Hâmân'ın sözü onda yer bulması sebebi ile, Mûsâ (a.s.)ın, Fir'avn'ın îmânından nevmîd olması
30. bölüm / 48 · 948 kelime · ~5 dk okuma
2762. Mûsâ dedi: "Lutuf ve cûd gösterdik, halbuki senin hudavendliğine nasib olmadı!"
Mûsâ (a.s.) Fir'avn'a hitâben buyurdu: "Ey Fir'avn, biz seni Hak yoluna da'vet etmekle sana lutf ettik ve kerem gösterdik; halbuki senin bu zâhirî efendiliğine ve hükümdarlığına nasib olmadı."
2763. O efendilik ki, doğruya mensub olmaya, muhakkak onu ne el ve ne de yen bil!
"Doğruya ve Hakk'a mensûb olmayan efendilik, emr-i tasarrufda ne el ve ne de yen hükmünde değildir." El hükmünde değildir, çünki el bir san'atkârın aklı dairesinde iş görür ve intizâm te'mîn eder. Halbuki Hakk'a mensûb olmayan efendinin umûrunda intizâm ve hüsn-i netice aramak abesdir; ve yen hükmünde de değildir. Çünki yen, eli ve kolu setr ve hifz eder; onun efendiliği ise, onu hifz etmek şöyle dursun, bilakis başının belâsıdır. Nitekim Fir'avn'ın efendiliğinin akıbeti meydandadır; ve târihte Fir'avn meşrebinde hükümdarların sû-i âkıbetlerini tafsîle hâcet yokdur.
2764. O efendilik ki, çalınmış ola, gönülsüz ve cansız ve gözsüz olur.
"Çalınmış olan, ya'ni zâtî olmayıp, ârizî olan efendiliğin ne kalbi ve ne de canı ve ne de gözü olur." Ya'ni, kalbi olmadığı için efendiliğin muktezâsı olan vazâifi idrak edemez. Rûhu olmadığı için, efendiliğin îcâbâtıyla kāim olup, hareket edemez ve gözsüz olduğu için mertebesinin iktizâsı olan hak ve adli göremez.
2765. O efendiliği ki, sana avâm verdiler, borç gibi senden geri alırlar.
"Bu sûrî efendilik ve hükümdarlık ki, avâm-ı halkın intihabıyla sana geldi, zâtî olan bir efendilik değildir; bir gün gelir ki, onu sana veren avâm-ı halk, borç gibi senden geri alır." Hükümdarların ve pâdişâhların hal'i ve reîs-i cumhurların tekrar halk tarafından adem-i intihabı vukūâtı târih sayfalarında mebzûlen beyân olunmuşdur. Numûne ibrâzına hâcet yokdur; zîrâ bu ârızî efendiliğin idaresi altında muvâfıklar bulunduğu gibi, muhâlifler de vardır.
2766. Ariyet olan efendiliği Hakk'a ver, tâ ki sana ittifak olunmuş efendilik bahş etsin!
"Mâdemki âriyet ve ârızî olan efendilik borç gibi bilâhire geri verilecek bir şeydir ve böyle bir efendiliğin idaresi altında muhâlifler de bulunduğundan onların galebesi ihtimâliyle kalb ıztırâb içindedir; binâenaleyh bu izâfî ve âriyet olan efendiliği Hakk'a ver; tâ ki sana bir hakîkî ve aslî efendilik bahş etsin ki, sana tâbi' olanların arasında aslâ muhâlif bulunmasın ve hepsi müttefikan senin efendiliğine karşı baş eğsinler!" Ma'lûm olsun [ki], bu efendilik insân-ı kâmilin efendiliğidir. Zîrâ bu vücûd-ı izâfî âleminde şâh-ı hakîkî insân-ı kâmildir ve onlar isterlerse sûrî şahların umûrunda tasarruf ederler. Atîdeki menkabe bu tasarrufun burhânıdır:
617 sene-i hicriyyesinde Sultân Muhammed Harzemşâh ile sultân Alâeddîn-i Selçûkî arasında harb vâki' oldu. Sultân Alâeddîn tebdîl-i kıyafet ederek Harzemşâh'ın ordusunu tecessüs için birkaç Türk ve hediyeler ile beraber, gûyâ Erzurum havâlîsi Türkleri'nden imiş gibi Harzemşâhın huzuruna çıkmışlar. Harzemşah, Sultan Alâeddîn'in aleyhinde sözler söyleyen bu câsuslardan memnun olmuş ve onlara çadır kurdurmuş. Sultan Alâeddîn o gece Harzemşâh'ın ordusundaki çadır içinde uyumuş; diğer taraftan dahi Harzemşâh'a bunların câsus olmak ihtimali fikri vârid olmuş. O gece Hz. Pîr'in peder-i âlîleri olan Sultânu'l-Ulemâ Bahâeddîn Veled (k.s.) hazretleri, Sultan Alâeddîn'e zâhir olup: "Melik uyku vakti değildir çabuk kalk, atına bin!" bu-
2767. Arab beyleri toplandılar, Peygamber'in nezdinde niza' edici oldular.
2768. Dediler ki: "Sen beysin, bizden her birimiz dahi beydir; bu mülkü pay et, kendi payını al!"
2769. "Her birisi kendi babında insaf isteyicidir; sen bizim payımızdan iki elini yıka!"
