İçeriğe atla

Abdest alanın abdest evrâdını ters okuması

14. bölüm / 48 · 1302 kelime · ~7 dk okuma

2206. Abdestde her uzuv için ayrı bir vird vardır. Hadîsde duâ için gelmişdir.

Abdest alırken her bir uzuv yıkandığı vakit okunacak olan ayrı bir vird vardır ki, bu evrâd hadîs-i şerifde duâ olmak üzere bize ta'lîm buyurulmuşdur. Bu duâlar ayrıca muâmelât-ı dîniyyeye dâir yazılan kitablarda münderiç olduğundan, burada zikri uzun olur.

2207. Buruna istinşak ettiğin vakit, Rabb-i ganîden cennet kokusunu iste!

"İstinşâk", burna su vermeğe derler. Ya'ni, "Abdest alırken burna su verdiğin vakit, hadis-i şerifde beyân buyurulan اللهم ارحنى رائحة الجنة وارزقنى من نعيمها ya'ni, "Ey benim Allâh'ım, bana cennet kokusunu koklat ve beni onun ni'metlerinden rızıklandır!" duâsını oku!"

2208. Tâ ki seni o koku cennetler tarafına çeksin; gül kokusu, gülistanın delîli olur.

"Koku, kendisinden koku sâdır olan şeye doğru rehberlik eder. Meselâ insanın burnuna gül kokusu geldiği vakit, buralarda bir gülistan olmalıdır diye etrâfı araştırır." Ma'lum olsun ki, abdest alırken duâları okumak, cismin hey'et-i mecmûasının tahâretine sebeb olduğu ve bu duâlar okunmaksızın abdest alınırsa, yalnız yıkanan uzuvların tahâreti husûle geleceği من ذكر الله عند الوضوء طهر جسده كله فان لم يذكر اسم الله لم يطهر منه الا ما اصاب الماء Ya'ni, “Kim ki abdest alırken Allah'ı zikr ederse cesedinin hepsi temiz olur ve eğer Allâh'ı zikr etmezse, o kimsenin ancak su isâbet eden uzvu temiz olur” hadîs-i şerîfinde beyân buyurulmuşdur. Bunları ezberleyip okumak evlâdır. Eğer ezberlemek müşkil gelirse, hiç olmazsa abdesti gafletle almayıp, fikren ve lisânen Hakk'ı zikr etmelidir ve ancak böyle bir abdest tahâret-i kâmile-i zâhire ve bâtıneyi mûcib olur.

2209. İstincâ ettiğin vakit sözün virdi bu olur. "Ya Rab sen beni bundan pak et!"

"İstincâ vakti"nden murâd, istincâ edip helâdan çıkmayı müteakib olan zamandır. Zîrâ helâda mahall-i necâseti temizlerken lisânen Hakk'ı zikr etmek münasib olmaz ve ebyât-ı âtiye dahi bu ma'nâyı müeyyiddir. Çünki helâda vakt-i istincâda insan halkdan tecerrüd eder ve onu gören ve söylediğini işiten olmaz. Ya'ni, "İstincâyı müteâkıben okunacak vird-i duâ ve vazife-i münâcat اللهم اجعلني من التوابين واجعلنى من المتطهرين واجعلنى من عبادك الصالحين واجعلنى من الذين لا خوف عليهم ولا هم يحزنون Ya'ni, "Ey benim Allâh'ım, beni ziyâde tövbe edicilerden kıl ve beni pek ziyâde temizlenicilerden kıl ve beni sâlih kullarından kıl ve beni üzerlerine havf ve hüzün târî olmayanlardan kıl!" duâsı ve münâcâtıdır. Buhârî Sahih'de istinca duası اللهم جنبني من الخبيث والخبائث ya'ni, "Ey benim Allah'ım beni habîsden ve habîslerden mücânib kıl!" sûretinde de rivâyet olunmuşdur." Elfâz-ı duâ, Arabî olarak bu sûretledir; fakat maksat münâcâtdır ve Hak'dan talebdir; ve münâcât ve taleb ise her lisan ile olabilir. Bu ma'nâya işâreten cenâb-ı Pîr bu münâcât ve talebi lisân-ı Fârisî ile nazmen beyân buyurmuşlardır. Ma'nâsını bilerek ba'de'l-istincâ bu ebyât-ı şerîfe de okunabilir. Arabî ve Fârisî bilemiyenler Türkçe de münâcât ve niyâz edebilirler; fakat efdali hadis-i şerifde sabit olan elfâzdır.

