlâyişinden yüz çevirip, sa'y ve ictihâd ile dîn tarafına teveccüh ettiğin vakit, âlem-i tabîatte hükümrân ve senin tab'ında nihân olan şeytan sana bağırıp der:

4313. Ki: "Ey azgın, o taraftan gitme, düşün! Zîrâ meşakkatin ve fakîrliğin esîri olursun."

"Ey benim yolum olan tabîat ve nefsâniyet yolundan azgın olup, rûhâniyet tarafına meyl eden kimse; o dîn ve rûh tarafından gitme, sonunu düşün, zîrâ sen büyük meşakkat çekersin ve fakrın esîri olursun."

4314. "Bî-nevâ olursun ve dostlardan kesilirsin, hakîr olursun ve pişmanlık yersin."

İblîs bâtından vurduğu na'rasında der ki: "Sen Hak yoluna gidersen kâr ve kesbden munkatı' olur ve azıksız kalırsın ve maîşette sıkıntı çekersin ve dostlardan ayrılırsın; zîrâ dostlar seni sûfî ve âbid ve zâhid görünce, sıkılıp senden kaçarlar; hakîr olursun ve evvelki hâlini gâib ettiğinden dolayı pişmân olursun."

4315. Sen o laîn şeytanın sadasının korkusundan yakından dalâlete geri kaçarsın.

Sen, "Sahîh bu tarîk-i âhireti ta'kîb edişim, benim dünyevî felâketimi mûcib olacaktır" diye korkarsın ve mertebe-i yakîn ve hidâyetten geriye dönüp, dalâlet tarafına kaçarsın.

4316. Ki: "Hele yarın ve öbür gün benim içindir; dîn yoluna koşarım ki, mühlet bizim önümüzdedir."

Ve dersin ki: "Hele daha yaşım müsâiddir ve gencim, ihtiyarlığıma daha çok zaman vardır; yarın ve öbür gün benim içindir, istediğim vakit dîn yolu- na gidebilirim; zîrâ önümde zaman ve mühlet vardır, birâz gençlikte dünyâ heveslerini alayım, sonra ibâdete başlarım."

4317. Tekrar ölümü görürsün ki, o soldan ve sağdan komşuyu öldürüyor, hatta feryâd kalkar.

"Tekrar hâdimü'l-lezzât olan ölümü görürsün ki, o ölüm soldan ve sağdan, genç ve ihtiyâr komşuları öldürüyor; hatta bu ölüm sebebiyle evlerden feryâd kalkıyor." "Mî küşed", "öldürür" ma'nâsına olduğu gibi, “mî keşed”, "çeker" ma'nâsı da burada münasib olur. Ya'ni "Ölümü görürsün ki, soldan ve sağdan komşuları âhiret tarafına çekiyor," demek olur.

4318. Yine can korkusundan azm-i dîn edersin, bir zaman kendini âdem düzersin.

Komşuların birer ikişer öldüğünü görünce, “Yâhu ölüm gence ihtiyâra bakmıyor, apansızın geliveriyor; binâenaleyh günün birinde bana da geliverir, âhirete sıfru'l-yed giderim!" diye, can korkusundan tekrar dîn tarafına ve ibâdet yoluna azm edip, hayvanlıktan âdemliğe gelirsin.

4319. Binâenaleyh "Ben, bir korkudan ayağı eksik getirmem!" diye ilimden ve hikmetlerden silâh bağlarsın.

Ya'ni, "Önümde ölüm korkusu vardır, binâenaleyh ben bu ölüm korkusundan dolayı artık dîn yolunda nâkıs adım atmam!" diye ilim ve hikmet silâhlarını kuşanırsın.

4320. Yine senin üzerine: "Kork ve fakr kılıcından geri dön!" diye mekir ci-[4334]hetinden bir sayha vurur.

İblîs yine senin tabîatının perdesi arkasından sana bağırıp der ki: "Hayât-ı dünyâda fakr ve ihtiyaç kılıç gibi kesicidir; senin bu gittiğin yol ise seni bu kılıcın önüne götürür. Kork ve geriye dön, umûr-ı dünyeviyyen ile meşgül ol!" İşte bu sana şeytanın bir mekridir ki, tab'ına mülayim gelir.

4321. Yine münevver olan yoldan kaçarsın, o ilim ve fen silahını bırakırsın.

Yine nûr-ı ilâhî ile münevver olan hidâyet yolundan kaçarsın ve o ilim ve hikmet silâhını bırakıp nefsin hatâlarına ve dünyanın lezzetlerine dalarsın.

4322. Senelerce ona bir ses sebebiyle bendesin; böyle zulmet içine kilimi sermişsin.

"Senelerce İblîs'in senin tarafına vâki' olan sadâsı sebebiyle ona bende ve mutî' olmuşsun, bu dünyâ gibi bir zulmet-i tabîat içine kilimi sermişsin." "Nemed efkenden", kilim sermek, ya'ni ikāmet etmek ma'nâsınadır.

