İçeriğe atla

Süleymân (a.s.)ın Belkîs'ın resûllerini o hediyeler ile beraber geri çevirmesidir ki Belkîs tarafına geri getirmiş olsunlar

18. bölüm / 47 · 851 kelime · ~5 dk okuma

616. "Ey utanan elçiler, geri dönün, altın sizin olsun, bana gönül getirin gönül!"

Bu beyt-i şerîfde sûre-i Neml'de olan ارْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَ لَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَا أَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ (Neml, 27/37) ya'ni "Onlara geri dön, biz elbette bir ordu ile geliriz ki, onlar o orduya mukābele edemezler; biz elbette onları zelîl ve hakîr oldukları halde memleketlerinden çıkarırız" âyet-i kerîmesine işaret buyurulur.

617. "Benim bu altınımı, o altın üzerine koyunuz; tenin körlüğüne katırın fercine veriniz!"

"Belkîs tarafına dönerken, benim kırk menzillik arâzi üzerine yayılmış olan altınlarımı da, o bana hediye olarak getirmiş olduğunuz altınlar üzerine koyup götürünüz. Altına harîs ve mâil olan cismin körlüğüne, katırın fercine veriniz!" Katır hâmile olduğu vakit helâk olur, onu haml ve helâkten muhâfaza ve erkek hayvan tarafından mukārenet vâki' olmamak için fercine bir kilit koyarlar. Zenginler bu kilidi evâilde altın halka olarak koyarlar imiş. Cenâb-ı Pîr efendimiz ehl-i dünyanın muhabbet ettiği altını tahkîr için lisân-ı Süleymânî'den bu ma'nâyı beyân buyururlar.

618. Katırın ferci altın halkanın layıkıdır; âşıkın altını sarı ve asfar yüzdür.

Kalb-i insânî, muhabbet-i ilâhiyye mahalli olmağa lâyık iken, ona altın ve mal ve dünyâ muhabbetini koymak, o kalbi katır ferci derekesine indirmek demek olur. Binâenaleyh böyle sefil bir derekeye indirilmiş olan kalbe de, altın halka ve bağ lâyıktır. Ammâ kalbinde muhabbet-i ilâhiyye meknûz olan âşıkın altını, onun sapsarı olan yüzüdür.

619. Zîra ki o Hudavend'in nazargâhıdır, zîrâ ma'den, güneşin nazar-endâzlığındandır.

Zîrâ ki o âşıkın kalbi Hakk'ın nazar eylediği mahaldir; zâhirde arzdaki altın ma'deninin menba'ı, nasıl zâhirî güneşin nazar atıcılığından husûle gelirse, hakikat güneşi olan nazar-ı ilâhînin kalb-i âşıka tecellîsi dahi, onun altından daha kıymetli olan yüzünde sarılık peyda olur. Nitekim bir gazellerinde Hz. Pîr şöyle buyururlar. Beyit: "Bana ve benim zağferân gibi sapsarı olan iki yanağıma, benim o cihâna mensûbluğumun türlü türlü alâmetlerine bak!"

620. Güneş şuaının mahall-i nazarı nerede! Lübab sahibinin mahall-i nazarı nerede!

Ya'ni, “Zâhirî güneşin şuâ'ının mahall-i nazarı olan altın ma'deninin menba'ı nerede; akılların mutasarrıfı ve sâhibi olan Hakk'ın mahall-i nazarı bulunan kalb-i âşık nerede!” İkisinin arasında mertebe i'tibâriyle azîm farklar mevcûddur.

621. Her ne kadar şimdi dahi benim giriftârım iseniz de, benim giriftimden candan siper ediniz!

Ma'lûmdur ki, Süleymân (a.s.) Belkîs'a yazdığı mektubda الا تَعْلُوا عَلَى وَأتُونى مسلمين (Neml, 27/31) ya'ni "Benim üzerime yükselmeyiniz ve bana müslimîn ve münkād olarak geliniz!" buyurmuş ve onları tebaiyyete da'vet etmiş idi. Bu ma'nâya binâen buyurur ki: "Benim sizi giriftimden ve ahzimden, can ve ma'nâ cihetinden siper ve kalkan ittihâz ediniz! Zîrâ benim zâhiren sizi tutmam ve esîr etmem ve sizin üzerinizdeki tahakkümüm, hakikatte canınıza müteveccih olan azâb-ı ilâhîye karşı bir kalkandır. Ve ben tasarruf-ı sûrî ve ma'nevî sâhibi bir peygamber olduğum cihetle, siz şimdi de benim giriftârım ve esîrimsiniz."