2210. Benim elim buraya erişip bunu yıkadı; elim canı yıkamakta zayıfdır. [2217]

"Yâ Rab, benim elim mahall-i necâset olan uzvuma kadar yetişti ve bu uzvu su ile yıkadı ve zâhirî bir temizlik yapabildi; fakat canımda hubb-i mâsi- vâ habâsetleri vardır; bu zâhirî elim onları temizlemek husûsunda zayıf ve âcizdir."

2211. "Yâ Rab, nâkeslerin canı senden kes olmuşdur; senin fazlının eli canlara erişicidir.

"Nâkes", alçak, denî, zelîl ve hasîs olan kimse; "kes", makbûl ve mu'teber olan kimse. Ya'ni, "Yâ Rab, birçok alçak ve hasîs olan kimselerin canı, senin lutfun ve inâyetin ile makbûl ve mu'teber olmuşdur. Senin fazl u kerem elin, bizim bâtınımız olan canlara da erişicidir!"

2212. "Benim haddim bu idi, ben alçak yaptım; o had tarafından olanı ey kerîm, sen yap!"

Ya'ni, "Benim biri cismânî ve diğeri rûhânî olmak üzere iki haddim vardır. Cismâniyet haddi tarafından olan tahâreti, süflî olan cismime mahsûs âlet-i tahâret olan elim ile ben yaptım; fakat rûhânî olan haddim tarafına bu zâhirî ve cismânî elim erişmez. Binâenaleyh o haddim tarafına ait olan temizliği de, ey kerîm olan efendim, sen yap!"

2213. "Ey Hudâ, ben postu hadesden yıkadım; sen de bu dostu havâdisden yıka!"

"Post"dan murâd, cisimdir ve "dost" dan murâd, rûhdur. Zîrâ bir beyt-i şerifde,

Ya'ni, "Elbise tenden ve can dahi tenden âgâh değildir, o canın dimâğında Allah gamından başkası yokdur" buyurulur. "Hades"den murâd, necâsât-ı zâhire ve "havâdis"den murâd, “mâsivâllâh" i'tibâr olunan suver-i eşyâ muhabbetidir ki, rûhun nefse olan bağlılığından husûle gelir. Ya'ni, "Ey Hudâ, ben cismimi necâset-i zâhiriyyeden yıkadım, sen dahi lutfunla bu senin dostun olan rûhumu senin mâsivânın muhabbetinden yıka!"

2214. O biri istincâ vaktinde der idi ki: "Beni cennet râyihasıyla çift tut!"

O bir kimse istincâ vaktinde, istinşâk duâsını okuyup: "Yâ Rab beni cen- net kokusuyla eş tut ve beni bu kokuya mukārin kıl!" der idi.

2215. Bir şahıs dedi: "Güzel vird getirmişsin, fakat duânın deliğini gaib et- mişsin!"

O kimsenin tersine okuduğu bu duâyı işiten bir kimse, onu îkāz için de- di ki: "Ey efendi, duân güzeldir ve bu duânın güzelliğine diyecek yokdur; fakat sende büyük bir yanlışlık var, duâya mahsûs olan cisminin deliğini gāib etmişsin." Yukarıda îzah olunduğu üzere bir şahsın bu ters okunan du- âyı işitmesi, bu duânın helâda değil, helâdan çıkmayı müteâkib okunacağı- nın delîlidir.

2216. "Mâdemki bu dua burnun virdi idi, burun virdini sen niçin kıçına ge- tirdin?"

2217. Hür olan kimse cennet kokusunu burnundan buldu; cennet kokusu ne vakit dübürden gelir?

"Burun"dan murâd, meşâmm-ı rûhdur ve “dübür"den murâd, meşâmm-ı cisimdir. Ya'ni, "Cisim kaydından âzâd olan kimse, cennet kokusunu ancak meşâmm-ı rûhundan alır; yoksa maddî kokuların iyisine ve fenâsına mahal olan cisminin burnundan almaz" demek olur.