4323. Şeytanların sadasının heybeti halkı bağlamıştır ve boğazını tutmuştur.

Yukarıda îzâh olunduğu vech ile "Şeytanların sadâsının heybeti, halkı âlem-i tabîata bağlamış ve esîr etmiştir ve onların rûhlarının boğazını boğmak üzere sıkmıştır."

4324. Hatta onların canı nûrdan öyle nevmîd olur ki, ehl-i kuburdan olan kâfirlerin revânıdır.

Ya'ni "Şeytanın vesvesesinden ürkerek zulmet-i tabîat içindeki cidâle dalan kimselerin rûhu, nûr-ı hidâyetten öyle bir ümîdsiz hâle geldi ki, küfür içinde terk-i hayât edip mezarlarda medfûn olan kâfirlerin rûhuna döndü ve kâfirin rûhu gibi nûr-ı hidâyetten nevmîd oldu."

4325. O mel'ûnun sadâsının heybeti bu olur. Huda'ya mensub olanın heybeti nasıl olur?

O mel'ûn ve matrûd olan İblîs'in sadâsının ve ilkāâtının heybeti ve te'sîri bu zikr ettiğimiz hâl olur. Ey sâlik, ya Huda'ya mensûb olan sadânın, ya'ni evliyâullâhın nasâyihinin ve ilkāâtının heybeti ve te'sîri nasıl olur? Var kıyâs et!

4326. Doğanın heybeti necib olan keklik üzerinedir; o heybetten muhakkak sineğin nasibi yoktur.

Bu beyt-i şerîf, bir sual-i mukadderin cevabıdır; ya'ni birisi diyebilir ki: "Evliyânın ilkāât ve nasâyihi, İblîs'in ilkāâtından daha müessir olmak lâzım geldiği halde, birçok kimseler hakkında heybet vücûda getirmiyor?" Cenâb-ı Pîr cevâben buyururlar ki: "Evet öyledir, evliyâullâh doğan gibidir, onların heybeti necîb ve mu'teber keklik mesâbesinde olan rûhlar üzerinedir; âdî sinek mesâbesinde olan rûhların üzerinde kelâm-ı evliyâ bir heybet hâsıl etmez."

4327. Zîra ki doğan kuşu sineğin avcısı olmaz; muhakkak sineği ancak örümcekler tutarlar.

"Doğan kuşu tenezzül edip sineği avlamak için arkasından koşmaz, sineği avlamak hevesinde olan ancak örümcektir." "Doğan"dan murâd, evliyâ-yı Hak ve "örümcek"den murâd İblîs ve "sinek"den murâd dûn himmetli erbâb-ı nefisdir.

4328. Örümcek şeytan senin gibi sinek üzerine kerr ü fer tutar, keklik ve tavşancıl kuşu üzerine değil.

4329. Şeytanların sesi, eşkıyânın çobanıdır; sultanın sadası evliyânın bekçisidir.

Şeytanların sesi, ilm-i ilâhîde şekāveti sâbit olan kimselerin çobanıdır ve bu âlem-i tabîatta o eşkıyâyı istediği gibi idare eder ve sultân-ı hakîkat olan peygamberin sadâsı ise, evliyânın bekçisidir ki, onlar ilm-i ilâhîde saâdeti sâbit olan tâifedir ve bu sadâ onları şeytanın tasallutundan hifz eder; zîrâ onlar sadâ-yı enbiyâya tâbi' olurlar.

4330. Tâ ki iki uzak sada birbirine, tatlı denizden, acı denize bir katra karış- [4344] miya!

Ya'ni enbiyânın ve şeyâtînin sesleri başka başka tâifeleri idare ederler. Enbiyâ ism-i Hâdî'nin mazharı olan süadâya ve şeyâtîn ism-i Mudill'in mazharı olan eşkıyâya ilkāâtda bulunurlar. İsm-i Hâdî'nin mazharı tatlı su deryâsı ve ism-i Mudill'in mazharı da acı su denizidir ki onlar hâssiyetleri i'tibariyle aslâ birbirlerine karışmazlar. Nitekim sûre-i Fâtır'da olan وَ مَا يَسْتَوَى الْبَحْرَانِ هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَائِعُ شَرَابَهُ وَ هَذَا مِلْحَ أَجَاجِ (Fâtır, 35/12) ya'ni “İki deniz müsâvî olmaz ki, bu biri lezîz ve tatlı olup içilmesi kolaydır ve bu biri de tuzlu ve acıdır” âyet-i kerîmesinde bu iki sınıf mezâhire işaret buyurulur.