İçeriğe atla

Bu Kâbillî sihirbazdan oğlunun halâsı hakkında pâdişâhın duâsının müstecâb olması

39. bölüm / 48 · 674 kelime · ~4 dk okuma

3147. O uzakdan bu haberi işitmiş idi ki, bu oğlan kocakarının esîri oldu.

Ya’ni, seyyah olan o sihirbaz bu şehzâdenin sihir vâsıtasıyla bir kocakarının esîri ve âşığı olduğu haberini uzakdan işitmiş idi.

3148. Zîrâ, o acûze sihirbazlıkda nazîrsiz ve misilden ve ikilikden emîn idi.

"Îmin", "âmin" kelimesinin imâle olunmuşudur. "Düvî", ikilik ma'nâsınadır. Ya'ni "O Kâbilli kocakarının sihirbazlıkda nazîri yok idi ve kendisi de kendisinin misli olmadığından ve sihirbazlıkda kendisinin bir ikincisi bulunmadığından emîn idi."

3149. Ey delikanlı, fende ve kuvvetde Huda'nın eline kadar el el üstündedir!

"Dest", kelimesinin elden başka diğer ma'nâları da vardır; burada "kudret" demekdir. "Fen", burada ilme müstenid olan san'at demekdir ki, bundan kuvvet-i mâneviyye murâd buyurulur. "Zûr", kuvvet-i maddiyyedir. Bu beyt-i şerîf Cenâb-ı Pîr efendimiz tarafından irşâden beyân buyurulur. Ya'ni, "Ey genç sâlik, sakın bildiklerine ve kudret-i maddiyyene mağrûr olma! Zîrâ, gerek kuvvet-i ma'neviyyede ve gerek kuvvet-i maddiyyede kudret-i ilâhiyye mertebesine kadar kudret kudret üstündedir. Nitekim bu ma'nâ, وَفَوْقَ كُلِّ ذِى عِلْمٍ عَلِيمٌ (Yûsuf, 12/76) Ya'ni, "Her bir ilim sahibinin üstünde bir alîm vardır" âyet-i kerîmesinde beyân buyurulmuşdur.

3150. Ellerin müntehâsı Huda'nın elidir. Şübhesiz deniz sellerin müntehâ[3163]sıdır.

Kudretlerin müntehâsı Hudâ'nın kudretidir ve Hakk'ın kudretinin üstünde başka kudret yokdur. Zîrâ mezâhirde zâhir olan kudret, Hakk'ın sıfat-ı kudretinin pertevidir. Binâenaleyh, bu pertev ve aks mezâhirin fenâsından sonra yine Hakk'ın deryâ-yı kudretine rücû' eder. Nitekim deniz sellerin nihâyetidir ve sellerin hepsi denize akıp orada deryâya münkalib olur. Nitekim âyet-i kerîmelerde, وَإِنَّا إِلَى رَبَّنَا لَمُنقَلِبُونَ (Zuhruf, 43/14) Ya'ni, “Biz Rabbimize münkalib oluruz" ve kezâ, وَأَنَّ إِلَى رَبِّكَ الْمُنتَهَى (Necm, 53/42) Ya'ni, "Mezâhirin müntehâsı Rabb'inedir!" buyurulur.

3151. Bulutlar dahi ondan mâye tutarlar; selin nihayeti de ona olur.

"Havadaki bulutların mâyesi ve aslı denizden tebahhur eden sudur. Sonra yağmur hâlinde arza düşüp sel olur ve seller nihâyet yine denize akarlar." Vücûd-i eşyâ ve mezâhir dahi bu misâle mutâbıkdır. Vücûd-i hakîkî Hakkın'dır. Bu vücûdât-ı izâfiyye kendi varlıklarını Hakk'ın varlığından iktisâb ederler. Sonra fânî olup kendi mâyeleri ve asılları olan Hakk'ın varlığına gidip orada yok olurlar ve deryâ-yı vücûda karışırlar. وَإِلَيْهِ يرجع الأمر كله (Hûd, 11/123) Ya'ni, "Emrin hepsi Hakk'a rücû' eder."

3152. Şah ona dedi ki: "Bu oğlan elden gitti!" Dedi: "İşte büyük derman olarak geldim!"

Şâh, o usta sihirbaza dedi ki: "Benim oğlum elden gitti." "Ez dest reften", bî-hodlukdan ve ihtiyârsızlıkdan ve ıztırâbdan kinâyedir (Burhân). Bu ta'bîr Türkçe'de de müsta'meldir ve "zâyî olmak” dan kinâye olur. Şâhın bu sözüne cevâben usta sihirbaz dedi ki: "İşte ben emr-i Hak'la onun derdine büyük bir derman ve ilâç olarak geldim!"

3153. "O kenardan erişmiş olan ben dâhîden başka bu sihirbazlardan zale hemtâ yokdur!"

"Kerân", kenar; ve "zâl" burada, "ak saçlı bunak ihtiyar" ma'nâsınadır (Burhân). “Dâhî”, zekî ve âlim ve cesur ve uzağı gören kimse demekdir. Ya'ni, "Ben Hak tarafından geldim ve sihir ilminde dâhîyim. Benden başka bu Kâbilli sihirbaz bunak kocakarıya sihir ilminde nazîr ve hemtâ yokdur. Onunla ancak [ben] başa çıkabilirim!"

3154. "İşte ben, Kirdigâr'ın emriyle Mûsa'nın eli gibi onun sihri için helâk getiririm."

"Kirdigâr", esmâ-i ilâhiyyedendir; "zi sihr"deki "ez" ta'lîl içindir. "Demar", helâk demekdir. Ya'ni, "İşte ben, Hak Teâlâ'nın emriyle Fir'avun'u ve onun sihirlerini Mûsâ (a.s.)ın eli helâk ettiği gibi, o kocakarının sihri için helâk getiririm."

3155. "Zîrâ bu ilim bana istihfaf olunmuş olan sihir şakirdliği olmaksızın o tarafdan geldi."

3156. "Onun sihrini açmak için, şehzade sarı yüzlü kalmamak için geldim."

"Tâ ber-küşâyem" ve "tâ nemând"daki "tâ"lar ta'lîl içindir.

3157. "Sihir vaktinde mezarlık tarafına git! Duvarın yanında beyaz mezar vardır."

3158. "Kıble tarafında o yeri tekrar kaz, tâ ki Huda'nın kudretini ve san'atını göresin!"

3159. Bu hikâye çok uzundur sen melûlsun, zübde-i söylüyorum, fuzûlü terk ettim.

Bu büyü kıssasının tafsilâtı uzundur. Ey sâmi' kıssarın zâhirinden sana bıkkınlık ârız olduğunu anladığım için kıssanın zübdesini söylüyorum ve zevâidi bırakıyorum. Hikâyenin tarzından ve âtîdeki beyitlerden anlaşılan budur ki, büyücü kocakarı bir saç kılı veyâ iplik üzerine düğümler bağlayıp okumuş ve üfürmüş ve usta sihirbazın ta'rîf ettiği mezara gömmüş ve pâdişâh dahi gidip bu büyülü düğümleri açmışdır. Nitekim âtîdeki sürh-i şerîfi ta'kîb eden ilk beyit Hind nüshalarında şu sûretde münderiç olup bu ma'nâyı muvazzıh bulunmuşdur; ve bu beyit Ankaravî nüshasında yokdur.