2218. Ey ahmakların önüne tevazu' götürmüş ve ey şahların önüne tekebbür götürmüş!

"Ahmaklar"dan murâd, ehl-i dünyâ ve "şâhlar”dan murâd, enbiyâ ve evliyâ hazarâtıdır. "Ey hakāyık-ı eşyâdan bî-haber olan ehl-i nefis ve ehl-i dünyâ önünde mütevâzi' bulunan; ve ey hakāyık-ı eşyâya vâkıf olan enbiyâ ve evliyâ hazarâtına karşı mütekebbir bulunup, onlara tebaiyetden istinkâf eden beyefendi!"

2219. O tekebbür alçaklar üzerine güzeldir ve yerindedir, sakın ma'kûs gitme, onun aksi senin bendindir.

"Çüst", müteaddid ma'nâsı vardır; burada "iyi" ve "tamâmen yerine oturan şey" ma'nâsınadır. Ya'ni, "Tekebbür, eğer alçak tabîatlı olan kimselere karşı olursa güzeldir ve tamâmen yerine oturtulmuş bir muameledir. Ey efendi, sakın bu muamelenin tersini yapma, ya'ni, âlîcenâb olan kimselere kaşırı sıfat-ı kibr ile zahir olma! Eğer bu sıfat-ı kibri, ma'nâ şâhlarına karşı yaparsan, senin tarîk-ı Hak'daki seyrini bağlar, bir adım ileri atamaz olursun!"

2220. Gül burun deliği için bitti; ey galîzü't-tab', koku burnun vazifesi geldi! [2227]

"Utül", kaba ve galîz tabîatlı olan adam demekdir. Ya'ni, "Hak Teâlâ her şeyi bir şey için yaratdı ve kokusu güzel olan gül dahi bu hikmete mebnî, burun deliği için neşv ü nemâ buldu. Ey tabîatında kabalık olan kimse, her uzvunu mahallinde kullan ve gül kokusunu da burnundan al!"

2221. Ey cesûr, gül kokusu meşâmm içindir, o kokunun yeri bu aşağının deliği değildir.

"Meşâmm", koklamak mahalli olan "meşemm" kelimesinin cem'idir, ikinci "mîm" teşdîd iledir, fakat Fârisî'de muhaffef olarak kullanılır. Ya'ni, "Ey cennet kokusunu meşâmm-ı cisminden duymak isteyen cür'etkâr; o cennet gülü olan ma'rifet-i ilâhiyyenin kokusu, meşâmm-ı rûh içindir. O kokunun yeri bu âlem-i süflîye mahsûs olan cisim burnunun deliği değildir!"

2222. Huldün kokusu buradan sana ne vakit gelir? Eğer sana lâzım ise, kokuyu mevzi'inden iste!

"Huld”, “bâkî ve dâim olmak" ma'nâsınadır. Ya'ni, "Bu cisim tarafından, ne vakit sana bekā kokusu gelir? Eğer sana bu bekā kokusu lâzım ise, onu o kokunun mevzi'i olan rûh tarafından iste!"

2223. Hubbu'l-vatan böyle dürüst olur, ey efendi sen evvelâ vatanı tanı!

Ya'ni, "Kokunun mahallini ta'yînden sonra, koklanacak şeyi o mahalle götürmek lâzım geldiği gibi حب الوطن من الايمان ["Vatan sevgisi îmândandır"] hadîs-i şerîfine de doğru ma'nâ verilmiş olabilmek için, evvelâ vatanı tanımak ve sonra da muhabbetini ona tevcih etmek lâzım gelir ki, îmân sâbit olabilsin!" Zîrâ bu "vatan" bir kimsenin doğduğu ve yaşadığı memleket ma'nâsına alınırsa, kâfirler ve mecûsîler ve putperestler dahi, kendi vatanlarının muhibbidirler ve bu vatanlarını düşmanlarına vermemek için kanlarını dökerler ve canlarını fedâ ederler. Binâenaleyh bunların bu muhabbeti dahi îmândan neşet etmek lâzım gelir. Böyle olunca, hadîs-i şerîfdeki vatan, mevt ile rücû' olunacak olan vatan-ı aslîden ibaret olur ve "Hubbü'l-vatanın îmândan olması" bu ma'nâya göre doğru ve sahîh olur.