622. Dânenin meftunu olan kuş o dam üstündedir; kanat açıp, o tuzağın bağlanmışıdır.

Bu beyit ve âtîdeki beyt-i şerîfler, yukarıki beytin ikinci mısrâ'ını müeyyid olan bir misâldir. Ya'ni, "Sizin şimdi fiilen benim giriftârım olmayıp da ma'nen giriftârım olmanız şuna benzer ki, bir kuş dam üstünde serbest bir halde durur; fakat bâtını dânenin meftûnudur. Zâhirde kanadı açık ve serbest olmakla beraber, ma'nâda o dânenin tuzağına tutulmuştur."

623. Mâdemki o cân ile kalbini dâneye verdi, tutulmamış iken, muhakkak onu tutulmuş bil!

"Mâdemki o kuş canı ve ma'nâsı ile kalbini dâneye rabt etti, o tutulmamış ve serbest bir halde iken, sen onun âkıbetine bak da tutulmuş bil!" Sizin hâliniz de bu kuşun hâline benzer; zîrâ sizin melikeniz olan Belkîs resûllerinin ne ile geri döneceklerini anlamak için, benim tarafıma nâzırdır. O her ne ka- dar zâhirde taht-ı hükümrânîsinde serbest ise de, mâdemki onun nazarı, benim tarafımadır, onu benim kaydım altına girmiş ve tutulmuş bil!

624. O nazarları ki, dâneye eder, onu düğüm bil ki, o ayağa vurur.

Kuşun nazarları dâne tarafına oldukça, onun o nazarlarını bilâhare ayağına bağlanacak olan düğüm bil!

625. Dâne der: "Eğer nazar çaldın ise, ben de senden sabır ve firar çaldım."

“Mefer” masdar-ı mîmîdir, “firâr” ma'nâsınadır. Ba'zı nüshalarda “makar” vâki'dir, o da “karâr” ma'nâsına olur. Ya'ni, “Dâne lisân-ı hâl ile kuşa der ki: “Eğer sen nazar çaldın, ya'ni bana olan nazarını gizledin ve içinden bana harîsâne nazar ettiğin halde, dışarıdan lâkayd göründün ise, ben de senden sabır ve firâr çaldım; ya'ni gizlice sabır ve firâr yolunu tuttum.” Ya'ni sen bana olan gizli nazarından dolayı ve benim vâsıtamla îmân tuzağına tutuluncaya kadar, sûret-i zâhirede sabrı ve senden firârı ihtiyâr ettim.

626. "Mâdemki o nazar seni benim arkama çeker, binâenaleyh bilirsin ki ben senden gafil değilim."

“Mâdemki o gizli nazar nihâyet seni benim tarafıma çeker ve bana tâbi' kılar, binâenaleyh sen o vakit, benim senden gāfil olmadığını anlarsın.”

Belkîs'ın gizli nazarı budur ki: Hediyelerini Süleymân (a.s.)a gönderdiği vakit dedi ki: “Eğer hediyeleri kabûl ederse padişahdır, biz ona mukābeleye muktedir oluruz; ve eğer kabûl etmezse peygamberdir, o halde biz ona mukābele edemeyiz.” Bu beyitlerin zübde-i ma'nâsı budur ki: “Ey ehl-i Sebe', sizin hakîkatinizin nazarı benim nübüvvetim tarafınadır; ve sizin her ne kadar zâhiriniz şimdi mahlûka tapar ise de, bâtınınız ve hakîkatiniz Hakk'a tapıcıdır. Mâdemki hakikatinizin nazarı benim tarafımadır ve benim rûhum, sizin rûhlarınızın imâmıdır, sonunda benim tuzağıma tutulmanız muhakkaktır ve tuzağıma tutulduğunuz vakit, benim sizden gafil olmadığımı anlarsınız.”