Sel gelmesi ve selin def' olması için beylerin kesilmiş ağaç dalı atması ve Mustafa (a.s.)ın beyler üzerine gālib olması
31. bölüm / 48 · 736 kelime · ~4 dk okuma
2776. Derhal acı emirden bir bulut zahir oldu sel geldi, o taraflar dolu oldu.
Arab beylerini ilzâm edici olan acı emr-i ilâhî geldiği cihetle derhal havada bir bulut zâhir olup şiddetli yağmur yağmağa başladı ve müdhiş seller aktı ve o tarafları bu seller istîlâ etti.
2777. Çok mehib sel şehre yüz getirdi; şehir halkı ise hep korkmuş olarak efgān edici.
"Mehîb", heybetli ve azametli adam ki, halk kendisinden korkar (Kāmûs). "Raſb", ism-i mef'ûl ma'nâsında, "korkmuş” demekdir. Ya'ni, “Çok korkunç bir sel şehre doğru hücûm etmeğe başladı; şehir halkı ise bu hâl muvâcehesinde hep korkmuş olarak feryâd ve figān edici idiler."
2778. Peygamber dedi ki: "Gümân ayân olmak için şimdi imtihan vakti geldi!"
Ya'ni, Peygamber, "Şübheler âşikâr olmak ve zanlar yakîne mübeddel olmak için, şimdi imtihân olmak vakti geldi!" buyurdu.
2779. Her bir bey kendi mızrağını bıraktı, ta ki imtihanda o sel bağlayıcı ola.
"Şiddetle akan seli durdurmak imtihanında, sel bağlayıcı olmak için, her bir bey kendi elindeki mızrağı sele bıraktı." "Tâ şeved"deki "tâ", ta'lîm içindir. "Seyl-bend", vasf-ı terkîbidir.
2780. Müteakiben Mustafâ ona kazibi, o fermân götürücü kazîb-i mu'cizi [2792] attı.
"Kazīb", ağaç dalı; "revâ", "reften" masdarından sıfat-ı müşebbehedir; "götürücü" ma'nâsına dır. Ya'ni "Arab beyleri mızraklarını attıkdan sonra, Mustafa (aleyhi's-salâtü ve's-selâm) Efendimiz dahi sele bir ağaç dalı attı ki, o dal fermân götürücü mu'ciz idi, ya'ni hasımları âciz bırakarak emrini ileri götürücü idi."
2781. Mızrakları bir çöp gibi kaptı, çok kaynayan inadçı selin şedîd suyu.
Bu beyt-i şerîfde mef'ûl, fâile tekaddüm etmişdir. Birinci mısra' mef'ûl ve ikinci mısra' fâildir. Ya'ni "Çok kaynayan inadçı selin şedîd suyu Arab beylerinin attıkları mızrakları kaptı, götürdü."
2782. Mızrakların hepsi gaib oldu; halbuki o dal, rakib gibi suyun başı üzerinde durmuş idi.
Arab beylerinin mızraklarının hepsi suda kaybolmuş oldu; halbuki Resûl-i Ekrem Efendimiz hazretlerinin attığı dal, selin akıntısından vâbeste kalıp, bir bekçi gibi suyun sathı üzerinde durmuş idi.
2783. O dalın ihtimamından, o azîm olan sel yüz çevirdi ve o sel gitti.
"Resûl-i Ekrem hazretlerinin attığı dalın ikdâm ve kasdı yüzünden, o şiddetli sel, şehir tarafından geri dönüp gitti.” “İhtimâm", ikdâm ve kasd etmek ma'nâsınadır. Hind nüshalarında, ikinci mısra' رو بگردانید و سوی بحر رفت ya'ni "Yüz çevirdi ve deniz tarafına gitti" sûretinde vâki'dir.
2784. Vaktaki ondan o emr-i azîmi gördüler, binâenaleyh o beyler korkudan mukırr oldular.
Vaktâki Arab beyleri Resûl-i Ekrem hazretlerinden o mu'cize-i azîmi gördüler ve o hazretin bu tasarruf-ı acîbinden korkup, nübüvvetini tasdîk ettiler.
2785. Üç kimseden gayri ki, onların hıkdı galib idi, inkârdan nâşî ona sâhir ve kâhin dediler.
"Hıkd", kin; "çîre", gālib; "cuhûd", inkâr ma'nâlarınadır. "Kâhin", falcı ve gāibden haber verdiği zannolunan kimse. Ya'ni "Arab beylerinden üç kimse îmân etmedi. Çünki onların nefislerinde kîn gālib idi; ve nefsinde kîn gālib olan kimse ne kadar hârika görse tasdîk etmez; inkârında ve inâdında ısrâr eder. Binâenaleyh o üç kimse bu mu'cize-i azîmi görüp, bunun bir hârika olduğunu tasdîk etmekle beraber, "Sihir ve kehânetdir!" dediler ve nübüvveti tasdîk etmediler.
2786. Mülk-i mukayyed öyle zayıf olur, mülk-i mutlak ise böyle şerîf olur.
"Ber beste", bağlanmış ve mukayyed; "ber reste" kayıddan kurtulmuş ve mutlak ve âzâd ma'nâsınadır. Ya'ni, "Hayât-ı faniyenin devamı ile mukayyed olan mülk öyle zayıf olur; zîrâ bu hayât-ı fâniye esîr-i tabiatdır ve onun ahvâline tabîat hâkimdir. Binâenaleyh onun mülkü ve mâlikiyeti çürük ve zayıf olur. Ve fakat tabiat kaydından kurtulmuş ve hayât-ı bâkiye ile diri bulunmuş olan enbiyâ ve onların vârisleri olan evliyânın mülkü ve mâlikiyeti şerîf ve kavîdir." Zîrâ onlar sûret-i abdâniyyede, vücûd-ı Hakkānî ile kāimlerdir ve onların tasarrufu, Hakk'ın tasarrufudur.
2787. Eğer ağaç dalı ile mızrakları görmedin ise, ey necib onların adını gör, onun adını gör!
Ey aslı temiz olan mü'min, eğer sen zamân-ı saâdetden sonra, âlem-i hayâta gelip, seli ve Arab beylerinin mızraklarını ve Resûl-i Ekrem'in attığı ağaç dalını görmedin ise, idrâk ettiğin bu zaman içinde onların adı ile Resûl-i Ekrem'in ism-i şerîfini gör!
2788. Onların adını ölümün şiddetli seli götürdü; onun adı ve kavî devleti ölmedi.
"Arab beylerinin adını ölüm seli sildi süpürdü; bugün onların adını anan kalmadı; fakat Server-i âlem Efendimiz'in nâm-ı mübâreki ve onun vaz' ettiği kavî devletin temeli çürümedi." Küre-i arz üzerinde yaşayan üç yüz elli milyon müslüman, beş vakitde, ezanda ve kāmetde ve namazda onun ism-i şerîfini anıyorlar.
2789. Devâm üzere onun beş nevbetini vururlar; kıyamet gününe kadar her gün böyledir.
"Beş nevbet"den murâd, beş vakit namaz, ezân ve kāmetdir. Küre-i arz üzerinde kıyâmete kadar bu hâl böyle her gün devam eder.