"Mülkü taksîm et, her bey kendi payını alsın; onların her birisi kendi payında hak ve insaf isteyicidir. Ya'ni kendi payına râzı ol da, böyle bir taksîm-den sonra sen de bizim payımıza el uzatmakdan ve tecavüzden vazgeç!"
2770. Dedi: "Beyliği bana Hak vermişdir, emr-i mutlakın serverliğini ver-[2782] mişdir."
Server-i âlem (s.a.v.) Efendimiz Arab beylerine cevaben buyurdu ki: "Ey ümerâ-yı Arab, beyliği bana Hak Teâlâ hazretleri vermişdir." Nitekim إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ (Fetih, 48/10) ya'ni “Sana mübâyaa edenler, ancak Allâh'a mübâyaa ederler" âyet-i kerîmesinde Resûl-i Ekrem hazretlerine olan bîatın, Allâh Teâlâ hazretlerine bîat olduğu sarîhdir. "Ve benim serverliğim ve riyâsetim mahall ve kavmiyyet kayıdlarıyla mukayyed olmayıp, küre-i arz üzerindeki beşerin alelıtlâk cümlesine şâmildir; Ya'ni yalnız Arab kavmine veyâ Arabistan Yarımadası'na meb'ûs değildir." Nitekim sûre-i Sebe'de وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ (Sebe', 34/28) ya'ni “Biz seni ancak nâsın kâffesine beşîr ve nezîr olarak görderdik velâkin nâsın çoğu bilmiyorlar" buyurulur.
2771. Zîrâ bu Ahmed'in kırânıdır ve onun devridir; âgâh olun, onun emrini tutun, korkunuz!
"Kırân", müfâale bâbından masdardır; mukārenet ma'nâsınadır. Bir adama veyâ bir şeye yâr ve hemdem ve musâhib olmak demekdir. Ya'ni, "Bu zamân, âhir zamân peygamberi Ahmed (a.s.v.)a mukārindir ve o hazretin devridir; ve bu zamanda kendisine tâbi' olacak başka bir ferd yokdur; binâenaleyh o hazretin emrini tutun ve korkun! "
2772. Kavim ona dediler ki: "Biz dahi o kazâdan hâkimiz ve bize de beyliği Hudâ verdi."
Arab beyleri Resûl-i Ekrem Efendimiz'e dediler ki: "Biz dahi kazâ-yı ilâhîden dolayı halk üzerine hâkim olduk; bize de beyliği Hak Teâlâ hazretleri verdi."
2773. Dedi: "Fakat bana Hak mülk verdi, size zâddan dolayı âriyet verdi."
"Zâd", "zâden" masdarından hâsıl-ı masdardır, “doğum" ma'nâsınadır. Ya'ni, Arab beylerine cevâben Resûl-i Ekrem Efendimiz buyurdular ki: "Hakk'ın bana verdiği emîrlik, bana temlîk sûretiyledir ki, ben o beyliğin nef'ine değil, aslına mâlikim; size verilen beylik ise iâre sûretiyle verilmişdir; siz onun aslına değil, menfaatine mâlik olursunuz. Âriyet olan şeyi sahibi yine alır; ve fakat temlîk olunan şey alınmaz. Ve bu beylik size doğum cihetinden mahlûk tarafından müteselsilen gelmişdir; benimki ise, doğrudan doğruya Hak tarafından verilmişdir."
2774. "Benim beyliğim kıyamete kadar bâkîdir; âriyete mensub olan beylik kırılacakdır."
"Benim beyliğim ve şer' ve kānûnum kıyâmete kadar ümmet-i islâmiyye arasında bâkîdir; fakat sizin âriyete mensûb olan beyliğiniz, emsâliniz vech ile kırılacak ve münkarız olacakdır."
2775. Kavim dediler: "Ey bey çok söyleme, senin ziyade isteyiciliğin üzerine hüccet nedir?"
Arab beyleri Resûl-i Ekrem'e hitâben dediler ki: "Ey bey, çok söyleme, senin beyliğin bizim beyliğimiz üzerine müreccah olduğunu hüccet ve delîl ile isbât et!"